Kazanmak ve kaybetmek! Dale Carnecia’nın gençlik yıllarında okuduğum bir kitabı vardır: Söz söylemek ve iş başarmak sanatı.
İnsanlar başarı uğuruna neler kaybetmiyorlar ki, ömürlerini en değerli zamanlarını belki,  sağlıklarını.
Sonunda kazandıkları ne, para, madalya, makam, şöhret. Gerçek buna değer mi idi o çabalar. “Başarı”yı modern insan çok farklı tanımlıyor.
Ona pozitif bir anlam yüklüyor. At yarışında yarışan jokey, ya da yarışa para yatıran adam, gerçekte onlar neyi kazanıyorlar?
Can feda eden şehid, kazanmış mı, kaybetmiş mi oluyor?
Ya da Allah yolunda servetini dağıtan kaybetmiş mi oluyor, kazanmış mı? Allah’ın servetini Hak yolda harcayan kişiye vadettiği cennet, ya da ona vaadedilen bereket ve ikram, gözle görülmez, muhasebe kayıtlarına artı olarak girmezse kaybedilmiş mi oluyor. Başarı denilen şey bazan, “dua ile istenen bela” olamaz mı? Hani “bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş” olamaz mı?
Ya da, hani “Allah bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan etmeyecek mi idi”.
Elbette Allah’tan dua ile başarısızlık istemeyeceğiz, peki ille de “başarı” mı isteyeceğiz. Dikkat “ihtirasla istediğiniz her şey” mallarınız, canlarınız ve sevdikleriniz sizin için FİTNE olabilir.
Biz bir şeyi gönlümüzden geçtiği şekilde, önce akıl süzgecinden geçirir, sonra dini, ahlak ve hukuka uygunluğuna bakar ve sonra Allaha arz eder ve son kararımız olan, “bizim gönlümüzden geçen bu, ama biz bilemeyiz, biz senin rızanı seçtik” deriz. O belki bir zalimi başımıza musallat etmek ve sonra da bizim ellerinizle o zalimi cezalandırarak, mazlumlara yardım etmek istemektedir. O zaman biz Ondan sabır, direnme gücü ve yardım dileriz. Çünkü O bir ayetinde “Allah sizin ellerinizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek ister” diyor. Bizim duamız “Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi olmaktır. Şura 30’da ne deniyordu: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.“
Hz. Yusuf ilk 7 yıl başarılı, 2. 7 yıl başarısız mı idi.
Başarıya bir ömür boyu, toplam  olarak mı bakmak gerek. Hz. Eyyub en zengindi, sonra en yoksul oldu, sonra eski zenginliğinin iki katına sahip oldu.
Hz. Yusuf her iki halde de aynı Yusuf'tu, Hz. Eyyüb'te aynı Hz. Eyyüb’tü.
Hz. Lut, Hz. Nuh, Hz. Yunus ya da Hz. Yakub örneğine bakıp, ortaya çıkan sonuçları mesela “pedegojik formasyon eksikliği” ile mi açıklayacağız.
Bir defa, bize başarı gibi görünen iş ve o başarının sahibine bir bakmak gerek. Mesela o zenginliği çalıntı isi, ya da uyuşturucu mafyasının zenginliği ise. O şöhreti haketmediği bir şöhretse, sınavdan 10 alan öğrenci kopya çekmiş ya da soruları çalmışsa. Sadece sonuca bakarak bu konuda karar vermek mümkün.
Çalıntı, hakedilmemiş bir mal, makam, serveti bir kambur gibi sırtımızda taşımaktan sa, onurlu bir yoksulluk tercih edilebilir. Başkalarının kanları ve gözyaşları üzerine kendilerine iktidar ve servet üretenlerin başarı olarak görünen edinimleri aslında sonuçta azab vesilesi olacaksa, bunun ne anlamı var. Bugünün zengin devletleri ve iktidar sahipleri için bu geçerli değil mi?
Helal kazanmak ve helal harcamak gerekiyor. Haram mal ile saadet olmaz. “Kem alat ile kemalat olmayacağı” gibi. Onun içindir ki, “alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” denmiştir. Burada öne çıkması gereken “ahiret” boyutu ve “rıza” boyutu. O zaman belli olur, o dua ile istenen şeyin bela olup olmadığı.. Hiçbir güç Allah’ın iradesini engelleyemez, ona güç yetiremez ve Onu her hangi bir sonuca mecbur bırakamaz. İşin Kader, Rızık ve Ecel boyutunu hesaba katmadan varılacak her sonuç batıldır. Zaten ilk başlangıç bizim için bir çerçeve çiziyor. “Doğduğumuz ana-baba, doğduğumuz zaman, doğduğumuz toprak, derimizin rengi, cinsiyetimiz”, buradan başlıyoruz.
Belki de başkalarının imrendiği, kıskandığı bazı şeyler, birilerinin hayallerini süslese de, aslında bu sadece bir aldanmadan ibarettir. Şükretmek, sabretmek, direnmek daha iyidir aslında.
Gelin Gazze’de yaşananları ve GlobalReset’çilerin yaptıklarını aklımıza tutarak, Ali İmran’dan şu bölümün mealini birlikte okuyalım:
139- Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.
140-Eğer size (Uhud savaşında) bir yara değmişse, (Bedir harbinde) o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah'ın sizden iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez.
141-Bir de bu, Allah'ın iman edenleri tertemiz seçip, kâfirleri yok etmesi içindir.
142-Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız?
143-Andolsun ki siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
144-Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır.
145-Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kimseye ölmek yoktur. (Ölüm) belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini dilerse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.
146-Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
147-Onların sözleri ancak: "Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı diret, Kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!" demekten ibaretti.
148-Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah güzel davrananları sever.
149-Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız, sizi topuklarınız üstünde gerisin geriye çevirirler. O zaman büsbütün kaybedersiniz.
150-Hayır! Sizin mevlanız Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.
151-Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmalarından dolayı, inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür!

154-(…) Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. Allah'a karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve "Bu işten bize ne?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş Allah'ındır". Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: "Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik". Onlara şöyle söyle: "Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. Allah (bunu) göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı. Allah göğüslerin içinde olanı bilir.

156-Ey iman edenler! Sizler inkâr edenler ve yeryüzünde sefere veya savaşa çıkan kardeşleri için: "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi." diyenler gibi olmayın. Allah bunu, onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, diriltir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
157-Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır.

160-Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah'a güvenip dayansınlar. 161-Hiçbir peygambere ganimet malını gizlemesi (devlet-millet malını aşırması) yaraşmaz. Kim böyle bir aşırma ve ihanette bulunursa kıyamet günü aşırdığını boynuna yüklenerek getirir. Sonra da herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir, onlar haksızlığa da uğramazlar.

165-(Bedir'de düşmanı) iki katına uğrattığınız bir musibet (Uhud'da) size çarpınca mı: "Bu nereden" dediniz? De ki: "Bu başınıza gelen kendinizdendir". Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir.
166-167-İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet de Allah'ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: "Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz." denilmişti. Onlar ise: "Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan gelirdik." demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi bilendir. 168-Kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için: "Eğer bize uysalardı öldürülmezlerdi" dediler. Onlara de ki: "Eğer iddianızda doğru iseniz, kendinizden ölümü uzaklaştırınız".
169-Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlar.
170-Allah'ın lütfundan verdiği nimetle sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiç bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.

173-İnsanlar onlara: "Düşmanlarınız size karşı ordu topladı, onlardan korkun." dediklerinde, bu, onların imanını artırdı ve şöyle dediler: "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir".
174-Bunun üzerine kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan Allah'ın nimeti ve lütfuyla geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.
175 - (Size o haberi getiren) ancak şeytandır, (sadece) kendi dostlarını korkutabilir. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz benden korkun.”

Bugünlük de bu kadar, selam ve dua ile.