İngiltere Dışişleri Bakanı'nın açıkladığı belgeler, Çin'in Uygur Türkleri ve diğer etnik azınlıklar üzerinde uyguladığı baskıyı gözler önüne seriyor.

İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, elde edilen yeni kanıtların Çin'in Uygur Türkleri ve diğer etnik azınlıklara yönelik muamelesinin olağanüstü derecedeki büyüklüğünü gösterdiğini belirterek Sincan Özerk Bölgesi'ne yapacağı ziyarette Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri'ne tam ve sınırsız erişim izni vermesini istedi.

Truss, yaptığı yazılı açıklamada, Çin hükümeti belgelerinden Pekin'in Sincan'daki insan hakları ihlallerine ilişkin daha fazla şok edici ayrıntıların ortaya çıktığını belirtti.

Yeni kanıtların Çin'in zorla çalıştırma, din özgürlüğüne yönelik ciddi kısıtlamalar, ebeveynlerin çocuklarından ayrılması, zorla doğum kontrolü ve toplu hapsetme gibi uygulamaları içerdiğini kaydeden İngiliz Dışişleri Bakanı, bunların Uygur Türkleri ve diğer etnik azınlıklara yönelik muamelenin olağanüstü derecedeki büyüklüğünü gösterdiğini vurguladı.

İngiltere'nin uluslararası ortaklarıyla Çin'den hesap sormaya kararlı olduğunu belirten Truss, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet'e sahadaki gerçekleri kapsamlı şekilde değerlendirebilmesi için bölgeye tam ve sınırsız erişim izni verilmesini gerektiğini ifade etti.

Lavrov: Kararları alan Zelenskiy değil Lavrov: Kararları alan Zelenskiy değil

Truss, Bachelet'nin ziyaretini yakından takip ettiklerini vurgulayarak, erişim izni sağlanmaması durumunda bunun Çin'in Sincan'daki eylemlerini saklama girişimlerinin altını çizeceği uyarısında bulundu.

Hackerlar tarafından Çin'deki 2 yerel polis teşkilatının bilgisayar sistemlerinden elde edilen dosya ve fotoğraflar basınla paylaşılmıştı. Belgeler, "www.xinjiangpolicefiles.org" sitesi üzerinden de erişime açılmıştı.

ÇİN'İN SİSTEMATİK HAK İHLALLERİ
Çin, son yıllarda Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki Uygur Türkleri ve diğer azınlık mensuplarını hedef alan sistematik hak ihlallerine ilişkin iddialar nedeniyle uluslararası kamuoyunda eleştirilere hedef oluyor.

Türkiye'nin de yer aldığı BM üyesi 43 ülke, 21 Ekim 2021'de New York'ta düzenlenen BM İnsan Hakları Komitesi Toplantısı'nda yaptıkları ortak açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde 1 milyondan fazla kişinin "yeniden eğitim merkezi" adı verilen siyasi kamplarda alıkonulduğundan, işkence, kötü muamele, insanlık dışı ve aşağılayıcı cezalandırma, zorla kısırlaştırma, cinsel şiddet ve çocukları ailelerinden ayırma gibi yaygın ve sistematik insan hakları ihlallerine maruz kalmasından duydukları endişeyi dile getirmişti.

Açıklamada, bölgede din ve inanç özgürlüğü ile seyahat, toplantı ve ifade özgürlükleri üzerinde kısıtlamalar bulunduğu ve yaygın kullanılan elektronik izleme teknolojilerinin orantısız şekilde Uygurları ve diğer azınlık mensuplarını hedef aldığı belirtilmişti.

Pekin yönetiminin hukukun üstünlüğü ilkesine ve insan haklarını koruma konusundaki ulusal ve uluslararası yükümlülüklerine uyması gerektiği vurgulanan açıklamada, "Çin'e BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve ofisinin de dahil bağımsız gözlemcilere Sincan'a hızlı, anlamlı ve serbest erişim sağlama çağrısı yapıyoruz" ifadeleri yer almıştı.

Çin, Sincan'da kaç kamp bulunduğuna, buralarda kaç kişinin olduğuna ve söz konusu kişilerden ne kadarının sosyal hayata döndüğüne ilişkin bilgi vermezken kendi belirlediği birkaç kampın az sayıda yabancı diplomat ve basın mensubu tarafından kısmen görülmesine izin vermişti.

ZORLA ÇALIŞTIRMA
Öte yandan çok sayıda Uygur Türkü'nün bölgedeki fabrikalarda zorla çalıştırıldığı iddia edilmiş, Sincan'daki bazı işletmeler, "zorla çalıştırma" yoluyla üretim yapıldığına dair iddiaların hedefi olmuştu.

ABD Kongresi, Aralık 2021'de Çin'in Uygur Özerk Bölgesi'nde Uygur Türkleri ile diğer etnik ve dini azınlıkların zorla çalıştırılması yoluyla ürettiği malların ABD'ye ithalatının yasaklanmasını öngören yasayı kabul etmişti.

Washington yönetimi, iddialara konu olan işletmelere ve onlarla çalışan şirketlere yaptırım kararları almıştı.

Pekin yönetiminin sözcüleri ise zorla çalıştırma iddialarını "Çin-karşıtı güçler tarafından uydurulmuş yalanlar" olarak nitelemiş; ülkedeki insan hakları durumunun gerçeğe aykırı olarak karalanmaya çalışıldığını savunmuştu.