Hikayeleri insanın kanını donduran Mısır'daki Tora Cezaevi hücrelerinden birinin kapısı açıldı. 51 yaşındaki fikir suçlusu mahkumu hava alması için koridora çıkardılar. İşkenceden yıpranmış bedenini zorla hareket ettiriyordu. Koridorda bir kaç adım atmıştı ki yan hücrenin kapısından bir ses duydu:
"Ahi, Selamun Aleykum."
Hücrenin kapısına baktı, sadece mahkumun parmaklarını görebildi.
"Aleyküm Selam" dedi sessizce.
Rabiatül Adaviyye Meydanı'nda kalan yüz binlerce kişi arasında bir çadırda küçük tartışma çıktı. Aziziye bölgesinden gelen gençler zafer işareti yapılmasına karşı çıkarak bunun Tahrir meydanındaki darbe taraftarlarının işareti olduğunu söylediler.
Bu işaret yerine dört parmakla başka bir işaret yapılmasını istediler. Gerekçelerini de açıkladılar: "Rabia" Arapça dördüncü demekti ve bu meydanın adıydı. Parmaklarıyla "dört" yaparlarsa özgürlükleri için günlerdir bulundukları bu meydanın adına vurgu yapmış olacaklardı. Ayrıca Tahrir'de darbe taraftarlarıyla aynı işareti yapmayacak, kendi işaretleri olacaktı. Gençler esmer parmaklarıyla "dört" yaparak sevinçle ilk denemeleri yaptı.
Bilge adam ertesi günü aynı saatte koridora çıkartıldığında yine o güzel ses:
"Ahi, Selamun Aleykum" diye selamadı onu. Dualar etti, hayırla andı.
Aynı şekilde karşılık verdi bilge adam.
İnsanın en büyük yalnızlığını yaşadığı o korkunç hücrede, Allah'ın selamıyla selamlayan bir kardeşinin sesinden daha güzel ne olabilir?
Bilge adam her gün kendini selamlayan bu mahkumun selamından, dualarından o kadar etkilendi ki bir gün hücresinin kapısından ona şöyle seslendi.
"Ahi, ente hurrun vera es-sudud
Ahi, ente hurrun bitil-kel kuyut"
(Kardeşim, sen parmaklıklar ardında olsan da hürsün.
Kardeşim, sen prangalara vurulsan da hürsün)
Bilge adamın yüreğinden kopan bu beyit, hücresinde hürriyeti yok edilmiş, işkenceler altında inleyen mahkumların sanki yeniden doğmasına vesile oldu.
Bilge adam sonraki günlerde yeni beyitler okumaya devam etti.
"İza künte billahi müstağsima
Femaza yediru ke keydül abid"
(Sen Allah'a sıkıca bağlanırsan
Sana kölelerin tuzağı ne zarar verebilir)
Darbe yönetimi tarafından faaliyetleri yasaklanmış ve mal varlıklarına el konulmuş İhvanı Müslimin mahkumlarının işkencelerle dolu karanlık hücrelerine ışıklar doldu. Bu kaside onların direnme gücünü ve davalarına bağlılığını arttırdı.
Bilge adam Seyyid Kutub"un beyitlerine karşılık, mahkumlar kendi beyitlerini okuyarak ona eşlik ettiler. Böylece 32 beyitlik bir kaside meydana geldi.
Kasidenin yazılmasından kısa bir sure sonra 1 Haziran 1957 yılında hapishane yönetimi, bir karışıklıklığı bahane ederek İhvan üyesi mahkumların üzerine ateş açtı. 21 mahkum şehid oldu, 23'ü yaralandı.
Hapishane yönetimi o kadar vahşice şiddet uyguladı ki mahkumların bir kısmı hücre- lerinde aklını yitirdi.
Kutub'un yazdığı kaside tam bu dönemde Tora Hapishanesi"nde diğer İhvan üyesi mahkumlar arasında dilden dile dolaşmaya başladı:
"Kardeşim, sen parmaklıklar ardında olsan da hürsün..."
