Yalnızlaştırılan Lider ve davaya sırt dönenler

Abone Ol

AK Parti’nin kurucularından biri olan Hüseyin Çelik’in ANKA Ajansı’na verdiği röportajda söyledikleri bir süredir fısıltıyla konuşulan ama yüksek sesle dillendirilemeyen bir gerçeği ortaya koydu: Meclis hiçbir dönem bu kadar etkisiz olmadı. Çelik, ülkenin giderek artan gerilimini düşürmek için bazı “Âkil insanların” devreye girmesi gerektiğini söylerken, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başta olmak üzere, Haşim Kılıç, Hikmet Çetin, Ertuğrul Günay, Zülfü Livaneli ve Bülent Arınç gibi isimleri göreve çağırdı. Bu çağrı, sadece siyasi tansiyona değil, aslında AK Parti içindeki uzun süredir devam eden kırılmaya da işaret ediyor.

Ancak burada asıl dikkat çekilmesi gereken, Recep Tayyip Erdoğan’ın giderek yalnızlaştırıldığı gerçeğidir. Erdoğan’ın çevresinde kalanların bir kısmı, ne yazık ki halkın gündeminden kopmuş, makam ve menfaat için orada kalmayı tercih eden kişilerden ibaret hale gelmiş görünüyor. Liyakatin yerini torpilin, adaletin yerini yandaş kayırmanın, devlet ciddiyetinin yerini ise dar grup çıkarlarının alması; sadece partiyi değil, ülkeyi de yıpratıyor.

Sayın Erdoğan, bu yalnızlaştırma çemberini kırmak ve milletin kendisine olan güvenini yeniden perçinlemek istiyorsa önce iç muhasebesini yapmalıdır. Kendi yol arkadaşlarının bir bir uzaklaştığı bu dönemde, halktan gelen seslere kulak vererek yeniden kucaklayıcı, adaleti önceleyen, liyakati esas alan bir lider rolüne dönmelidir. Erdoğan, partiyi gerçek dava adamlarından ayıran görünmez duvarları yıkmalı ve kendi içindeki yozlaşmayı açık yüreklilikle görmelidir.

Unutmamak gerekir ki, bugün kendisine karşı muhalif gibi görünen bazı isimler, vaktiyle o sofranın baş köşesinde oturuyordu. Koltuk ellerinden gittiğinde ilk taşları atanlar, o günlerde methiyeler düzenlerdi. Bu da aslında bir başka ahlaki sorgulamayı gerektiriyor: Koltuk elden gidince taraf değiştirenlerin, davayı bir menfaat aracı gibi görenlerin ne kadar ilkesiz olduğunu ortaya koyuyor. Erdoğan’a düşman kesilenlerin birçoğu, zamanında yanında olup her kararda alkış tutan kişilerdi. Bu çelişkinin farkında olmak, bugünü ve yarını sağlıklı analiz etmek açısından büyük önem taşıyor.

Ayrıca Erdoğan’ın ayrılıp farklı siyasi oluşumlar kuran eski yol arkadaşlarının söylemlerine de dikkatle yaklaşması gerekir. Yapıcı eleştiri ile yıkıcı hesaplaşma arasındaki farkı ayırabilmek, liderlik basiretinin bir gereğidir. Her muhalif sesin haklı olmadığı gibi, her alkışın da samimi olmadığını bilmek, artık kaçınılmaz hale gelmiştir.

Sonuç olarak, bu süreç Erdoğan’a hem AK Parti’yi hem de kendi liderliğini yeniden inşa etmek için bir fırsat sunabilir. Gerçekle yüzleşen bir lider, yalnızlığını halkıyla paylaşarak aşabilir. Ama bunun için önce makam koridorlarının sessizliğini değil, sokaktaki vatandaşın sesini dinlemek gerekir.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }