Hatipler Savaşı ve Tayyip

Hatipler Savaşı ve Tayyip
Fetö başta olmak üzere, cemaatler gelişme yaşarken, siyasette de hareketlenmeler yaşanıyor, Erbakan’ın tekrar yükselişi başlıyordu.

Erbakan ve MSP yöneticileri Ankara'da Merkez Komutanlığı Tutukevi'nde on ay tutuklu kaldılar, yargılandıktan sonra da beraat ettiler. Erbakan hapisten çıkar çıkmaz kolları sıvadı ve ev toplantıları düzenlemeye başladı. Çevresini hareketlendirdi ve bir grup arkadaşına Refah Partisi'ni kurdurdu. (19 Temmuz 1983) Ama RP, MGK vetosu yüzünden 6 Kasım 1983 seçimlerine giremedi.

MSP'lilerin çoğu da Kenan Evren'in o konuşmasından sonra tepkiyle ANAP'a oy verdi. Bir kısmı da ANAP'ta görev aldı.

Özal'ın modern, girişimci ve liberal görünmesine rağmen, el altından dini kesimleri kalkındırması Erbakan'ı mutlu ediyordu. “Özal bizim tarlamıza tohum atıyor, bize ürün veriyor” şeklinde değerlendirmeler yapıyordu.

Özal'ın dini kesimlere sağladığı kolaylıklar, RP'lilerin de işine yaradı. RP'liler vakıf, şirket gibi faaliyetlere girişti. MSP döneminde Kombassan'la başlayan şirketleşmelere yenileri katıldı. Yimpaş gibi firmalar hızla büyüdü.
Ahmet Tekdal liderliğindeki RP, 25 Mart 1984 yerel seçimlerinde yüzde 5 oy aldı. Şanlıurfa ve Van belediyelerini RP kazandı. Yüzde 5 küsur oran, normal MSP'nin geleneksel oylarının yarısıydı ama bu yüzde 5 Erbakan'ın deyimiyle çekirdek tabandı, binanın sağlam temeliydi. Çekirdek, meyveleri bol ağaç haline gelecek, temelin üstüne de zamanla büyük bina kurulacaktı.

Bu yeni dönemde Erbakan eskisinden farklı bir çalışma tarzı izledi. RP kesiminde güçlü bir sermaye birikimi oluşmuştu. Erbakan, ANAP'a yönelen tarikat ve cemaatler üzerinde fazla durmuyor, asıl hedef olarak sokaktaki vatandaşı alıyordu.

Sadece cemaatlerle ilgilenmek bir sürü kavgaya, karşılıklı sertleşmeye sebebiyet vermişti. Hem o kadar uğraşılsa bile kendini “en iyi Müslüman” gören bir Nurcu, Süleymancı fikrinden caymıyor, eleştirici tavrını sürdürüyordu. Onlarla harcanacak zaman boşunaydı ve onlarla ilgilenildiği kadar sokaktaki vatandaşla, meyhanedeki sarhoşla ilgilenilse, onlar daha kolay kazanılacaktı.

Bu iki temel strateji üzerine yeni dönemde partinin hatiplerine büyük görev düştü. Hatipler ve yıllardır Avrupa'da hazır kıta bekleyen Milli Görüş Teşkilatı mensupları, bu dönemin mimarları oldular. Durgunlaşmış kitleler harekete geçti ve bir zaman sonra cemaat ve tarikatlar da bu hareketlilikten etkilendiler.

RP'nin arı gibi çalışan teşkilatları ve yüzlerce-binlerce çok iyi konuşan hatipleri vardı. Bunların başında da Bülent Arınç geliyordu.
Bülent Arınç, daha MNP zamanında tanınan, parti teşkilatlarının bildiği bir isimdi. Erbakan'dan sonra en iyi hatip olarak kabul ediliyor ve Erbakan'dan sonra Milli Görüş hareketinin lideri olacak gözüyle bakılıyordu. Bülent Arınç'ın RP tabanındaki diğer ismi “Küçük Erbakan”dı.

