Edirne'de Lavanta Tarla Günleri

Edirne Lavanta Tarla Günleri kapsamında mor tarlalarda fotoğraf çektiren yerli ve yabancı turistler, parfüm atölyesinde de lavanta yağıyla parfüm üretti

Edirne'de Lavanta Tarla Günleri

Tarım ve Orman Bakanlığı ve Edirne Valiliği himayesinde Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü ile Edirne Turizm Tanıtım Derneği organizasyonunda hafta başından bu yana sürdürülen Edirne Lavanta Tarla Günleri 'nin son gününde de çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor.

Mor renkli tarlalarda fotoğraf çektiren, dans eden, halay çeken yerli ve yabancı turistler daha sonra etkinlikteki gastronomi ve koku atölyelerine katılıyor.

Ürünlerini dünyanın pek çok ülkesine ihraç eden Edirne'de üretim yapan kozmetik firması Pereja'nın atölyesinde ziyaretçiler, lavantanın yağından parfüm yapıyor.

Düğün salonundan önce lavanta tarlasına
Bu arada mor lavanta tarlalarında fotoğraf çektiren ziyaretçiler arasında en ilgi çekenleri gelin ve damatlar oldu.

Nikah salonundan önce lavanta tarlalarına gelen çiftler, hayatlarının en heyecanlı günlerini ölümsüzleştiriyor.

Fotoğraf çekimi için Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nün Karaağaç'ta bulunan lavanta tarlasını tercih eden Orçun ve Selin Demir çifti, lavanta çiçeklerinin güzel bir manzara oluşturduğunu söyledi.

Hasan ve Sevdenur Aykol çifti ise, lavantanın rengi ve kokusunun kendilerini tarlaya çektiğini ifade etti.

Fotoğrafçı Murat Oğuz Dramalı da lavanta tarlalarının düğün fotoğrafları için gözde mekanlar arasına girdiğini belirterek, "Edirne lavanta kokuyor. Son bir hafta herkes lavanta tarlarında biz de bu güzelliği değerlendiriyoruz. Açık hava stüdyosu özelliği taşıyan bu alanda fotoğraf çekmek bizim için de çok zevkli. Mor çiçekler güzel bir fon oluşturuyor." diye konuştu.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ertuğrul Tulpar
Ertuğrul Tulpar - 6 ay Önce

Edirne'de medeniyetler çatışması


Psikolog Hüseyin Kaçın

Edirne, yerel seçimlere üç beş gün kala gündem belirleyen bir kent oldu. Edirne, Osmanlı Devleti'ne başkentlik yapmış olabilir. İstanbul ve Bursa ile kader birlikteliği de olabilir. Fakat bütün tarihsel süreç bir yana günümüzde Edirne, kültürel olarak Osmanlı mirasının izlerini kaybetmiş bir kenttir. Bu durumda Edirne'nin gizli kodlarının irdelenmesi ve çözümlenmesi gerekir. Tarihin derinliklerinde iki önemli isim bu şehrin genlerine kodlanmıştır. Sabetay Sevi ve

Hz. Bahaullah olarak nitelendirilen Mirza Hüseyin Ali'nin sürgün yeridir Edirne.

Bahailer Hac süresinin Edirne'de nazil olduğuna inanıyor. Her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden gelen 3 bin Bahai'nin Edirne'yi ziyaret etmesi dikkat çekiyor.

1666'da mesihliğini ilan eden Sabetay Sevi, 'Filistin'de bir Yahudi Devleti kurulmalı' fikrini ortaya attı Ancak Sevi, daha sonra Müslümanlığı tercih edince, bu düşünce birkaç yüzyıl sonra hayata geçirildi....

Yargılanmak üzere Sadrazam'ın başkanlığındaki Divan'a çıkarıldı. Girit Seferi öncesinde ortalığın karışmasını istemeyen Osmanlı, 2 ay sonra Sabetay'ı Gelibolu'da bulunan kaleye hapsetmeye karar verdi. Sevi Abydos Kalesi'ne kapatıldı. Edirne'de yargılanırken, Sabetay'a Müslüman olma teklifi götürüldü.

Divan huzurunda Müslüman olan Sabetay Veled-i Mordehay veya Sabetay Sevi, gusül abdesti aldı ve Müslüman kisvesi kürk ve hil'at giydi. Ertesi gün Sultan huzuruna çıkarak Aziz Mehmet Efendi adını alarak 150 akçelik bir maaşla sarayda üst düzey memur Kapıcıbaşı görevine getirildi. Sevi'nin resmi açıklaması ise şu şekildedir: "Tanrı beni İsmâilî, yani Müslüman yaptı. Ben kardeşiniz kapıcıbaşı Mehmed'im. O öyle emretti. Ben itaat ettim" dedi. Bu tarihten sonra da 'Avdet' ya da 'Dönme' olarak adlandırıldılar. Polonyalı karısı Sara, onun kardeşi Jacob da bu kervana katıldı. Sara Fatma adını, Kerido'da Yakub adını aldı.

Edirne Sarayı'nda 7 yıl kalan Sabetay bir süre sonra Padişah 4. Mehmed'in takdirini kazandı. Zaman zaman İstanbul ve Selanik'e bile gidebiliyordu. Bir süre Edirne/Hızırlık yakınlarında bulunan bir Bektaşi tekkesine devam etmiş. Bu tekke 1641-1642 yıllarında "şüpheli" bulunarak yetkililerce kapatılmış ancak 4. Mehmet tarafından zaviye olarak tekrar açılmış.

Musevi kaynakları Sevi'nin Sufism ve Bektaşilikten etkilendiğini ve bu öğretileri Kabala öğretisi ile harmanlayarak kendi öğretisine şekil verdiğini dile getirirler. Sabetay Sevi, bir süre sarayda kapıcıbaşı olarak sarayda üst düzey memur olarak çalışsa da, mesihi Yahudi inancına bağlılığının fark edilmesi üzerine batı Trakya'ya sürülür. Sevi dini tefekküre ve teorik çalışmalarına Arnavutluk'ta devam eder. Sırlar içinde ölmüştür. Avram Galante'ye göre Berat'ta müslümanlar tarafından, şehrin içinden geçen ırmağın kıyısında halen yeri bilinmeyen bir noktada toprağa verilir. Kendisi gibi Müslümanlığı kabul eden takipçisi aileler Selanik'e yerleşerek dış görünüşte Müslüman, gerçekte ise Sabetaycı-Yahudi olarak yaşamaya devam etti. Sabetay'a inananlar mesihlerinin ölümüne inanmazlar, onun göğe yükselmiş olup, yeniden geleceğine dair inançlarını sürdürüler. Hala inançlı Sabetaycılar, belli zamanlarda deniz ve ırmak kenarlarına gelerek, 'Sabetay Sevi seni bekliyoruz!' diye bağırma geleneğini sürdürmektedirler. 1896'da Avusturyalı gazeteci Yahudi Theodor Herzl, The Jewish State (Yahudi Devleti) isimli bir kitap yazdı.. (Takvim Gazetesi 19.08.2010)

Edirne Büyük Sinagogu, Edirne'de bulunan ve Türkiye'nin en büyük ve Avrupa'nın üçüncü büyük sinagogu olan ibadethane. Geçmişi 1492 yılında Avrupa’daki baskılardan kaçarak Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan Seferad cemaatine kadar uzanan ve 1905 yılında çıkan büyük yangında yanan sinagog padişah II.Abdülhamit'in fermanı ile yeniden inşa edilerek 1907 'de Hamursuz Bayramı arifesinde tekrar hizmete girdi. Fransız mimar France Depré, binayı Viyana'daki Leopoldstädter Tempel adlı sinagogdan esinlenerek projelendirdi.