Mahkumlar yüksek sesle bu kasi- deyi okuyarak akıl sağlıklarını korumaya çalıştılar.
Mısır'da yayınlanan "İhvanu"l Müslimin" gazetesi 26 Temmuz 1957 yılında, Seyyid Kutub"un bu kasidesini "Parmaklıklar Ardından" başlığıyla yayımladı. Tora Cezaevi"nde işkenceler ve katliamlar arasında doğan o muhteşem kaside böylece dünyaya yayıldı.
Kutub, darbe lideri Cemal Abdünnasır tarafından, devlete karşı "darbe girişimi planladığı" iddiasıyla 29 Ağustos 1966 yılında idam edildi. İdama götürülürken hücre arkadaşlarından genç İhvan üyesi Muhammed Bedii göz yaşı döküyordu.
Kutub'la beraber, Tora'da kalan, yüzünü hiç göremediği hergün selam veren mahkum da dahil bir çoğu şehit oldu.
Dört parmakla yaptıkları el işaretiyle, Rabiatül Adeviyye meydanında kimi zaman bir milyonu bulan göstericiler; özgürlük, adalet, meşruiyet ve oylarıyla seçtikleri Cumhurbaşkanları Mursi"nin serbest bırakılması için iki ay boyunca direndi. Ne silaha dokundular, ne şiddete başvurdular. Meydanda namazlarıyla, dualarıyla ve Kur"an okuyarak direndiler. Hiçbir millet özgürlükleri için bu kadar güçlü bir direniş göstermedi tarihte.
O meydanda kurulan sahnede genç bir adam eline mikrofonu aldı ve askeri darbenin esir tuttuğu Mursi"ye seslendi:
"Kardeşim, sen parmaklıklar ardında olsan da hürsün.
Kardeşim, sen prangalara vurulsan da hürsün."
Seyyid Kutub'un yılardır İslam dünyasında dilden dile dolaşan kasidesi, 2013 senesinde Rabiatü'l Adeviyye meydanında başlayan özgürlük direnişinde yeniden ortaya çıktı. Bilinmeyen birisi kasideye yürekleri yakan bir beste yaptı ve ümmete armağan etti.
Tarihin gördüğü en korkunç sivil katliamını yapmak için General Sisi ve adamları Rabia meydanına doğru tankları ve toplarıyla ilerlerken Mısırlı gençlerinin keşfettiği "Rabia işareti" on binlerce kişi tarafından coşkuyla meydanda kameralara gösteriliyordu.
Saatlerce özgürlük, adalet, meşruiyet ve Mursi için slogan attılar. Yoruldular. Bir kısmı çadırlarına uyumaya gitti. Darbecilerin tankları, zırhlı araçları ve silahlı askerleri tam o saatte meydana girdi. Binlerce sivil acımadan öldürüldü, çadırları, camileri ateşe verildi.
Bir ordu silahsız halkına karşı katliam yaparken televizyonlar canlı yayındaydı ve takvimler 14 Ağustos 2013'ü gösteriyordu.
Hikayeleri insanın kanını donduran Mısır'daki Tora Cezaevi hücrelerinden birinin kapısı açıldı. İçeriye 70 yaşındaki İhvanı Müslümin mürşidi Muhmmed Bedii'yi attılar. Tora'daki hücrelere aşina olan Murşid acı bir tebessümle seslendi: "Bana ne yapabilirsiniz ki benim 10 yılım zaten burada geçti."
Korkunç Tora Cezaevi'nin hücreleri 2013 yılında binlerce İhvanı Müslimin üyeleriyle dolduruldu. İşkenceden inleyen mahkumların sesleri tıpkı 1957 yılında olduğu gibi yeniden duvarları kapladı. İhvanı Müslimin teşkilatı kapatıldı, faaliyetleri yasaklandı ve mal varlıklarına el konuldu.
Uzaklarlarda, onlarca farklı ülkede elleriyle "R4BIA İşareti" yapan binlerce genç, hep beraber Tora Cezaevi"ne doğru haykırmaya başladı:
"Ahi, ente hurrun vera es-sudud
Ahi, ente hurrun bitil-kel kuyut"
-
Ehi Ente Hurrun (Kardeşim Sen Özgürsün) Arapça Sözleri (Harekeli Olarak)
أَخِي أَنْتَ حُرٌّ وَرَاءَ السُّدُودِ
أَخِي أَنْتَ حُرٌّ بِتِلْكَ الْقُيُودِ
إِذَا كُنْتَ بِاللهِ مُسْتَعْصِمًا
فَمَاذَا يَضِيرُكَ كَيْدُ الْعَبِيدِ
أَخِي سَتَبِيدُ جُيُوشُ الظَّلَامِ
وَيُشْرِقُ فِي الْكَوْنِ فَجْرٌ جَدِيدٍ
فَأَطْلِقْ لِرُوحِكَ إشْرَاقَهَا
تَرَى الْفَجْرَ يَرْمُقُنَا مِنْ بَعِيدٍ
أَخِي قَدْ سِرَتْ مِنْ يَدَيْكَ الدِّمَاءُ
أَبَتْ أَنْ تُشَلَّ بِقَيْدِ الْإمَاءِ
سَتَرْفَعُ قُرْبَانَهَا لِلسَّمَاءِ
مُخَضَّبَةً بِوِسَامِ الْخُلُودِ
أَخِي هَلْ تُرَاكَ سَئِمْتَ الْكِفَاحِ ؟
وَأَلْقَيْتَ عَنْ كَاهِلَيْكَ السِّلَاحَ
فَمَنْ لِلضَّحَايَا يُوَاسِي الْجِرَاحَ ؟
وَيَرْفَعُ رَايَاتَهَا مِنْ جَدِيدٍ
أَخِي إِنَّنِي الْيَوْمَ صَلْبُ الْمِرَاسِ
أَدُكُّ صُخُورَ الْجِبَالِ الرَّوَاسِي
غَدًا سَأُشِيحُ بِفَأْسِي الْخَلَاصِ
رُؤُوسَ الْأَفَاعِي إِلَى أَنْ تَبِيدَ
سَأَثْأَرُ لَكِنْ لِرَبٍّ وَ دِينٍ
وَأَمْضِي عَلَى سُنَّتِي فِي يَقِينٍ
فَإِمَّا إِلَى النَّصْرِ فَوْقَ الْأَنَامِ
وَإِمَّا إِلَى اللهِ فِي الْخَالِدِينَ
أَخِي إِنَّنِي مَا سَئِمْتُ الْكِفَاحُ
وَلَا أَنَا أَلْقَيْتُ عَنِّي السِّلَاحِ
فَإِنْ أَنَا مِتُّ فَإنِّي شَهِيدٌ
وَ أَنْتَ سَتَمْضِي بِنَصْرٍ مَجِيدٍ
وَ إنِّي عَلَى ثِقَةٍ مِنْ طَرِيقِي
إِلَى اللهِ رَبِّ السَّنَا وَ الشُّرُوقِ
فَإِنْ عَافَنِي السَّوَقُ أَوْ عَقَنِي
فَإنِّي أَمِينٌ لِعَهْدِي الْوَثِيقِ
أَخِي فَامْضِ لَا تَلْتَفِتْ لِلْوَرَاءِ
طَرِيقُكَ قَدْ خَضَّبَتْهُ الدِّمَاءُ
وَلَا تَلْتَفِتْ هَهُنَا أَوْ هُنَاكَ
وَلَا تَتَطَلَّعْ لِغَيْرِ السَّمَاءِ
فَلَسْنَا بِطَيْرٍ مَهِيضِ الْجَنَاحِ
وَلَنْ نُسْتَذَلَّ وَ لَنْ نُسْتَبَاحَ
وَإنِّي لَأَسْمَعُ صَوْتَ الدِّمَاءِ
قَوِيًّا يُنَادِي الْكِفَاحَ الْكِفَاحَ
أَخِي إِنْ ذَرَفْتَ عَلَىَّ الدُّمُوعِ
وَبَلَّلْتَ قَبْرِي بِهَا فِي خُشُوعٍ
فَأَوْقِدْ لَهُمْ مِنْ رُفَاتِي الشُّمُوعِ
وَسِيرُوا بِهَا نَحْوَ مَجْدٍ تَلِيدٍ
أَخِي إِنْ نَمُتْ نَلْقَ أَحْبَابَنَا
فَرَوْضَاتُ رَبِّي أُعِدَّتْ لَنَا
وَأَطْيَارُهَا رَفْرَفَتْ حَوْلَنَا
فَطُوبَى لَنَا فِي دِيَارِ الْخُلُودِ
-
Ehi Ente Hurrun (Kardeşim Sen Özgürsün) Türkçe Anlamı
Kardeşim sen parmaklıklar ardında da olsan özgürsün
Kardeşim sen prangalara vurulsan da özgürsün
Sen Allah’a bağlandığın zaman
Sana kölelerin tuzağı ne zarar verebilir ki.
Kardeşim karanlığın ordularını kökten sileceksin
Ve bununla yeryüzünde yeni bir fecr doğacak
Sen ruhunu bu fecrin doğuşuna teslim et
O zaman fecrin bizi uzaktan karşıladığını göreceksin
Kardeşim muhakkak ki ellerinden kanlar akmıştır
ve zillete mahkûm olmaktan yüz çevirmiştir
Muhakkak ki bir gün o şahadet âşıklar
Ebediyet kanı ile Cennete yükselecektir
Kardeşim sana ne oluyor ki savaştan bıkmışsın
Omzundan silahını atmışsın.
Söyle bana kim fedakârlık edecek ve yaraları kim saracak
Ve yeniden sancağımızı kim dalgalandıracak.
Kardeşim muhakkak ki ben bugün sarsılmaz dayanağa sahibim
Ve yerlerine dayanmış dağları, kayaları parça parça ederim
ve yarın bu silahımla bozgunculara karşı savaşacağım
Ta ki yeryüzünden yok edinceye kadar
Ben Rabb ve din için intikam alacağım
Yılmadan Resul ve sünnet üzerine devam edeceğim
Ya dünyayı kuşatacak zafer
Ya da Allah’a sunulacak şahadet
Kesinlikle Kardeşim ben savaştan yılacak değilim
Silahı da atacak da değilim
Şayet kardeşim ben ölürsem şehidim
Sen de övülmüş bir zaferle devam edersin
Muhakkak ki ben emin bir şekilde
Yıldızların Rabbi olan Allah a giden yol üzerindeyim
İster beni affedin ister beni cezalandırın
Muhakkak ki ben verilen ahde eminim.
Kardeşim yürü tereddüt etmeden arkana bakma
Senin yolun kanla boyanmıştır
Oraya buraya aldırış etme
Allah’tan başkasına boyun eğme
Kanadı kırık bir kuş değiliz ki
Bundan dolayı zelil görünüp öldürülelim
Adım adım çarpışmaya çağıran
Kanların sesini işitiyorum.
Kardeşim benim üzerime ağlarsan
Benim kabrimi o içten damlalarla ıslatırsan
Ufalanmış kemiklerden kendine meşale oluştur
Ve ışığıyla yaklaşan zafere doğru ilerle
Kardeşim biz ölürsek sevdiklerimize kavuşacağız
Rabbimizin bahçeleri bizim için hazırlanmıştır
Muhakkak ki o Cennetin kuşları etrafımızda kanat çırpacaktır
Ebedi diyar bizim için ne kadar hoştur.




