Vatanını erkek gibi koruyamayan kadın gibi ağlar

VATANINI ERKEK GİBİ KORUYAMAYAN KADIN GİBİ AĞLAR

( Endülüs Ayrılıktan Yıkıldı-3 )

Sarayla bütünleşmiş, etrafı dalkavuklarla çevrilmiş Sultan Ebul Hasan, gerçekte kendi başlarına güç olamayan Navar-Aragon Kralı Ferdinand ile Kastilya Kraliçesi İzabella'nın, kendilerine karşı bir güç olmak için evlendiklerini anlayamadı. 

Şayet bu durumu fark edip, ona göre tedbirini alarak, ikisinin arasını bozmaya çalışarak bu evliliği önleyebilseydi, belki de Endülüs yeniden eski mazisine dönecekti.

Fakat o saraydan çıkmıyordu. Onun bütün dünyası El-hamra sarayı idi. Dışarıda köylerin, şehirlerinin talan edildiğinden, sarayın içinde bile kendisi aleyhinde komplolar hazırlayan ayrılıkçıların varlığından habersizdi. Belki haberi vardı, fakat böylesi işine geliyordu kimbilir. Ve en büyük korkusu saraydan çıkarsa, saraya başkaları oturabilir endişesiydi.

Karısı Emire Ayşe, oğlu ve vezirleri tahtı ele geçirme mücadelesi yapıyorlardı ve bunun için kendi aralarında işbirliği kurmuşlardı. Nihayet bir zaman sonra ordunun başına geçip halkın sevgisini kazanmayı ve daha güçlenmeyi düşünerek bir sefere çıkan Ebul Hasan, daha savaşmakta ve zafere ulaşmak üzereyken Emire Ayşe'nin yardımıyla, oğlu Ebu Abdullah saraya yerleşip tahta oturdu. 

Abdullah işret alemleriyle ünlü, sürekli içen birisidir. Savaşı kazanmak üzereyken oğlunun tahta geçtiğini duyunca muhasarayı kaldırıp hemen geriye döndü Ebul Hasan. Fakat oğlu kapıları yüzüne kapatmıştır.

Sultan Ebu Abdullah'dı ve ülke alabildiğine huzursuzdu. İspanyol'ların saldırıları sürerken, o işret alemleriyle meşguldü. Annesi Emire Ayşe ise İzabella'ya benzeme hevesi gütmekteydi. Onların saraydan dışarıya çıkamaması halkı huzursuz etti. Hoşnutsuzluk herkesi kuşattı. Halkın bu tepkisini bastırabilmek maksadıyla kolay zafer olarak gördüğü Lukne'ye saldırdı Abdullah. Halk zafere susamıştı, en küçük başarılarda bile bayram ediyorlardı. Fakat Abdullah, Lukne'de bozguna uğradı, daha kötüsü orada Kral Ferdinand'ın tarafına geçip halkına ihanet etti.

Onun amcası El-Zagal savaşçı bir komutandı. Ebul Hasan ve Abdullah sarayda otururken, o sahralara çıkıp düşmanın üstüne saldırıyor, İspanyollara karşı amansız cenk veriyordu. Halkın ekseriyeti onu tutuyor, sultanlığa onu layık görüyorlardı. 

El-Zagal sultan oldu. Emire Ayşe'nin vasıtasıyla Abdullah yine geldi. El Zagal memlekette kargaşalığın büyümemesi için, ülkeyi ve askerleri onunla bölüştü. Böylece düşmana karşı bir hareket etme imkanı vardır. El-Zagal ve Abdullah'ın orduları birlikte İspanyollara saldırdı, savaşın en kızgın yerinde Abdullah askerlerini çekip savaş meydanından ayrıldı. El-Zagal ve ordu bu halde iken Valas kalesi İspanyolların eline geçmişti. Abdullah yine Elhamraya sığındı, peşinden koşup gelen el-Zagal'a da kapıları kapattı.

Olaylar öyle karışık hale büründü ki, insanın aklı şaşar. Ebu Abdullah değişmiş, biraz aklı başına gelmiştir. O kahraman El-Zagal ise Kral Ferdinand'a gidip sulh teklif etmiş, sonra taraf olmuştur. İspanyollar şimdi onu tahta oturtma hevesiyle kullanıyorlardı. Abdullah'ın geç uyanması fayda etmedi ve İspanyollar Gırnata'ya girdiler. 

Endülüs'ü tamamıyla yok etme sevinciyle her yeri talan edip, camilere haç taktılar. Kütüphanelerdeki kitapları meydanlarda toplayıp yaktılar. Halkı kılıçtan geçirdiler. Kaçabilenler çeşitli yerlere kaçtı. Osmanlı, Cem Sultan meselesinden dolayı bir karışıklık yaşamakta, II. Beyazıd Endülüs'ün yıkılışını engelleyememekte, oradan buraya yardım elini uzatamamaktadır. Endülüs ise İspanyolların eline geçmiştir. Kaçanlar kaçmaktadır.

Bu kaçanların arasında Abdullah'la annesi de vardır. El-Zagal Tunus'a gitti, memleketini koruyamayan insanı kabul etmedi Tunus. Zagal dilencilik yaptı, gözleri kör oldu. Ben Endülüs sultanıyım dedikçe, sokaktakiler onunla alay ettiler. Bu halde bir hayat sürdü ve öldü. 

Abdullah, İspanyollar tarafından sultan kabul edilmesine rağmen, halkın zulmedilişine dayanamayıp herşeyini Ferdinand'a sattı ve annesiyle Fas'a kaçmaya başladı. Mahiyetiyle birlikte o cennete benzer memleketinden uzaklaşırken sürekli ah çekiyordu, sürekli ağlıyordu. Onun ahları Padul tepesine isim oldu. İspanyollar o tepeye "Arabın ah ettiği tepe" dediler. Abdullah ağlayıp ah ederken, çeşitli entrikalar çeviren annesi Emire Ayşe bile dayanamadı ve şöyle haykırdı: "Vatanını erkek gibi koruyamayanlar, işte kadın gibi ağlar!.."​

Davalarını kaybedenler vatanlarını da kaybediyorlardı.

Saygılarımla.....

Kemalettin İSAOĞLU

Twitter: @Kaymesbi

YORUM EKLE

banner5