Algıda seçiciliğin ötesine geçtik! Hayat mı pahalı yoksa biz mi ucuzladık? Türk milletinin etiketlerle imtihanı giderek çetinleşirken, donmuş bir ekran görüntüsü gibi herşey... Dibi delik bir kova misali ihtiyaç denen olgu... Sadra şifa olur mu acep her an büyüyen boşluklara yaptığımız dolgu? Maddi manevi bir erozyonu yaşarken, yaşadığımıza hayıflanırken... Bu kopup yuvarlanan kayalar da neyin nesi? Evet... Uzaklardan ağıt yakıyor bir kabak kemanenin yanık sesi...
"Sanki yedim camii"ni yaptıran hazretin günümüzdeki iz düşümü olma yolunda (fakat tamamen farklı saikle) kürek çekerken cemiyet... Takılıp düşmüş kemiyet... Elinden tutup kaldırmaksa baştan ayağa keyfiyet! Susmanın konuşmaktan daha çok mana ifade ettiği bir zaman bizimki... Puslu akşamların, kördöğüşü için hilalleri mindere çağırmasından cesaret alan saatler... Sürünerek inerken kerevet ağacının dibine... Sadece bakmayı yeğleyip görmediğimizi zannedenlere dudak büküyoruz belli belirsiz...
Baktığın rakıma göre değişen büyüklüğü olan bir meselenin tarafıyız... Tarafsızlık nasıl da boyalı bir yalan... Rakımlar ve rakamlar arasında gerilen ipte oynamak hakikaten maharet istiyor imiş... Balıklama atladığımız hal denizinde zıpkınlanmış bir yakamoz gibiyiz. Her seferinde delip geçerken, pırıltımızın yırtıldığından kimseciklerin haberi yok! Üstelik kendi kendine kaynayan yaramızı yakan tuzun adı bile geçmiyor. Ekmek tuz hakkı diye bir ifade var malum... Yakıcılıktan devşirilmiş olmasın?
Seyyanen tebessümlerle bakarken ufka... Taksitlendirilmiş bir öksürük tufanı ne diye tutunur ki boğazımıza? Yutkunmanın lokmasız haliyle talim etmeyen, edenin hal-i pür melalini ne bilsin? Hey sen... Pozitivist tarlasında boy vermiş kapitalizm saplarının ucunda sallanan liberal boş başak! Sen bu iklime ait değilsin... Hoş... İklim değişikliği vardı değil mi? Sahi... Rahmet iklimi de göçüp gider mi gökkubbemizden? Yok yok! O göçmez lakin biz kovalarız onu herhalimizle... Maazallah!
Son günlerde "nankör" kelimesi çokça kulağıma çalınır oldu. Her kim ki sitemkâr, sızlanıcı, tenkid edici, şikayet makamında samimiyetle feryat etse... Dost meclidlerinde dahi nankör kelimesi içeren bir cümlenin doğrudan yahut dolaylı muhatabı olabiliyor. Bu kem sıfatla anılan gariban kedilere ne demeli? Bu noktada tasavvuf ehlinin kedilere hakkını veren izahıyla bitirelim sözü...
Kedi sahibinin verdiği yiyeceği yerken gözlerini yumar. Bu yumuşu ve rızkına vesile olana yaltaklanmayışını nankörlük olarak tanımlar çokları... Tasavvuf gözüyle bu durum aslında kedinin, vesilesine bu rızkı bana veren Allah'tır. Ki seni de rızıklandıran keza... Sana ikramına karşı gözümü yumup sırnaşmayarak benim gibi bir kul olduğunu hatırlatmak istiyorum demektedir. Yani kediler sadece miyav demezler. Duyacak kulak ve gönül sahipleri için şu alemde neler neler var.
Duyan ve duyulan olmak muradıyla...