Dün G7 zirvesi nedeniyle Fransa’da bulunan ABD Başkanı Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile akşam yemeğinde Versay Sarayı'nda İran ile varılmış olan mutabakat zaptını imzaladı. Cuma günü Cenevre'de yapılması beklenen resmi törenin erkene alınması, diplomatik bir sürpriz olarak kayıtlara geçti.

I. Dünya Savaşı'nı bitiren o tarihi atmosferde atılan bu imza, aslında 60 günlük kritik bir yol haritasını başlatıyor. Tarafların nükleer program ve bölgesel güvenlik başlıklarında masaya oturmasını sağlayacak olan bu zapt, Hürmüz Boğazı'nın açılması gibi somut adımlarla bölgedeki savaş çığırtkanlığını susturmayı hedefleyen hayati bir eşiği temsil ediyor.

Değerli kardeşlerim,

Daha birkaç ay önce dünya medyasına baktığınızda Trump’ın o meşhur zafer naraları çınlıyordu. "İran'ın hava kuvvetlerini yok ettik, donanmalarını yeryüzünden sildik, onları taş devrine geri gönderiyoruz, Onların o rejim yapı artık bir enkaz, Sınırsız cephanemiz var, eşsiz ateş gücümüzle onları dize getirdik" diyorlardı. Savaşın sonucu daha ilk günden ilan edilmiş gibiydi. İran'ın liderleri ve komutanları hedef alındı. Psikolojik harp tüm gücüyle devreye girdi.

Birçok çevre, İran’ın birkaç haftada diz çökeceğine inanmıştı. Fakat beklenen o büyük çöküş gerçekleşmedi. Devlet yıkılmadı, sistem ayakta kaldı. Bugün geldiğimiz noktada ise aynı Amerika, İran ile el sıkışmaya hazırlanıyor. Kişisel olarak bu gelişmeden de son derece mutlu olduğumu belirtmek isterim. Ancak, insan ister istemez şu soruyu sormadan edemiyor. Madem İran bitti, madem o büyük orduyu ve rejimi yerle bir ettiniz, neden şimdi apar topar masaya oturuyorsunuz?

Yaşananları sadece savaş meydanlarına bakarak anlamak mümkün değildir. İran saldırısı başlamadan önce dünya gündeminin en sıcak başlığı Epstein dosyalarıydı. Trump’ın o günlerde neden bu kadar sertleştiğini ve savaşı bir kurtuluş bileti gibi sunduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz. Seçim sürecindeki suikast girişimleri, Epstein dosyalarıyla sıkıştırılan bir siyasi irade ve ardından gelen o "İran'ı yok ettik" şovları... Tüm bunlar bir stratejiden ziyade, köşeye sıkışmış bir liderin dikkat dağıtma hamlesiydi.

Elbette bunların kesin cevabını vermek güç, ancak şu gerçeği artık herkes görüyor. Washington, tüccar aklıyla bir bilanço hesabı yaptı. Savaşın sürdürülebilir olmadığını, harcanan milyarların ve kaybedilen prestijin kendi hanesine eksi yazacağını görünce rotasını kırdı. Amerika, masaya otururken aslında İran’ı değil, kendi içindeki o eski ve maliyetli savaş baronlarının ve Siyonist lobinin ısrarını yenilgiye uğratıyor.

Fakat aynı şeyi İsrail’deki savaş yanlısı, bağnaz çevreler için söylemek çok zor. Bugün İsrail’deki radikal kanat, Amerika’nın bu tutumunu açıkça bir ihanet olarak nitelendiriyor. Özellikle eski Genelkurmay Başkanı ve askeri şahinlerin temsilcisi Benny Gantz ile ideolojik katılığıyla bilinen eski Başbakan Yair Lapid gibi isimlerin etrafındaki çevreler, bu anlaşmayı İsrail’in bekasına vurulmuş bir darbe olarak görüyor. Onlar için mesele sadece İran değil, yıllardır Ortadoğu’yu krizler üzerinden şekillendiren o çağdışı anlayışın ta kendisi.

21.yüzyılın dünyasında geçer akçe olmaktan çıkan bu Siyonizm belası, aslında dünyayı ve özellikle de Ortadoğu’yu sürekli çatışma alanlarına bölen hantal bir mekanizmadan ibaret. İnsanlık artık bu prangadan kurtulmak istiyor. Dünyanın vicdanı, sadece kendi varlığını başkalarının acısı üzerine kuran o saplantılı ideolojiden yoruldu. İsrail’deki bu çevreler ise gerçeği görmek istemiyor çünkü gerçeklerle yüzleşmek, bugüne kadar kurdukları tüm o kanlı düzenin yanlış olduğunu kabul etmek demek.

İşte bu yüzden, Versay Sarayında imzalanan mutabakat zaptındaki 60 günlük bu sürecin hiç de kolay geçmeyeceğini biliyoruz. Masayı devirmek ve barışı sabote etmek için her türlü kışkırtma denenecektir ancak dünya artık yeni bir dönemece girdi.

Bir tarafta çatışmalardan beslenen o eski karanlık yapı var, diğer tarafta ise akan kanın durmasını isteyen ve artık oyunu okuyan bir insanlık. Hangisinin kazanacağını zaman gösterecek ama tarih bize önemli bir hakikati öğretti.

Silahın, paranın ve propagandanın gücü her zaman sınırlıdır. Milletlerin iradesi ve hakikat, en güçlü görünen planları bile yerle bir eder. Bugün yaşananlar bunun açık bir kanıtıdır.

Gazze’nin yaraları hâlâ kanıyor, Ortadoğu’nun acıları dinmedi ama artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Çünkü son sözü Trump’ın o zafer naraları değil, bizzat insanlığın ortak vicdanı söyler. İnanıyorum ki er ya da geç, silahların değil adaletin konuştuğu o aydınlık günler gelecektir.

Allah’ın izniyle o günler yakındır.

Selam ve dualarımla.