Yeni sistem, yeni dil ve arınma

Yeni sistem, yeni dil ve arınma
İslam’ın yerli düşmanları, İslamofobyayı kurgulayan ve yürürlüğe koyan sistemin dilini, bir lejyoner sadakati ve papağan gayretiyle tekrarlamakta oldukça başarılılar.
Bu tekrara göre, Müslümanlar 12 Eylül’de İrancı, 28 Şubat’ta dinci, Ortadoğu’nun yeniden paylaşılma sürecinde cihatçıdır.
Bu kelimelerin zaman ve mekan bakımından özel işlevlere sahip olduğunu ve dolayısıyla kullanımlarının yeni projelere göre değiştirildiğini fark edemeyen, diğer bir söyleyişle bunu anlayacak bir zekaya sahip bulunmayan sadık papağanlar, her yeni seçimde güçlenerek yoluna devam eden AK Parti iktidarında tek kelimelik bir toplu tanıma sarılmayı seçtiler: İslamcılık! İslam ile niteleniyor olsa da, bu tanımın yüklemi, Müslümanca bir gayreti sürdürmekten değil, AK Parti’ye destek vermekten ibaretti.

Bu yanıyla AK Parti’ye yamanarak makam, maddi imkan elde etmek isteyenlerin de benimsemekte tereddüt göstermedikleri, hatta bir an önce üstlerine sinmesi için can attıkları bu tanım, onu üstlenenlerin ve ona saldıranların müşterek memnuniyeti içinde kanıksanarak yaygınlaştı.

Öyle ki, AK Parti’yi destekleyen gazetelerde hasbelkader köşe yazısı yazma imkanı bulan muhafazakar yeniyetmeler, Soros’un Türkiye şubesini yürüten liberaller, Anadolu’nun kültürel özünü keşfe çıktıklarını söyleyen kolajcı ressamlar, geleneksel sanatları icra ederek pazardan pay kapmaya çalışan uyanık zanaatkarlar, üçüncü sınıf edebiyatçılar, hatta kimi popçular bile bu pratik ve oldukça geniş yeni anlam yelpazesinde kendilerine bir yer bulmakla, bunları eleştirenler de son tahlilde İslam’ı hırpalıyor olmakla çok mutlu oldular.

İslamcılığı musalla taşına yatırmak için büyük gayret gösteren FETÖ’nün dahi, (elebaşına saç-baş yolduracak şekilde) İslamcılığın dinamik bir kolu olarak gösterildiği bu kavramsal kirlilik ortamında, şimdi merkezi yönetimin (sistemin) güçlendirilmesinden sonra ne olacaktır?

Öyle ya, halkın tercihini partili başkanlık sisteminden yana yapmasıyla birlikte, bugüne kadar Ak Partililik veya ona karşıtlık üzerinden yürütülen İslamcılık tartışmasının bir hükmü kalmamıştır. Bundan böyle başkan ile başkanın adamları hüküm sahibi olacaklarına ve dolayısıyla kavim, din, ideoloji ayrımı yapılmaksızın, seksen bir milyon vatandaş tek elde, tek merkezde temsil edileceklerine göre, kast ettiğimiz İslamcılık da yukarıda zikrettiğimiz yüklemle, parti desteğinden sistem desteğine evrilecektir. Bu durumda İslamcılık doğrudan devletçilik anlamını yükleneceğinden, ona yapılan eleştiriler de sistem eleştirisine dönüşerek genelleşecektir.

Gerçi kimileri şimdiden, yeni sistem ile İslamcılık ilişkisini millî İslâmcılık terimi üzerinden kurmaya başladılar bile.

İbrahim Karagül, son yazısında “Siz siz olun, bu büyük yerlileşme, güçlenme, yükselme döneminde eski defterlerden notlar bulmaya çalışmayın. Siz siz olun, cemaatlerinizin ve İslâmcılığınızın bu dönemde ‘yabancı’laşabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Siz siz olun, eski alışkanlıklarınızla kendinizde merkezi güç vehmedip hayal dünyasına kapılmayın. Türkiye’nin yürüdüğü yol yerlileşme, millileşme, Müslümanlaşmadır. Tarihe dönüştür, geleceğe yürüyüştür. Sakın ola ki, ‘muhafazakâr muhalefet’in süslü cümlelerine, büyük iddialarına kulak asmayın. Çünkü bu dalganın ilk vuracağı çevre burasıdır. Çünkü ‘muhafazakar muhalefet’ yerli değildir. Aslında muhalefet de değil, Türkiye’nin yükseliş dönemine karşı muhtemel ‘operasyonel alan’ olarak görülmektedir” şeklindeki erken uyarısı belirttiğimiz bağlamda oldukça manidardır.

Bu uyarılar ne oranda etkili olacaktır, bunu şimdiden tahmin etmemiz mümkün olmasa da, son tahlilde hem kendi vatandaşlarının hem de dünya Müslümanlarının haklarını en iyi ve en güçlü şekilde savunacağı var sayılan yeni sistemin, bunu kendisine mahsus yeni bir dil içinde ifade edeceği kuşku götürmemektedir. Bu potansiyel dilde (yukarıda zikrettiğimiz yüklemiyle) ne İslamcılığa, ne de İslamofobik bir tepkiyle artık yer olmayacaktır.

Şahsen, bu muhtemel durumla İslamcılığın gerçek tanımı ve doğru yüklemi yönünden, siyaset nedeniyle maruz kaldığı mevcut kavram kirliğinden kurtulacağına, ilk anlamındaki safiyete yeniden kavuşacağına inanıyorum.

Ki bu İslamcılık, gündelik siyasetin üzerinde bir siyasete; akışı ve hızı asla kesintiye uğramadan süren hadisat selinin dışında durarak, ona nezaret etmeye; din, vatan, millet ve istiklal gayretinde yorgunluk göstermemeye mahsus bir İslamcılıktır. Hiçbir partiyle, kurumla ve kişiyle sınırlandırılamayacağı gibi, sosyal bir unvan olarak da alınamaz, verilemez ve taşınamaz; o ancak fiilde, düşüncede, duruşta ve tepkide kendisini belli eder.

Bu zaviyeden baktığımızda menfaatleri yönünden İslamcı olduğunu söyleyenlerle, bunları İslam’la savaşlarında malzeme edinenlerin, kendi elleriyle müşterek mutluluk içinde kirlettikleri malum ortamda bir süre daha debelenecekleri aşikar görülse de, yeni zaman, yeni dil ve düşünce zemini onların fevkinde işleyecektir.
Güncelleme Tarihi: 21 Temmuz 2018, 10:12
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER