Merhum Mustafa Karahasanoğlu'nun dik duruşa sahip, yol gösterici, seciyeli biri olmasına dikkat çeken Yaşar Değirmenci, "Vefâtı, unutanlarımız, ölüme hazırlıksız olanlarımız için bir “nümune-i imtisal” teşkil etmeli. Çünkü “güzel ölüm” olduğu gibi, “çirkin ölüm” de vardır. Güzel yaşayanlar güzel ölürler. Hayata menfaatlerin yön verdiği günümüzde, hak yolda çaba gösterebilmenin faziletini yaşayarak öldü. Cephede şehit düşen asker gibiydi." ifadelerini kullandı.

Borsada manipülasyon soruşturmasında 5 tutuklama talebi Borsada manipülasyon soruşturmasında 5 tutuklama talebi

İşte Değirmenci'nin söz konusu yazısının tamamı:

Ahirete geçen dostlarımıza, büyüklerimize her gün bir yenisi ekleniyor. Gece telefonla gelen ölüm haberi yüreğime hançer gibi saplandı; epeydir hastanedeydi. Oğulları başucunda Hakka yürüdü. Allah rahmet eylesin. Allah mağfiret eylesin. Makamı Cennet olsun.  

Kimseyi ezmedi, yok edici olmadı, tenkitlerini bile gönül yıkıcı olmadan dile getirdi, hizipçi, grupçu asla değildi. Onun yanında asaleti, beyefendiliği, İslam ahlakını gördük.   

Buğulu gözlerim, yorgun ve mükedder haleti ruhiyemle bugün yaşıyor gibi hatıralarım canlandı. Eskiden ayda bir gazetemizde veya tespit edilen bir mekânda Mustafa ağabeyin başkanlığında yazarlar olarak toplanırdık. O ayın değerlendirilmesi yapılır, tenkitler, teklifler, dertler, plan ve projeler konuşulurdu. Şer güçlerin (Biz hep ‘Hilal-Haç) kavgası/mücadelesindeki sorumluluğumuzu konuşur, ihmalimizin olmamasına dikkat ederdik. “Mazlumun yanında, zalimin karşısında olmak” ilkemizdi.   

Gazetemiz Yeni Akit memleketin zor zamanında İslam davasının savunucusu, Hakk davanın yanında olan muhafazakâr kesimin yanında oldu. 15 Temmuz, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat dönemlerindeki tüm engellemelere rağmen. Yeni Akit, sadece bir yayın organı değil, yeri geldi sesi oldu, yeri geldi büyük bedeller ödedi ama asla ve asla yılmadı. Millî ve manevî davanın galebesi için uğraştı. Savunuculuğunu yaptı. Hakkı şiar edinirken, asla ve asla bir holdingin yanında olmadığı gibi, Avrupa fonlarından beslenmedi, vesayet rejimine her daim karşı oldu. Hakkı haykıran ilkeli, dürüst ve cesur yayın politikasıyla bugünlere gelen gazetemizin kurucusuydu Mustafa Karahasanoğlu Ağabeyimiz. O, her biri bir sadaka-yı cariye olan yaptığı hizmetler, verdiği mücadele, yetiştirdiği ‘basın kadrosu’  ve gök kubbede bıraktığı hoş sadâ ile amelini öldükten sonra da yaşatmayı bilen bahtiyarlar arasında yerini aldı. Vefatından sonra da süren salih ameller/eylemler bıraktı. Kendi gitti fakat amelleri; sahibinin hesabına gelir getirmeye devam edecek.  

Vefâtı, unutanlarımız, ölüme hazırlıksız olanlarımız için bir “nümune-i imtisal” teşkil etmeli. Çünkü “güzel ölüm” olduğu gibi, “çirkin ölüm” de vardır. Güzel yaşayanlar güzel ölürler. Her birimiz, yaşadığımız şu imtihan dünyasında, özellikle içinden geçtiğimiz şu musibet demlerinde, nasıl bir duruş ortaya koyduğumuzu sorgulamalıyız. Dahası, İslam’a nispetimizin sahihliğini, Allah’la ve kendimizle olan ilişkimizi, imana ve inkâra karşı duruşumuzu test etmeliyiz. Mustafa ağabey; “iman-amel-ihlas” köprüsünü kurmuştu.  Ehl-i küfür onu hedef tahtasına oturtmuştu. Her zaman dik duruşu vardı. Yol göstericiydi. Hayata menfaatlerin yön verdiği günümüzde, hak yolda çaba gösterebilmenin faziletini yaşayarak öldü. Cephede şehit düşen asker gibiydi.   

Basında doldurulmaz yeri olan, aydınlatma, uyandırma, ölü zihinleri diriltme, şuurlandırma görevini yerine getiriyordu. En umutsuz zamanlarda bile ümitsizliğe düşmez, yorulmak, dinlenmek bilmezdi. Basının temel taşları; emperyalizmin pençesine düşmüş, zihnen işgale uğramış, ihanetlerine maruz kalmıştı. Uyuşturulmuş İslâm dünyasını da gafletten; Akit Gazetesi, ‘yangını haber veren çığlık’ ile uyandırmaya çalışıyordu. Hayat devam ediyor. Üzüntümüzle beraber tavsiyelerini, konuşmalarını, hatıralarını unutmayacağız. Üzüntümün bir başka sebebi de ailemizin büyüğünü kaybetmemin kederi. Aile sağlam. Evlatları, kardeşleri, yeğenleri, hanımefendi, kızları, damatları. Geriye bıraktığı en büyük mirası; sıradan kurum ve kuruluş değil, istifade, edecek, sadakayı cariye hükmüne geçecek nesil ve müessese bırakmaları. Haddimi bilen bir adam olmama rağmen her Cuma araması, her arayışında da uzatmadan araya bir ayeti, bir hadisi, Peygamber Efendimizin bir duasını söylemem/sıkıştırmamdaki memnuniyetini hiç unutamam. Geçirdiğim trafik kazasında Çapa’ya bizzat gelişi, (sıradan bir geçmiş olsun) değil; alakası, aile efradımla görüşmesini her hatırlayışımda duygulanırım. Hazırladığım Cuma ve Tefekkür Sayfalarını beğenmeleri, yazımın fikrî seviyesini dile getirmesi, “aman sağlığına dikkat et!” demesi gibi iltifatlarına mazhar oluşum da beni daha gayretli olmama, daha dikkatli seviyeli hazırlamama, sebep olmuştu. Hele Cuma Sayfasını hazırlayan arkadaşımızın ayrılmasıyla bana ‘hazırlar mısın?’ diye sorması, bir iki defa Ramazan Sayfası için de beni düşünüp araması, emr-i vaki yapmaması, reklam veya başka sebeplerle hazırladığım sayfamın çıkmayacağını haber vermesi,  katıldığım TV programındaki memnuniyetinden dolayı beni tebrik etmesi nezaketini, kibarlığını, zarafetini göstermesi, ‘örnek ağabey’di. Alacağımız çok şey vardı. Bütün bu yapılanlar; örneklik, öncülük idi. Aile olarak da. Birlik, beraberlik, fedakârlık, cefakârlık. Mustafa ağabey olsun, kardeşleri Nuri Bey, Ali İhsan Bey olsun ne zaman konuşsak hep “örnek aile”siniz demişimdir. Ahzab suresi 21. Ayet de hep aklıma gelirdi. “üsve-yi hasene” (Allah Resulünde sizin için pek güzel bir örnek vardır.) Mütevazılığı içindeki vakarı, şahsiyeti, ‘üsve-yi hasene’ haliyle Peygamber Efendimizin izini sürmesiyle de etkilerdi. O izi sürersek bizler de Peygamberimizin sancağı altında toplanırız. Mustafa ağabey de en kritik durumlarda bile duruşunu bozmuyordu. “Emri bil maruf, nehyi anil münker”i sadece şahsı değil, gazetemiz Akit ve Akit TV olarak da yapmaları (3/104, 9/71, 72 11/116. Ayetlerini de hatırlattı.) adeta her hal ve şartta yaşanan bir dinin temsilciliğini yapıyor, örnek oluyordu. Mustafa ağabeyi şükran, rahmet ve minnetle anıyor, ‘Rabbimiz hepimizi cennetinde buluştursun’ diye niyaz ediyorum. Necip Fazıl’ın şu beytiyle bitirelim:

Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...  
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?