Küçük Erbakan diye tanımlanmasına rağmen Bülent Arınç'ın konuşmaları Erbakan'ın konuşmaları gibi değildi. Onun kendine has çok akıcı, sevimli, canayakın ve inandırıcı bir hitap şekli vardı. Saatlerce konuşması zevkle dinleniyordu ve onu dinleyenlerin çoğu Bülent Arınç'ın herkesten güzel konuştuğunu düşünüyordu.

Bülent Arınç, RP'nin ilk zamanlarında şehir şehir, köy köy dolaşıp konuşmalar yaptı, konferanslar verdi ve dağılan eski MSP'lileri toparlamaya çalıştı. Ege bölgesini karış karış dolaştı.
Zamanla Bülent Arınç gibi tanınmış hatipler ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan birisi İstanbul RP İl Teşkilatından Recep Tayyip Erdoğan'dı. Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul ve Karadeniz bölgesi başta olmak üzere her tarafa giden, her taraftan istenen bir hatipti. Onun da kendine has sert ve heyecanlı bir konuşma tarzı vardı. Recep Tayyip Erdoğan'ın bir başka yönü, halkla iç içe olmasıydı. Teşkilat arkadaşlarıyla kahvelere, balıkçılara, meyhanelere, gidip RP'ye oy istiyordu. Yanında Mukadder Başeğmez gibi isimler vardı.
Fakat RP'nin hitabetteki asıl starı Almanya'dan çıktı: Abdullah Müftüoğlu. Gerçek adıyla: Şevki Yılmaz...

Şevki Yılmaz'ın konuşma tarzı Bülent Arınç ve Tayyip Erdoğan'dan daha çok ilgi gördü. Başlangıçta herkes Abdullah Müftüoğlu'nun kim olduğunu merak etti. Bir zaman sonra Abdullah Müftüoğlu gerçek adı olan Şevki Yılmaz ismiyle lanse edildi.

En sevilen, en çok etkileyen ve kitleleri coşturan, köylülerin bile hoşuna giden Şevki Yılmaz, RP'nin dağınık tabanının toparlanmasında ve yeni RP'lilerin kazanılmasında çok etkili oldu.
Şevki Yılmaz öyle rağbet gördü ki, Türkiye'nin her tarafına adeta koşmak zorunda kalıyordu. Tük ünlü hatiplerin pabucunu dama atmıştı.

O günlerde televizyonlar renkli yayına geçmiş ve video kasetler yaygınlık kazanmıştı. Bu yeni dönemde porno ve karate filmleri videolarda salgın bir hastalık haline gelmişti ve video sinemanın yerini hemen almıştı.
Ama bu filmler kadar rağbet gören Fethullah Gülen, Şevki Yılmaz, Bülent Arınç ve Tayyip Erdoğan kasetleriydi. Bu kasetler, cemaatlerin ve partinin propagandası için önemli bir rol oynuyordu.

Fetö’nün ağlayarak, kendini paralayarak, cemaati ayaklandırarak yaptığı hisli konuşmalar, şimdi video kasetleri sayesinde televizyon ekranlarından evlere hitap ediyordu. Artık insanların Fetö’yü dinlemek için konuşma yaptığı camiye gitmesine gerek yoktu. Sadece camide onu dinleyenler değil, çok geniş bir kesim Fetö’nün konuşmalarıyla tanıştı. Video kasetleri yoluyla teyp kasetlerinden daha fazla taraftar ve para kazanıldı.
Ama video olayında en etkin olan RP örgütleriydi. Yerel örgütler, örgüt binalarına çağırdıkları konuklarla birlikte Şevki Yılmaz'ın, Tayyip Erdoğan'ın, Bülent Arınç'ın konuşmalarını dinletiyorlardı. Özellikle ev toplantıları düzenlenip konu komşunun kasetleri izlenmesi sağlanıyordu.
Kısa zamanda RP teşkilatları canlandı, hareketlendi ve karınca gibi çalışmaya başladı.
Bu çalışmalar, Fetö’nün MSP tabanını Fethullahlaştırma çabalarını engelledi, tam tersine cemaatten tekrar RP'ye yönelenler oldu.
Fethullah Gülen'in video kasetleri, Şevki Yılmaz, Bülent Arınç ve Tayyip Erdoğan gibi üç rakibi karşısında yetersiz kaldı. Zaten Şevki Yılmaz tek başına Fethullah Gülen'e büyük fark atıyordu. Kaldı ki RP'liler Fetö’nün kasetlerini de RP için kullanıyor ve bu kasetler sayesinde insanları RP lehine etkiliyorlardı. Çünkü Fetö hep sahabelerden ve iman konularından söz ettiği ve ağlayarak dinleyenleri etkilediği için, onu dinleyen insanların çoğu RP'li olunması gerektiğini düşünüyordu.
12 Eylül askeri darbesinden sonra “Partiyle bir şey olmaz” diyenler çok yaygın  fakat dağınıktı. Bunların bir kısmı, 1983 seçimlerinde ANAP'a oy vermiş, hatta bazıları ANAP'ta görev almıştı. Yine de particiliğe inananların sayıları azdı, geri kalan çoğunluk ise hala partiyle bir yere varılamayacağını savunuyordu. Ali Bulaç, Hüsnü Aktaş, Yaşar Kaplan, Atasoy Müftüoğlu gibi yazarlar dergilerde ve kitaplarda parti anlayışını eleştiren yazılar yazdılar.
1984 yerel seçimlerinden sonra RP örgütleri kurulup, genç-ihtiyar pek çok insan RP için arı gibi çalışmaya başlayınca partisiz gruplardan etkilenenler oldu. Bunlar arasında partisizlik konusunda tereddüte düşenler çoğaldı.
“Biz hep kitap okuyoruz, cuma namazına gitmiyoruz, başkalarını küçümsüyoruz ve oturuyoruz. Ama RP'de doksan yaşındaki ihtiyar da, genç delikanlılar da harıl harıl çalışıp parti adına İslamı anlatıyorlar'' düşüncesi yaygınlaştı ve pek çok partisiz, RP'nin etkisinin artması nedeniyle parti saflarına katıldılar.

Zaten diri bir örgütlenme içinde olan RP'liler, yeniden aralarına katılanlarla hızlarını daha da artırdılar. Ev toplantıları, araba konvoyları, konferanslar birbirini takip etti.
Araba konvoyları RP'lilerin yeni bir çalışma tarzıydı. Bir köye bile gidilse, örgütten arabaları olanlar toplanıp düğün konvoyu gibi parti bayraklarıyla otuz-kırk veya yerine göre yüz civarında arabayla yola çıkıyorlardı. Düğün konvoyu gibi giden arabalarda bayraklar sallanıyor, ilahiler, marşlar çalınıyordu. Bu konvoylar seçmen üzerinde etkili oldu. RP'liler gittikleri yerlerde ilgi gördüler. Araba konvoyları, halkın nezdinde, RP'lilerin zengin, düzenli ve başarmak için azimli oldukları düşüncesini güçlendirdi. Araba konvoyları, RP'ye oy kazandıran en büyük etkenlerdendi.
RP’nin bu toparlanış döneminin mimarlarının başında Recep Tayyip Erdoğan geliyordu. O günlerden itibaren Türkiye’nin adını sıkça duymaya başlayacağı bir isimdi Erdoğan. Hitabetiyle ve siyaset tarzıyla öne çıkan bu genç adam, daha çok Tayyip olarak anılacaktı.
Saglıcakla kalın..

Kemalettin TOPDEMİR
Güncelleme Tarihi: 23 Eylül 2018, 21:56
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER