Bayram Kimlerin Hakkı?

“Barış ve esenlik dini olarak sunulan dinin yaşandığı söylenen bütün ülkelerde insanların yanında birbirlerini ezmeleri, yok etme derdinde olmaları da “Müslümanlık buysa ben yokum” dedirtmişti. Aslında çok iyi biliniliyordu ki; Müslümanlık bu değildi.”

Bayram Kimlerin Hakkı?
Aile Danışmanı-Yazar Asiye Türkan’ın kaleme aldığı “Bayram kimlerin hakkı?” başlıklı yazı:

Dünyanın kan gölüne döndüğü şu zaman diliminde bayramsa bayramınız mübarek olsun. Kanlı yüreklerin kınalı ellere dönüşmesi dualarımız. Arife günleri annelerimiz ellerimize kına yakardı. Şimdilerde ise yüreklerde kınalar…

İnsanlar, insanlık tarihi boyunca gücünden, azabından korktukları, kötülüklerden koruyacağına inandığı, iyiliklerini umdukları, dualarına icabet edeceği düşüncesine kapıldığı, kendisinden üstün gördüğü varlıklara kurbanlar adamıştır.

Bu kurbanlar ile öncelikle inandıkları gücün gazabından korunacak, sevgisini hak ederek korktuklarından emin olacaklardı. Kendi yapamadıklarına karşı korunmuş olacaklardı.

İlk kanlı eylem ilk iki evlat arasında olmuştu. Hz. Adem ve eşinin iki oğlunun durumu Maide suresinin 27. Ayetinde anlatılır. Kurban adadıkları, birini kurbanının kabul, diğerinin kabul olmadığı, kabul olmayanın kıskançlığından dolayı öldürme planları yaptığı ve kurbanı kabul edilen kardeşinin ayetin devamında söylediği sözler takip etmişti:

“Allah Yalnız kendine saygılı olanların kurbanını kabul eder.”

Bizleri doru yola götürecek, susamış gönüllere hidayet sunacak kitabında Hak Teala şöyle buyurmuştur:

“Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; ona ulaşacak olan sizin takvanızdır. Onları bu şekilde sizin hizmetinize verdik ki Allah’ın yol göstermesine karşılık tekbir getiresiniz. Sen güzel davrananlara müjde ver. ” (Hac 22/37)

Aklı baliğ olmuş her birey, yerlerin, göklerin hatta kendisinin yegane sahibinin ve yaratanın Allah olduğunu bilir. Yalnız başına kaldığında, başı sıkıştığında, ölümle burun buruna geldiğinde, hastalandığında dualarına icabet edecek olanın Allah olduğunu çok iyi bilir.

Lakin sadece kendine güvenen, haddini aşan insan, içinden gelen sesi bastırmış, kalbindeki bu duygularının üzerini örtmüş, gözünü ve gönlünü hakikate kilitlemişti. Halbuki yürekler her şeyin sahibinden gelecek bütün emirlere uymakla sükûn bulacaktı.

İnsan korkuları ile baş başa kalmayı tercih etmişti. Arada hatırlatmalar, içinden gelen ses ile sürekli mücadele etse de yaşanılan onca haksızlıklar, adaletsizlikler, medyanın İslam fobisi üzerinden yaptığı propagandalar kendisini de etkisi altına almıştı.

Özellikle Müslüman ülkelerde yaşanan barbarlıklar, özgürlük ve adalet arayışı için devamlı yerdikleri batıdan medet ummalar, ilk fırsatta Avrupa’ya gitme hayalleri içinde karşı konulmaz sorgulamalara da sebep vermişti.

Barış ve esenlik dini olarak sunulan dinin yaşandığı söylenen bütün ülkelerde insanların yanında birbirlerini ezmeleri, yok etme derdinde olmaları da “Müslümanlık buysa ben yokum” dedirtmişti. Aslında çok iyi biliniliyordu ki; Müslümanlık bu değildi.

Herkesin at gözlüğü ile olaylara baktığı, hakkın ve adaletin hakim olmadığı, hiç kimsenin hesap verme gereğini hissetmediği, güçlünün güçsüz üzerinde hakim olduğu bir ortamdan ne çıkardı?

Haksızlıkların diz boyu olduğu bu ortamda orman kanunları hakimken, aslanlar kuzuları parçalarken, Allah’ın adaletinde bütün bu haksızlıkların karşılığının olmadığı mı sanılır?

Bayramlar da gerçekten hak edenler için bayram olmalıdır.

Dünyayı ateşe verenlerin, evlerde huzursuzluk çıkaranların, insanların aralarını ayırma planları yapanların, kalbinde zerre kadar fesat olanların, kin ve nefretinden dolayı af edemeyenlerin bayramları kutlu olmasın.

Allah’ın bu kadar açık emirlerine rağmen hala isyan içinde olanların, gücüne ve parasına güvenip girdiği her yerde huzursuzluk çıkaranların bayramları mübarek olmasın.

Bir yandan zalimlerin zulümlerini görüp belalar okuyan lakin yardım etme derdine girmeyenlerin, evinde eşini, evladını, anne babasını, akrabalarını olmadık sıkıntılara uğratanların, eve gelmemesi için dua edilenlerin bayramları mübarek olmasın…

Ölüm; ne zaman geleceği belli olmayan, hayatın en anlamlı ve en istemsiz hareketidir. Hiç kimse ölüme karşı gelememektedir. Hesap günü; yaptıklarımızın hatta yapması gerekirken yapmadıklarımızın karşılığını alacağımız, borçluların borcunu ödeyeceği gündür.

Zira bayramlar “Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm, varlıkların Rabbi olan Allah içindir. (En-am 6/162) iddialı söyleminin altına imzalarını atıp, orucunu Allah için tutanların, Allah’ın karşısına dimdik çıkıp, her hal ve hareketini hesap vereceği şuuru içinde yaşayanların hakkıdır.

Ves-Selam…
Güncelleme Tarihi: 15 Haziran 2018, 08:49
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5