Kerbela ve Yas

Kerbela ve Yas
İslam tarihinin netameli devirleri üzerinde konuşmayı, yazmayı hatta okumayı bile pek sevmem ama Kerbela hadisesi her yıl üzerinde en çok konuşulan elim bir olay olarak tazelenmeye devam ediyor.

Böylesi acıların en can yakan kısmı, bu acıları da sömüren ve aslında katillerden farkları olmadığı halde maktul ve mazlumları sevdiğini ve yaslarını tuttuğunu iddia edenlerin seslerinin bu kadar çok çıkıyor olması.

Kerbela vakasını en çok gündeme alan ve acıları itikadi ve siyasi emellerine alet eden devlet ve mezheplerin bugün yeryüzünde yaşanan ağır katliam ve saldırıların sorumlusu, katılımcısı, destekçisi olması da insan türünün utanmazlığına iyi bir örnektir.

Suriye’de, Yemen’de ve daha öncelesi Irak ve Afganistan’da yaşanan işgal ve katliamlarda ya bizzat eli bulunan ya da fikri, silahı ve parasıyla destek olanlar, mezhepsel bir yaklaşımı gerek kendi halkının rejime desteğini sürdürmek gerekse İslam dünyasına ne kadar mazlumlardan yana olduğunu göstermek için bir tür maske olarak kullanır.

Ehli Beyt sömürüsü, herhalde İslam’ın diğer herhangi bir değeri için karşılaşılmayacak kadar yoğun olarak kullanılır. Ehli Sünnet ile Şia arasında Ehli Beyt’in kim olduğu konusu da ihtilaf konularından biridir. Fatıma(r.anha)’nın çocuklarından başkalarını Ehli Beyt kabul etmeyen bir anlayışla, belki de kullanılması en kolay argümanları seçerek, geçmişin olaylarının intikamını bugünlerin Müslümanlarından almaya çalışmak gibi, kin ve nefret üzerine kurulu bir itikadi/siyasi bakış!..

Bu konunun yüzyıllardır süren tartışmaları ne bugün ne de yarın çözülecek gibi değildir. Siyasi getirisi olan her konu gibi kullanılmaya devam edecektir. Bizi ilgilendiren asıl husus; Ehli Sünnet’in Ehli Beyt’e bakış açısını güzelce öğrenmek, sahabe hakkındaki fikir ve sözlerimizi sahih ve sağlam temeller üzerine bina etmektir.

Nesillerimizi, sünnet ve sahabe karşıtlığı ile ifsat etmeye çalışan ve adeta toplumlarımızın kılcal damarlarına kadar sızmış, sinsi ve takiyeci kitleye karşı en büyük gücümüz ihlas ve ilim ile yolumuza devam etmektir.

Duygusallığın dinde yeri yoktur!

Acılarımızı, hüzünlerimizi yahut öfkelerimizi, nefretlerimizi din edinmemiz bizi helak edebilecek en korkunç çukurdur.

Yas konusuna gelince; İslam, eşi vefat eden kadına 3 gün evden çıkmamak ile iddet süresinde süslenmemek gibi yas çeşitlerine izin vermiştir. Bunun dışında; dövünerek ağlamak, üstünü yırtmak, yüzüne yahut başka bir yerine vurarak kendine eziyet etmek, siyah giymek gibi yas çeşitleri yasaklanmış ve haram olarak fetvalandırılmıştır.

Abdullah İbni Mes’ud(ra)’dan Rasulullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: ‘Yanaklarına vuran, yakasını-paçasını parçalayan ve cahiliye adetleri üzere bağırıp çağıran bizden değildir.’ (Buhari ve Müslim)

Aynı şekilde, cenazenin ardından belli günlerde özel yemekler yapılarak yahut mevlitler okutularak anmalar yapmakta gayri İslami adetlerdir.

Ancak hüzünle ağlamak yasak değildir. Bu konuda da örneğimiz Allah(cc)’ın Rasulü’(sas)dür.
Rasulullah(sas) da sevdiklerini kaybettiği zamanlarda üzüntüsünü tavırlarıyla ortaya koymuş ve oğlu İbrahim’in ölümü üzerine göz yaşı dökmesini yadırgayanlara, ‘Göz yaşarır, kalp hüzünlenir, fakat bizim ağzımızdan ancak Rabb’imizin razı olacağı sözler çıkar’ demiştir. (Buhari)
Güncelleme Tarihi: 20 Eylül 2018, 12:43
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER