Kurban izlenimleri

Kurban izlenimleri
Bu yıl Kurban organizasyonu vesilesiyle Karadağ ve Arnavutluk'taydık. Karadağ'da kurban ve adakları, Boşnak kenti Rojaye'de köylerde kestik, oradaki ihtiyaç sahiplerine dağıttık. Arnavutluk'ta ise Kurban ve adakları İşkodra şehrinde keserek, ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık hamd olsun. Allah tüm bağışçılarımızın kurban ve adaklarını kabul etsin.

Fakirlik deyince insanların aklına genelde Afrika geliyor ancak fakirlik her yerde var. Balkan ülkelerinde temel problem işsizlik. Komünizm sonrası ülkeler yeniden yapılanma sürecine girmiş, eski fabrikaların çoğu kapanmış, maaşlarla geçinilemez hâle gelmiş, gençler için gurbetin yolu görünmüş. Allah'tan büyük şehirlerin dışında insanların bağı bahçesi var da, yetiştirdikleri ürünlerle idare etmeye çalışıyorlar.

İhtiyacı görmeniz için çok uzaklara gitmeniz gerekmiyor; ana caddelerin hemen arkalarına geçtikçe sizi farklı bir dünya karşılıyor. Anlıyorsunuz her şey toz pembe değil. İhtiyaç sahiplerinin evlerine girdiğinizde durumun vahametini daha bir anlıyorsunuz.

Oralarda dağıtılan paylar bizdeki gibi küçük değil. Vekaletle kestiğimiz kurbanlardan kurban sahibi et almadığından tamamı dağıtılıyor; hane başına 3-5 kilo arası pay dağıtılıyor. Kısaca verilen pay bir anlam ifâde ediyor.

Arabayla gittiğimiz için Karadağ ve Arnavutluk'un yanında Bulgaristan, Sırbistan, Kosova ve Makedonya'yı da görme fırsatımız oldu. Her yer âdeta tabiat harikası. Dağlar, bayırlar, türlü türlü ağaçlar, meyveler, nehirler, göller, göletler, verimli ovalar... her şey tabiat açısından gayet güzel. Ancak eskiden ucuza alış veriş edebildiğimiz bu ülkeler, özellikle de dövizde aşırı kur yükselmesi nedeniyle, bizim için pahalı hâle gelmiş. Kafanızda Türk parası ile ne ediyor diye hesapladığınızda alış veriş edemez hâle düşüyorsunuz. Biz de avrodizelin litresi altı küsür TL iken, oralarda 9-10 TL arası değişiyor. Bizimle sınırı olan ülkelerin vatandaşları için Trakya'daki illerimize gelip, arabanın deposunu doldurup alış veriş yapmak, yiyip içmek son derece cazip olmuş durumda.

Bütün bunlar tamam ancak bu ülkelerin vatandaşlarının önemli bir çoğunluğu için bir anlam ifade etmiyor. İnsanların maaşları bir hayli düşük, gurbetçilerin takviyesi olmasa yaşam onlar için daha da zor. Genç nüfus varsıl Batı ülkelerine çalışmaya gittiğinden yaz bitince yerleşim yerleri âdeta sessizliğe bürünüyor. Adları devlet ama nüfusları bir hayli az, gittikçe de azalıyor.

Komünizm/sosyalizm sonrası dinî hayatta cılız da olsa bir canlanma var. Bunu en belirgin olarak Makedonya'da hissediyorsunuz. Müslümanların ve Hıristiyanların semboller üzerinden verdiği mücadele, kilise ve cami sayısını bir hayli artırmış. Arnavutluk, uzun zaman uygulanan din yasağının etkilerini daha fazla hissediyor. Burada da iki dinin semboller üzerinden yarışı hissedilebiliyor.

Devletimiz TİKA'yla, Yunus Emre ve Maarif Vakıflarıyla, Diyanetiyle, yardım kuruluşlarıyla... Osmanlı bakiyesi topraklarda yaşayan kardeşlerimizin eli ayağı durumunda. Her yerde bu kurumlarımızın çalışmalarını görmek mümkün. Gördüğünüz her eserde devletimizle, atalarımızla gurur duyuyorsunuz.

Herkes elbette en iyisini yapmaya çalışıyor. Ancak koordineli çalışma konusunda daha çok mesafe almak gerekiyor. Resmî kurumların ve gönüllü kuruluşların daha senkronize çalışmasına ihtiyaç var. Bu sağlandığında, oradaki insanlar daha mutlu olacaktır.

Devleti temsil eden kardeşlerimizin daha kucaklayıcı, daha sevecen, daha özverili, daha bilinçli, daha birikimli, daha deneyimli, daha iletişime açık, daha değer eksenli... olması; istenilen hedeflere daha kolay ulaşılmasını sağlayacaktır. Yurt dışı misyonuna gönderilen arkadaşlar seçilirken bu hususlara daha fazla dikkat edilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Yardım, dayanışma, zekât, sadaka, infak... konularında yeniden kafa yorulması; bizi daha ileri ufuklara taşıyacaktır. Balık verme yerine insanlara balık tutmayı öğretmek, yani insanlara meslek öğretmek, iş sahaları açmak daha mı iyi olur? Bu konularda alimlerimizin Kur'an ve Sünnet ışığında yeni bir değerlendirme yapmaları elzem gibi geliyor. Doldur boşalt mantığı ile fazla mesafe alamıyoruz.

Devlet kurumlarımızın daha fazla büyümesiyle, daha fazla insana ulaşmasıyla tabiki gurur duyuyoruz. Ancak bir tehlikeye de dikkat çekmek isterim: Devlet kurumlarının büyümesi, gönüllü kuruluşların küçülmesine yol açıyorsa burada büyük bir sıkıntı var demektir. Binbir emek ve çileyle büyüttüğümüz gönüllü kuruluşlarımıza bir gün daha fazla ihtiyaç duyduğumuzda, niye böyle bir şey yaptığımızı sorgularız ki iş işten geçmiş olabilir. Güçlü devletlerin güçlü STK'ları, güçlü gönüllü kuruluşları olur. Devlet kurumlarının; hem her zaman aynı şarkıyı söyleyecek diye bir garantisi yoktur, hem her şeye yetişmeleri mümkün değildir, hem de adanmışlık konusunda istendik noktada değildirler.

Kurban organizasyonunu, Eğitim-Bir-Sen İstanbul 3 Nolu Şube, Deniz Feneri Derneği, Karadağ Merhamet Derneği, Karadağ İslâm Birliği ve İşkodra İstanbul Derneği ile birlikte yaptık. Oralarda Deniz Feneri Derneği'nden övgüyle bahsediliyor. Doğal afetlerde bazen oranın devletinden önce imdada yetişmiş, müslim-gayri müslim herkesin derdine derman olmuş; dinî eğitim kurumlarının açılmasında öncü olmuş. İnsanlar yapılan iyiliği unutmuyor, devamlı dua ediyorlar.

Allah, tüm bağışcı kardeşlerimizden razı olsun. Hem devletimiz, hem devlet kurumlarımız, hem de STK ve gönüllü kuruluşlarımız her daim büyüsün, güçlü olsun; mazlumlara daha fazla yardım eli uzatsın.
Güncelleme Tarihi: 01 Eylül 2018, 20:50
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER