Yıkılasın İran enkazını göreyim (2)

Abone Ol

Yazının birinci bölümünü okumak için tıklayınız>>>
(...)

Yazımızın ilk bölümünde;
''Fetö, Türkiye'nin!
(Bugünkü) İran rejimi, Alem-i İslam'ın!
İsrail ise dünyanın paralel yapısıdır ve mutlaka tasfiye edilmelidirler! Bunu gerçekleştirmeden bırakın Kudüs-ü özgürleştirmeyi (dünyada) hiçbir millet ve devlet köle olmaktan kurtulamayacaktır.''
ifadesiyle; sömürgeci emperyalistlerin ve günümüz modern Firavunlarının kendilerini perdelemek, planlarını ve hedeflerini örtbas etmek için kullandıkları enstrümanlara küresel ölçekte dikkat çekmiş, Fetö'de, mevcut İran rejimide, Siyonist İsrail'de birer paratoneldir demiştik!
İran'ı, Amerika ve İsrail'le işbirliği yapmakla ve başta Suriye olmak üzere bölgemizde yaptıkları zulümler üzerinden limitsiz bir şekilde kınıyoruz.
Şeytanilerle işbirliği yapmalarının sonucu olarak bugün İran'ın başına gelenlerin ''ektiklerini biçmek'' olduğu konusunda bir çok kesim hemfikir.
Bâtıl Batı ile işbirliği yapanların başlarının beladan kurtulmadığı ise aşikâr!
Bâtıl Batı'nın bulduğu her fırsatta demoslesin kılıcını başımızda paraladığı darbeler ülkesi olarak bunu yakınen bilen bir milletiz.
Biliyoruz çünkü; bugün İran'da ki habis rejim gibi dün; habis bir kliğin elinde yönetilen Türkiyemiz'de ızdırap dolu günler yaşadı ve yaşananlara hep birlikte şahid olduk.
İsrail'e, Konya semalarını açıp alçak uçuş tatbikatı yaptırıldığını,
İsrail'i ilk tanıyan müslüman ülke olmak zilletini alnımıza kara bir leke olarak sürülmesini,
halkı müslüman olan ülkelerde yaşayan komşularımıza karşı; aşağılayıcı, ötekileştirici, düşmanlığı arttırıcı her türlü söylem/eylem biçimlerinin büyük bir cüretle işlenip; ''Ne Şam'ın şekeri ne Arab'ın yüzü'' deyimi yetmezmiş gibi köpeklere ''arap'' isminin takılmasını, ''laik'' olmak adına İslam Dünyası ile köklü bağlarımızın kopartılmasını ve düşmanlık tohumlarının ekilmesini,
Namaz kıldı diye ordudan atılanları, başörtüsü takıyor diye eğitim hakları ellerinden alınanları,
Boraltan'ı, Akdeniz'de Libya'ya uygulanan ambargonun gözetimini Turgut Reis adlı gemimizle bize yaptırmaları ve dahası...
Kadim Anadolu özünden kopsun diye bize yapmadıkları kalmayan içimizdeki işbirlikçi kliğin cürümlerini saymakla bitiremeyiz!
...
Osmanlı'nın yıkılmasından sonra 19. yüzyılın ilk çeyreğinde 17. devletini kuran sarıklılar ve kalpaklılara darbe yapılıp, bu toprakların yönetiminin el değiştirdiği günlerde bize yaşatılan büyük inkârların yaraları halen sızım sızım kanamıyor mu?
18 yıl boyunca ezanları ''tanrı uludur'' diye okutulan, binlerce alimi darağaçlarında can veren, Ayasofya'sı müze, camileri ahıra çevrilen biz Anadolu Müslümanlarının şok eden haberlerini alan Alem-i İslam, Osmanlı'nın evlatları için; ''Türkler herhalde din değiştirmiş'' diyordu o günlerde!
İnsanlık; kendi anadilini, öz yazısını inkar eden kafayı tarih boyunca hiçbir dönemde görmedi!
Ecdadın mezarlarını dahi şehid kanlarıyla sulanmış bu topraklardan söküp atmaktan dem vuranları da...
''Kabe Arabın olsun bize Çankaya yeter'' diyenler ne sünniliği ve ne de şiiliği değil alenen İslam'ı aşağılıyorlardı!
''1000 yıl sürecek''
diyenler (sünniliğe-şiiliğe değil) alenen İslam'a savaş açıyorlardı!
Daha sayalım mı?
Neler neler!
Yazımızın ilk bölümünde belirttiğimiz ''iğne ve çuvaldız'' metaforuna bu minvalden bakmak hakkaniyetin gereğidir.
Bazı konularda çatısı sırçadan olanlar, komşusunun camına taş atarken dikkatli olmalıdır!
Ordumuz Atlantik'e, eğitim sistemimiz Fullbright'a, paramız IMF'e, kültür ve geleneklerimiz UNESCO'ya, pazarımız AB'ye altın tepside sunuluyordu! Daha düne kadar, çok yakın zamana kadar bu topraklarda, bu toprakların inancına, kültürüne, örfüne, geleneğine düşman klikler devletimizi yönetiyordu.
Aynen bugün Kahire'yi, Tahran'ı, Amman'ı, Abu Dabi'yi vb. yönetenlerde olduğu gibi...

(Bu perpsektiften) baktığımızda görürüz ki Türkiye (temelde);
1. İçeride halen Roma İmparatorluğu'nun hakimiyeti için çalışan (Natocu/Batıcı/Globalist/LGBT'ci/Din düşmanı) ekol/klik,
2. İçeride halen Yahudi'nin hâkimiyeti için çalışan (Sebataycı/Masonik/Mesiyanik/Militarist/Kripto-Fetöcü) ekol/klik,
3. Kendini Anadolu'nun kurucu lideri Halid bin Zeyd-Eba Eyyub'el Ensari Hazretlerine nispet ederek Mihmandar-ı Resul olarak Efendimize hizmetkar olmuş; din-ü devlet, mülk-ü millet, rızaenlillah, Muhammed Mustafa aşığı (Selçukluyu/Osmanlı'yı) kuran, Ayn Calut'ta Moğol'u, Hıttin'de Haçlı'yı, Malarzgirt'te Bizans'ı, Konstantinopolos'ta Doğu Roma'yı yenen ruhun Anadolu'da ki kurucu lideri, Eyyüb'el Ensari'yle, Ehl-i Sünnet'in omurgası ve koruyucu kılıcı, mazlumların sığınağı/ensarı olmuş köklü/milli/ Ensari Türkiye/Anadolu ekollerinin iktidar olmalarının mücadele alanıdır.

Temelde bu 3 başlıkta özetlemeye çalıştığım (Anadolu'da birbiriyle mücadele eden yapılarda olduğu gibi); nasıl ki yekvücut bir Amerika yoksa, tek bir İran'da yoktur! Amerikan devletinin içinde birbiriyle iktidar mücadelesini sürdüren Anglo Sakson/Evanjelist/Siyonist/Protestan/Globalist/Tapınakçı/Masonik vs. yapı taşları varsa ve her bir yapı taşı (içerisinde) bulundukları vücudu (devleti) ele geçirme savaşını veriyorsa, bu olgu bir çok önemli devletinde kendi iç dengelerinde kendi dinamikleriyle yer alır.
(Bu perspektiften baktığımızda) İran'ı da Türkiye örneğinde olduğu gibi (temelde) 3 taşıyıcı kolon/blok/klik/ekol üzerinden tanımlayabilir ve bu üç yapı taşı arasında (kendi içinde süregelen) bir (devlet olma) mücadelesinden bahsedebiliriz.

Buna göre (temelde) İran'da;
1- (Hz. Ömer'in mücadele ettiği) içeride ve dışarıda halen Sasani/Pers/Zerdüşi imparatorluğunun hakimiyeti için çalışan, taht'a yeniden oturmak adına, çıkarı için (İran halkının başına düşen bombaları bile alkışlayacak tiynette) Amerikancı/Nato'cu/AB'ci olan Şah'çı ekol/klik,
2- (Selahaddin Eyyubi'nin ( Haçlı'ya Kudüs'ü anahtar teslim terk eden Fatimiler) ve Yavuz Sultan Selim'in mücadele ettiği (Safeviler); kökleri Abdullah Bin Sebe'ye dayanan (Mizrahi/Sebei/İsfahan/kripto/mesiyanik/yahudi) lerden oluşan, bir yanıyla (gizliden gizliye yahudi hamiliğine soyunarak) Kiros'a öykünen, diğer baskın yönüyle Alem-i İslam'da (paralel dini) örgütleyen, sahabe düşmanlığını sistemize eden, Sünni ekolü düşman bilen, ''Ya Hüseyn'' diyerek Suriye'de baş kesen, başında siyah sarığı, eyninde siyah cübbesiyle kendisini kamufle etmiş sapkın Sebei/Gulat-ı Şia ekol,
3- Kendini Horasan ekolünün kurucu lideri (Rûzbih b. Büzahşân/Selmani Farisi) Hazretlerine nispet ederek; Âli Resul'den olma şerefine nail olmuş, Efendimizin stratejisti, yol arkadaşı, kozmik dostu, Ümmetin bilgesi; köklü, milli, ehl-i beyt sevdalısı, ümmet dara düştüğünde sancak açan Ebu Müslim Horasani gibi nicelerinin feyizlendiği Selman'i Farisi Hazretlerine bağlı Selmani İran/Horasan ekolü!

Bu yaklaşımla baktığımızda görüyoruz ki; bugün İran'da ki mevcut rejim Selmani İran değildir! (Dün, Ensari Türkiye olmadığı gibi)
Bugün İran'ı ele geçirip yönetenler; Yemen'i, Suriye'yi, Irak'ı vs kan gölü yaparak; ''Ya Ali! Ya Hüseyn!'' sloganlarıyla katliam yaparak (ellerinden gelse, fırsat bulsalar Türkiye'yle savaştırma hayalleri kuran) Mizrahi/İsfahan/kripto yahudi İran'dır!
Batıyla ve Siyonistle işbirliği içindedirler!
Batı ve Yahudi karşıtlıkları bir perdelemedir!
Alem-i İslam'ın önündeki sed ve çıbanbaşı bunlardır ve İslam Dünyası'nın paralel yapısıdırlar!

Bu nedenle Hz. Ömer döneminde Suriye, Irak, Kudüs havalisinde Beyt'ul Makdis'in özgürlüğüne yoğunlaşan sahabe ordusu Miladi 636'da Kudüs'ü fethettiğinde eş zamanlı olarak o günün (İran'ı olan) Sasani/Pers imparatorluğunu da yıkıyor, devre dışı bırakıyordu.
Hakeza Selahaddin Eyyubi, haçlı işgalindeki Kudüs'ü özgürleştirmek için en az haçlı kadar tehdit olan Haşhaşilerle mücadele ettiği gibi fethin önünde en büyük engel olan o günün ŞİİZM ekolünün temsilcisi (Bizans'la işbirliği yapan) Kudüs-ü Haçlıya anahtar teslim terkeden Mısır'ın Fatimilerini tasfiye ediyordu.
1516'ya geldiğimizde ise Yavuz Sultan Selim Memlüklülerin elinde olan Kudüs'ü himayesine almak için,
(Cidde'ye deniz yoluyla ulaşmaya çalışan küffar tehlikesine karşı) dönemin ŞİİZM ekolünün en tehtidkar temsilcisi olan SAFEVİ Şah İsmail'i devre dışı bırakıp Çaldıran, Mercidabık ve Ridaniye ile Kudüs-ü Şerif'e yürüyordu.
Hz. Ömer, Selahaddin Eyyubi ve Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri, dönemlerinin (Pers/Kripto Yahudi/Sebei/Gulat-ı ŞİA/) İran tehtidlerini tasfiye etmek zorunda kalıyorlardı...

Yazının devamı için tıklayınız>>>
...

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }