Toplumun kanayan yaralarına merhem olması beklenen taslak, ne yazık ki "hukuki süreçlerin hızlandırılması" gibi teknik detaylara hapsedildi. 200'ü aşkın sözde sivil toplum kuruluşunun ve LGBT lobilerinin baskısı sonuç verdi; neslimizi ve değerlerimizi koruyacak o kalkan, meclis kapısından içeri giremeden çöpe atıldı.
İşte taslaktan çıkarılarak Müslüman Türkiye'nin geleceğine vurulan o ağır darbeler:
-
Sapkın Lobi Kazandı: LGBT ve Cinsiyet Değişikliği Maddeleri Tasfiye Edildi
Listenin en başında, aileyi kökünden havaya uçurmayı hedefleyen küresel LGBT terörüne karşı atılacak adımlardan geri dönülmesi geliyor. Sızdırılan ilk taslakta, cinsiyet değiştirme ucubeleşmesini zorlaştıracak çok kritik ve yerinde adımlar vardı. Buna göre; cinsiyet değiştirme ameliyatları için yaş sınırı 18'den 25'e çıkarılacak, evli olmamanın yanı sıra "çocuk sahibi olmama" şartı getirilecekti. Ayrıca aynı cinsiyetten sapkınların sözde nişan veya evlilik töreni yapmaları suç kapsamına alınacak, TCK'daki "hayasızca hareketler" suçunun cezası artırılacaktı. Ancak "insan hakları" maskesi takan malum çevrelerin tepkilerinden çekinildi ve sapkınlığın hukuki boşluklardan faydalanarak toplumda zemin kazanmasının önü bir kez daha açık bırakıldı. Aile yapımızı dinamitleyen bu ahlaki çöküşe "dur" diyecek o tarihi fırsat ne yazık ki heba edildi. Loading...
Gazeteci Ersin Çelik, 12. Yargı Paketi taslağından cinsiyet değişikliği sürecini sınırlayacak düzenlemenin çıkarılmasını eleştirdi: “Siyasi irade bu konuda geç kalıyorlar ve bunun bedeli çok ağır olacak.”
- Süresiz Nafaka Zulmü Sürecek
Yıllardır binlerce erkeği evlendiğine pişman eden, yeni yuva kurmalarını engelleyen ve boşanmayı bir "gelir kapısına" dönüştüren süresiz nafaka zulmü de paketten çıkarılan bir diğer başlık oldu. Taslakta, nafakaya "evlilik süresinin yarısı kadar ve en az 5 yıl" olmak üzere adil bir sınır getirilmesi ve boşanma davalarında "iki aşamalı" modele geçilerek sürecin hızlandırılması planlanıyordu. Ancak feminist derneklerin "kadın kazanımları elden gidiyor" çığırtkanlığı, mağdur babaların ve parçalanmış hayatların sessiz çığlığını yine bastırdı.
-
Dijital Bataklıkta 'Anonim' Ahlaksızlığa ve Yalana Vize
Türkiye'yi bir operasyon alanına çeviren, gençlerimizin ahlakını zehirleyen sosyal medya platformlarına getirilmesi beklenen "Kimlik Doğrulama" zorunluluğu da bu geri adımdan nasibini aldı. Instagram, X (Twitter), TikTok ve YouTube gibi mecralara girişte TC kimlik numarası ile doğrulama yapılması ve VPN'lerin denetim altına alınması planlanıyordu. Bu hayati madde de "ifade özgürlüğü" kılıfı altında koparılan fırtınalar neticesinde taslaktan ayıklandı. Böylece sahte hesapların ardına sığınarak itibar suikastı yapanların, yalan terörü estirenlerin ve dijital mecralarda ahlaksızlık yayanların ekmeğine yağ sürülmüş oldu.
-
Çocuk Suçlular ve Aile İhmaline Karşı "Cezasızlık"
Son dönemde artan ve toplumu dehşete düşüren "suça sürüklenen çocuk" vakalarına karşı planlanan sert tedbirler de bir başka bahara bırakıldı. İlk taslakta; ağır suçlara bulaşan 12-15 ve 15-18 yaş grubundaki çocuklar için ceza üst sınırlarının artırılması, kapalı cezaevlerinde geçirilen "1 günün 2 gün sayılması" imtiyazının ağır suçlarda kaldırılması gibi caydırıcı adımlar vardı. Daha da önemlisi, silahını çocuğunun erişimine açık bırakan veya ağır ihmaliyle çocuğunun cinayet gibi suçlara yönelmesine sebep olan ebeveynlere hapis cezasının artırılması hedefleniyordu. Ancak bu maddeler de "çocuğun üstün yararı" gibi beylik lafların arkasına sığınılarak iptal edildi.
Milletimiz, iktidardan teknik yargı paketleri değil, kendi inanç ve ahlak temelini yasal güvence altına alacak dirayetli bir duruş beklemektedir. Sapkın ideolojilere, aileyi yıkan feminist dayatmalara ve dijital ahlaksızlığa karşı atılması gereken adımların "tepkiler" gerekçesiyle rafa kaldırılması, muhafazakar tabanda devasa bir hayal kırıklığı oluşturmuştur. Bu maddelerin "daha sonraki paketlerde ele alınacağı" tesellisi, alev alev yanan neslimizi kurtarmaya yetmeyecektir. Siyaset kurumu, kimden yana olacağına artık kesin bir karar vermelidir: Batı fonlu marjinal derneklerden mi, yoksa bu ülkenin temel taşı olan Müslüman aileden mi?