'Müslümanlar kendi aralarındaki utanç verici rekabetlere son vermeliler..'

Atasoy Müftüoğlu "Sahicilikler ve Sahtelikler" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

'Müslümanlar kendi aralarındaki utanç verici rekabetlere son vermeliler..'
Atasoy Müftüoğlu "Sahicilikler ve Sahtelikler" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Müftüoğlu, kişilerin inanarak sahici tercihte bulunmalarının sonuna kadar ilkeli/onurlu yürümeyi mümkün kılacağını belirttiği yazısında şartlara göre tercihte bulunan sahte kişiliklerin ise hiçbir mücadele yürütemeyeceğini vurgularken, son dönemde gündemde sıkça işittiğimiz 'yerli ve milli' kavramlarına da değinerek "yerli/milli olana kapanmak, en büyük mazhariyetten mahrum olmak anlamına gelir" ifadelerini kullandı ve günümüzdeki bilgi imparatorluğunun çok yönlü, çok boyutlu tahakkümü karşısında, eleştirel-yeni-bağımsız seçenekler üretmek yerine, yerli ve milli olana kapanmanın herhangi bir çözüm olmayacağını söyledi.

Atsoy Müftüoğlu'nun yazısının bir kısmı şu şekilde:

Müslüman olmak, tüm zamanlarla, tüm coğrafyalarla ilgili düşünsel-ahlaki bir ufka, hassasiyete ve perspektife sahip olmayı gerektirir. Evrensel hassasiyet ve perspektif bir fantezi olarak değerlendirilemez. Evrensel ahlaki perspektifi ve hassasiyeti reddetmek, ırkçılıkları onaylamak anlamı taşır. Sözünü ettiğimiz perspektifin merkezi rolü sebebiyle, İslam İmparatorlukları dönemlerinde Müslümanlar, farklı kültürlerden, farklı dinlerden, farklı geleneklerden, farklı milliyetlerden gelen insanlarla birlikte yaşama ve evrensel insanlık pratiğini hayata geçirdiler. Geçmişte birlikte yaşayan, farklılıkları sorun teşkil etmeyen unsurlar, milliyetçiliklerin ve mezhepçiliklerin tarihe girişiyle birlikte birbirlerine şüpheyle bakan, birbirlerinden emin olmayan komşular haline geldiler.

...

Genç kuşakların, milliyetçilikler ve mezhepçiliklerin neden olduğu paradigma kaymaları konusunda, paradigma kaymaları etrafında araçsallaştırılmaları, araçsallaştırılabilmeleri, onları çok kültürlü, çok boyutlu ve çok ufuklu düşünmekten, çok ufuklu bilmekten, çok ufuklu algılamaktan alıkoyar. Genç kuşaklara kolay reçeteler sunulmamalıdır. Politik ve dini popülizm uyuşturucularına maruz kalan genç kuşaklar, bu uyuşturucular sebebiyle kendi adlarına konuşma, kendi adlarına düşünme, kendi adlarına yorum yapma imkanını kullanamıyor.

...

Propaganda yoluyla değil, inanarak tercihte bulunanlar, bu tercihleriyle sahici kişiliklerini, sahici karakterlerini ortaya koyarlar. İnanarak tercihte bulunmak sonuna kadar ilkeli/onurlu yürümeyi mümkün kılar. Şartlara göre tercihte bulunanlar bu tercihleriyle sahte kişiliklerini ve sahte karakterlerini ortaya koymuş olurlar. Sahte kişiliklerle, karakterlerle nereye kadar yürünebileceği kestirilemez.

İslami dünya görüşünün, hayat tarzının dünya ölçeğinde sorgulandığı, yargılandığı ve aşağılandığı bir dönemde, sesimizi/bilincimizi/ahlaki gerilimlerimizi bütün insanlığa duyurabilecek sahici düşünürlere, entelektüel kadrolara çok ihtiyacımız olduğu açıktır. Sınırları, işlevleri şartlarına göre değişen, değiştirilebilen konjonktürel, pragmatik dindarlıklarla hiçbir mücadele yürütülemez, şimdiye kadar da yürütülememiştir. Konjonktürel/pragmatik dindarlıkların, gerektiği zamanda, gereken tepkileri gösterdikleri işitilmemiş, duyulmamıştır. Ancak, sahici kişilikler ve ahlaki bütünlüğe sahip olanlar gerektiği zamanda, gereken tavırları gösterir, gereken sorumlulukları üstlenirler. Şartlara göre tercihte bulunan sahte kişiliklerin içerisinde bulundukları ikilemlerle-çelişkilerle yüzleşme ihtiyacı duydukları görüşmemiştir.

Alışkanlıklarımıza ve aşina olduğumuz çevrelere bağlılıklarımızı sürdürmek adına, katlanmamalı, gerektiğinde ilişkilerimizi eleştirel bir incelik içerisinde sürdürmeyi öğrenebilmeliyiz. Bir şeylerin ters/yanlış gittiğini gördüğümüzde, sesimizi yükseltmediğimiz taktirde ahlaki bir aşınma ile karşı karşıya bulunduğumuzu anlayabilmeliyiz. Her tür yabancılaşma, bayağılaşma, sıradanlaşma, şartlara göre hareket etme alışkanlığı gibi sorunlar karşısında risk alarak, hakikatin ifade olmak yerine sessizliği seçmek sorumluluk bilincinin ve ahlaki bütünlüğün kaybına işaret eder. Digerkamlık, başkalarının da, anılmaya değer, takip ve takdir edilmeye değer şeyler yaptığını, ürettiğini kabul ettiğimizde anlam kazanır. Bizleri birbirimizle birleştiren esaslar üzerine yoğunlaşmamız gerekirken, birbirimizi ayıran şeyler üzerinde yoğunlaşmamız bilinçsizliğimize işaret eder. Genç kuşakların rüya aleminde yaşamak yerine, gerçekliğin farkında olan düşüncelere sahip olmaları gerekir.

Her tür farkındalık sorumlulukla bütünleştiğinde büyük bir değer kazanır. Düşünen zihinlerin, kadroların iletişimsizliği kabul edilemez. Düşünce paylaşıldığında hayatiyet kazanır.

Filistin’de, Afganistan’da, Irak ve Suriye’de, Arakan ve Libya’da, insanlığın değerini/onurunu sıfıra indirgeyen sınırsız zorbalık, sınırsız barbarlık, sömürgecilik ve tahakküm çağında, bu sınırsız zorbalık ve barbarlığa maruz kalan, maruz kalmaya devam eden Müslümanların, bütün zamanlara ve coğrafyalara seslerini, mahrumiyetlerini, acı ve ızdıraplarını, derin sorunlarını duyurabilmek için, her şeyden önce, kendi aralarında sürdürdükleri anlamsız ve utanç verici karşıtlıklara, rekabetlere son vermeleri gerekir. Müslümanlar arası rekabetleri anlayışla karşılamak mümkün olmaz. Şimdiye kadar sürdürülegelen rekabetlerden kazançlı çıkan bir taraf yok. Kaldı ki bir tarafın kazançlı çıkması durumunda, kaybeden tarafın Müslüman olması dikkate alındığında bir iftihar vesilesi sayılamaz. Müslümanlar olarak bizlerin, rakiplerimizin hangi konuda olursa olsun bizden daha haklı olabileceklerini kabul edebilecek bir irfan terbiyesine sahip olmamız gerekir.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Güncelleme Tarihi: 02 Mart 2018, 17:57
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5