Edirne Sinagogu'nun Restorasyon öncesindeki görünümü

1983 yılına kadar ibadete açık olan sinagog, Yahudilerin Edirne'yi terk etmeleri nedeniyle kullanılmadı ve yıkılmaya yüz tuttu. Sinagogun mülkiyeti 1995 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçti. Sinagog 2010 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünün kararı ile restorasyona alındı ve 26 Mart 2015 tarihinde devlet temsilcileri ve yahudi cemaati fertlerinin katılımıyla yeniden kullanıma açıldı. Açılışta ve açılışı takiben sinagogda yapılan ilk düğünde Sefardik Musevi gelenekleri uyarınca "Anoten" duası edildi.

Edirne, Osmanlı'nın emaneti tarihi bir şehir midir yoksa Bahailer için kutsal bir merkez midir yoksa Sabetay Sevi'nin sürgün şehri midir? Edirne'de yaşananlar aslında bir medeniyetler çatışması mıdır? Edirne'de şehrin geleceğine yön verenler ve söz sahibi olanlar Osmanlı'nın torunları değil de şehrin ticaretine de siyasetine de yön veren Yahudiler (Sabetaycılar) yada Edirne'deki Bahai evini kutsal sayan Bahailer midir?

İslamiyet, köy ve kasaba dini değildir.

Medine’nin hicretten önceki adı “Yesrib”tir. Mekkeli Müslümanların buraya göç etmesiyle Hz. Peygamber tarafından adı “Medine” yada Medinet ül Münevvere (المدينة المنورة) (Aydınlanmış Ülke) olarak değiştirilmiştir. İslam'ın özü şehirleşmeyi gerektirmektedir. Köy ve kasabalardan İbni Haldun'lar İbni Rüşt'ler yetişmez. Yunus Emre'ler, Mevlana'lar İslam şehirlerinde "Medeniyet Bilincini" yeni nesillerin bilinçlerine aşılamış yüce insanlardır. Şehir varsa medeniyette vardır.

Kimin kimseden haberinin olmadığı böyle bir şehirde yaşamak, Osmanlı'nın emanetini omuzlarında bir aşk olarak taşıdığına inanan nesillere büyük bir sorumluluk yüklemektedir.

Medeniyetimizin emaneti olan Edirne'mizin geleceğini İstanbul'dan ve Bursa'dan ayrı düşünmeyelim. Ayasofya'nın cami olarak yeniden açılmasının konuşulduğu bu günlerde bir de Edirne'nin medeniyetinden yetim camisi Selimiye'nin de kaderini değiştirmeyi unutmayalım. Selimiye Camisi yıllardır turizm kentine dönüştürülmüş bir kentte ruhsal köklerinden kopartılmış kimsesizdir ve sahipsizdir. Ayasofya müze olmaktan kurtarılıp yeniden cami olarak Türk Milleti’ne hizmet verir mi bilinmez ama Selimiye Camisi turizm kenti bahanesiyle çoktan müzeye dönüştürülmüştür. Mimar Sinan’ın çıraklık eseri Şehzadebaşı yada kalfalık eseri Süleymaniye’deki hissedeceğiniz manevi ruhu, yüzyılların eskitemediği ustalık eseri Selimiye’de artık göremezsiniz. Özetle Selimiye Camisi bir takım siyasetçi ve üç beş bürokratın vizyonsuz projeleriyle artık çoktan müzeye dönüştürülmüştür. Edirne'nin sözde muhafazakar, dindar sivil toplum kuruluşları da üç maymunu oynayarak bu duruma seyirci kalmışlardır. Ayasofya’yı kurtaralım derken sakın ola Selimiye’yi kaybetmiş olmayalım.

Medeniyetler çatışmasının yaşandığı Edirne'de Selimiye Camisi son sözü söylediğinde milletimizin geleceği aydınlık olacaktır.

SIRADAKİ HABER

banner5