EHLİYET, LİYAKAT, MESLEĞE SAYGI

EHLİYET, LİYAKAT, MESLEĞE SAYGI
Eğitimde işlerin yeterince iyi gitmeyişini; en başta, işin mutfağından gelmeyen, eğitimci bir bakanın olmayışıyla izah ettik yıllarca. 16. yılda, nihayet yedinci bakanla birlikte eğitimi ve sorunlarını bilen, neredeyse bütün toplumsal kesimler tarafından sevilen, eğitimci bir bakanla tanıştı MEB. Eğitim camiası, bu durumu sevinçle karşıladı ve yeni bakanı bağrına bastı.

Yeni bakanın, eğitimcileri sıkıntıya sokan bazı uygulamaları iptal etmesiyle işlerin daha iyi olacağına dair umutlar iyice arttı. Yeni Bakanımız Sayın Ziya Selçuk, her konuşmasıyla öğretmenleri mest ediyor, öğretmenlerin epey zamandır hasret kaldığı sözleri söylüyordu. Her şey güzeldi ve daha da güzel olacak gibi görünüyordu.

Nihayet 100 günlük eylem planı açıklandı. Orada bir madde eğitimcilerin fazlasıyla dikkatini çekti: Eğitim yöneticiliğinde profesyonel sisteme geçilecek. Bu cümle, eğitim camiası tarafından dışarıdan yönetici ithali olarak algılandı, ciddî tepkiler ortaya kondu. Bunun üzerine Bakanlık böyle bir kastın olmadığını, profesyonel yöneticilerin eğitimciler arasından seçileceğini söyledi ve eğitimciler rahat bir nefes aldı.

Yüz günlük eylem planında, bütün bakanlıklarda üst düzey atamaların yapılacağı da belirtiliyordu. Üst düzey kadrolar, Başkanla beraber gelecek onunla beraber gidecekti. Atamalara bakan yardımcılarıyla başlandı, genel müdürler, daire başkanları, il müdürleri... şeklinde bir süreç işliyor şu anda. Bakan yardımcıları atamaları ile ilgili lehte ve aleyhte bazı şeyler söylense de genel anlamda sineye çekilmiş oldu. Sıra, meselenin daha icrâî boyutunda görev yapan genel müdürlere geldi. Aralarında eğitimci olan da vardı, olmayan da. Yavaş yavaş kafalar karışmaya başladı. Her şey iyi olacak diye düşünürken yine sarpa mı saracaktı?

Bazı şeyleri anlamak, tolere etmek mümkündür. Ancak ekibimizle birlikte çalışacağız diyerek egitimle dolaylı ilişkisi bile kurulamayan, başka alanın uzmanı kişilerin üst düzey yönetici yapılmasının makul ve mantıklı bir izahını bulmakta ciddî zorluk çekiyoruz. Yine ekip çalışmasına saygı duymakla beraber, her bakan değişimiyle birlikte havuza atılan personel sayısını artırmak, onların tecrübe ve birikimini atıl hâle getirmek ne derece doğru bir uygulamadır diye düşünmeden edemiyoruz. Nihayetinde havuza gönderilen bunca personele devlet maaş ödüyor ve bunlardan yararlanılamıyor.

16 yıldır iktidar partisi bağlamında yaşanan istikrar, çoğu defa haklı gerekçelerle millî eğitimde yaşanamıyor. 16 yılda yedinci bakanla çalışıyoruz. Yani 2,2 yıla bir bakan düşüyor. Bu da istikrarlı bir değişim ve dönüşümü zorlaştırıyor. Yeni kadrolar tam işe ısınıp, alışıp verimli olacağı zaman kendini havuzda buluveriyor. Bu durumda, eğitimde yine başa sarılmış/dönülmüş oluyor. Bazı şeylerin niye olmadığının cevabını biraz da burada aramak gerekiyor.

Gelelim bütün bunların ışığında çocuk doktoru bir profesörün meslekî ve teknik eğitim genel müdürü yapılmasına. Eğitimciler olarak son derece şaşkınız, üzgünüz, kendimizi kötü hissediyoruz. Bir milyonluk eğitim camiası olarak kendi bakanlığımızın bir genel müdürlüğü görevine lâyık görülmeyişimize içerliyoruz. Çocuk doktoru bir profesörün meslekî eğitimle ilişkisini kuracak kadar akıllı(!) olmadığımızı düşünmeye başladık. Sağlık meslek liselerinin kaldırılmasının düşünüldüğü bir zaman diliminde olmasak, bir nebze olsun anlayacağız, ancak o da yok. Yine de sağlık branşında olan bazı arkadaşlarımız, sağlık meslek liselerini eski statüsüne bari kavuştursa/kavuşturur diye düşünmüyor değil.

Konuyla alakalı iki türlü şaşkınlık yaşıyoruz: Birincisi hep ifade edegeldiğimiz gibi bu tür atamaları kendi mesleğimize saygısızlık olarak görüyoruz. İkincisi ise başka alanın başarılı bir uzmanının bir nevî hiç bilmediği bir alana yönetici olmasını, kendi mesleğine saygısızlık olarak görüyoruz. Sonuçta eğitim bir hobi işi değil. Birileri öyle görüyor ve böyle yapıyorsa büyük bir yanılgı içindeler ve telafisi imkansız zararlara yol açacaklarının farkında bile değiller.

Ehliyet ve liyakatin çokça konuşulduğu bugünlerde, bazı atamalarda hem ehliyetin hem de liyakatin olmayışı eğitimin geleceği adına bizi kaygıya sevk ediyor. Yine bazı atananlara baktığımızda, rol modellik noktasında ciddî endişeler taşıyoruz. Eğitimcilerin rol model olduğu gerçeğinden hareketle, atanacak kişiler seçilirken mutlaka bu noktadan bakılmasının elzem olduğunu düşünüyoruz.

Eğitimde üst kadro atamaları bittiğinde; aralarında hiç eğitimci yok, bu nasıl iş diye sorulduğunda, bakanınız eğitimci ya cevabını almamamız temennisiyle yeni öğretim yılının tüm eğitim paydaşları açısından hayırlı olmasını diliyoruz.
Güncelleme Tarihi: 15 Eylül 2018, 18:05
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5