Gazze’de Siyonistlerin büyük katliamı aralıklı olarak sürerken, diğer taraftan Mescid-i Aksa ve El-Halil’deki Harem-i İbrahim Mescidi’nde baskınlar, ihlaller ve hain maksatlı projeler devam ediyor. Bunların hangisinden haberdar oluyoruz ve ne gibi tepki veriyoruz, acaba? Siyonistlerin en iyi becerdiği iş, Müslümanlara geçmişte yaşananları unutturmak ve sessizce gizli emellerini gerçekleştirmek için hiç bıkmadan eylemlerini sürdürmektir.

Harem-i İbrahim Mescidi’nde, İsrail yönetimi tarafından caminin İslami kimliğini değiştirme ve sinagoga dönüştürme amacıyla ihlaller ve uygulamalar yoğun bir şekilde devam etmektedir. Son dönemde Siyonistler, mescidde ezan okunmasını sistematik olarak engellemektedir. Son iki ayda 10 gün boyunca ezan okunmasına izin verilmediği rapor edilmiştir.

İşgalciler, Harem-i İbrahim Mescidi’nin avlusunda bulunan gölgelikleri kaldırarak avlunun üstünü kapatma ve değişiklik projelerine başlama bahanesiyle camiyi bayramlar veya Yahudi dini günlerinde Müslümanların ibadetine kapatmaktadır. Bölgeden gelen haberler ve Filistinli kurumların açıklamaları, İsrail'in mescid üzerindeki idari yetkileri gasp etme girişimlerini ve mabedin bütünüyle bir sinagoga dönüştürülmesine yönelik tehlikeli adımları hızlandırdığına işaret ediyor.

1997 tarihli El-Halil Protokolü gereğince Harem-i İbrahim Mescidi’nin teknik ve hizmet alanlarındaki yönetimi; El-Halil Belediyesi, Filistin Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığı ile İmar Komitesi tarafından yürütülüyordu.

Ancak işgalci İsrail ordusuna bağlı Sivil İdare Yüksek Planlama Konseyi, Ocak 2026'da Harem-i İbrahim Mescidi’ne ilişkin planlama yetkilerini El-Halil Belediyesinden alma kararı verdi. Kararın, belediyenin, cami avlusunun üstünün kapatılmasına yönelik talepleri reddetmesinin ardından "inşaat ruhsatı sürecini kolaylaştırma" gerekçesiyle alındığı iddia edildi.

İsrail'in aşırı Siyonist Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, 16 Haziran 2026'ta El-Halil kentinin idari ve güvenlik yapısına ilişkin "El-Halil Anlaşması'nı" feshettiklerini duyurmuştu. Kentin ilhakına ilişkin attıkları adımın "tarihi bir düzeltme" olduğunu savunan Smotrich, konuşmasında, "Oslo Anlaşmaları'nın en saçma protokollerinden biri yıllardır yürürlükteydi. Bu protokol uyarınca Yahudi topluluğuna ve kutsal mekanlara ilişkin yetkiler El-Halil Belediyesine bağlıydı. Dün buna bir son verdik." ifadelerini kullanmıştı.

Harem-i İbrahim Mescidi Vakfı Müdürü Mutez Ebu Suneyne, işgal altındaki Batı Şeria'nın güneyinde yer alan El-Halil’de yaşanan son ihlallere ilişkin "İşgalciler, cami avlusundaki çatı onarım çalışmaları bahanesiyle 10 gündür müezzinin ezan okumasını engelliyor." dedi. İş makineleri ve çalışma ekiplerinin mescid içinde faaliyet yürüttüğünü aktaran Ebu Suneyne, "İşgalci İsrail, Mescid-i İbrahim'in çatısına demir sütunlar ve çubuklar getirdi, bunları monte etmek için çalışıyor." diye konuştu. Bu faaliyetlerin, İsrail'in El-Halil Belediyesinin Mescid-i İbrahim ve eski kenti kapsayan yetkilerini elinden alma kararının bir parçası olduğuna dikkati çeken Ebu Suneyne:

"Harem-i İbrahim Mescidinin tamamı bir mesciddir. İşgalci İsrail saldırı ve ihlaller yoluyla camiyi Yahudileştirmeye, üzerinde kendi kontrolünü dayatmaya ve haremin tarihi kimliği ile mevcut durumunu değiştirmeye çalışıyor." dedi.

Soykırımcı İsrail, son olarak, El-Halil Belediyesinin Mescid-i İbrahim'deki bazı işlerin yönetimi ve düzenlenmesine ilişkin yetkilerini elinden alarak bunları Filistin topraklarını gasbeden işgalcilerin ikamet ettiği Kiryat Arba yerleşim birimine bağlı sözde "Dini Meclis"e devretmişti. Filistinliler ise, bu adımı reddettiklerini açıklayarak durumu Harem-i İbrahim Mescidi’nin tarihi ve hukuki statüsüne yönelik bir saldırı olarak nitelendirdiler.

Mescid-i İbrahim, Siyonistlerin kontrolü altındaki El-Halil kentinin eski şehir bölgesinde yer alıyor. Bu bölgede yaklaşık 1500 asker kılığındaki terörist tarafından korunan 400 işgalci yaşıyor. Mescid-i İbrahim Müdürü Mutez Ebu Suneyne, yaptığı açıklamada, "Artan saldırılar ve ihlaller göz önüne alındığında, işgalciler Harem-i İbrahim Mescidi'ni bir sinagoga dönüştürmeye çalışıyor." uyarısında bulundu.

1994 EL HALİL KATLİAMI

1967’de Kudüs’ten sonra ikinci hedef seçilen El-Halil şehrindeki Hz. İbrahim’den (a.s.) yadigâr olan Harem-i İbrahim Mescidi üzerine, Siyonistlerin derin planları vardı. Burayı ve Mescid-i Aksa’yı zaman içinde sinagoga dönüştürmenin hesabını yapıyorlardı. Amerika’dan İsrail’e göç etmiş, insanlıktan çıkıp bir canavara dönüşmüş olan Barush Goldstein adlı Siyonist katil, bu plan için yetiştirilmiş bir tetikçiydi. İsrail askerlerinin gözetim ve desteğinde, kendine bulduğu cephane taşıyıcı terörist bir arkadaşı ile 25 Şubat sabahı Müslümanlar üzerine kurşun yağdırdı.

Hicri 1414 yılı Ramazanının 15. Cuma günü, saf temiz Müslümanlar sahur yapıp oruca niyetlendikten sonra bu mübarek mescide sabah namazını kılmaya gelmişlerdi. Daha birinci rekatta arkalarından kurşun yağmuru başladı. Katil, yanındaki teröristin yardımıyla Müslümanların üzerine sekiz şarjör boşalttı. İlk saldırıda 29 Müslüman şehit oldu. Cesur gençler hemen katili yakalayarak cezasını verdiler.

İsrail askerleri, yaralılarını hastaneye yetiştirmeye çalışan Müslümanlara ateş etmeye başladı. Mescidde ve hastanede toplam 68 kişi şehit oldu. Daha sonra cami ibadete kapatıldı. 8 ay sonra açıldığında, üçte ikisi sinagoga dönüştürülmüş, her yere gizli kameralar yerleştirilmişti. Müslümanlar üçte biri kalan mescide ancak kapıdan işgal askerlerinin kontrolünde tek tek girebiliyordu.

1997 EL-HALİL ANLAŞMASI

Filistin yönetimi ile İsrail arasında 1997'de imzalanan El Halil Anlaşması, kenti "H1" ve "H2" olmak üzere iki bölgeye ayırmıştı. Buna göre H1 bölgesinde güvenlik ve idare Filistin yönetimine verilirken, H2 bölgesinde yaklaşık 400 işgalci ve 30 binden fazla Filistinli yaşamasına rağmen güvenlik terör ordusunun sorumluluğuna bırakılmıştı.

Soykırımcı İsrail Filistin’deki işgalini genişletmek ve Müslüman kimliğini yok etmek için her türlü yola başvuruyor. İşgalciler El-Halil’de attığı adımların yanısıra Mescid-i Aksa’yı da yıkıp yerine sinagog yapmak için hazırlık yapıyor. İşgalci Siyonistler, 23 Haziran'da cami avlusundaki şemsiyeyi kaldırmaya başlamıştı. Söz konusu adım, Filistin Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığı tarafından mescidin İslami kimliğine ve bakanlığın yetki alanına yapılan bir saldırı olarak nitelendirilmişti. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) Dünya Mirası Listesi’nde yer alan eski şehirdeki önemli bir tarihi ve ulusal simge olan camide değişiklik yapılmaması yönündeki kararına rağmen; Harem-i İbrahim Mescidi’ndeki Yahudileştirme faaliyetleri her geçen gün daha da artıyor.

İşgalci İsrail, geçen haftalarda Mescid-i Aksa’nın statüsünü değiştirme çabalarında yeni bir adım daha atmıştı. Kudüs’ün kuzeyinde yer alan ve Aksa gibi Müslüman vakıfların yönetiminde olan Nebi Samuel Mescidi ve çevresinde “kamulaştırma” bahanesiyle yaklaşık 110 dönümlük araziye el konuldu. Bu adım; son dönemde Siyonistlerin hazırladığı ve Mescid-i Aksa’nın “çok dinli bir turistik bölge” haline getirilmesi yönündeki planın bir parçası olarak değerlendirildi. Soykırımcı İsrail buraya el koyarak Yahudileştirmeyi hedefliyor ve bölgenin kendilerine ait olduğu iddiasıyla 1990 yılından beri arkeolojik kazı yürütüyor.

Müslümanlar, Nebi Samuel Mescidi’nde, Samuel Peygamber'in medfun olduğuna inanırken geçmişte bölgede hüküm süren Eyyubi ve Memlükler gibi Müslüman devletlerin yaptığı imar çalışmalarına dikkat çekiyor. Yürütülen kazılarda bu tarihi ıspatlayacak kalıntılar ortaya çıkarken, herhangi bir Yahudi iddiasını destekleyecek bir delil bulunmadığı kaydediliyor.

HAREM-İ İBRAHİM MESCİDİ’NİN TARİHÇESİ

Harem-i İbrahim Mescidi, yaklaşık 4 bin yıllık köklü bir geçmişe sahip olup, mimari ve dini yapısıyla insanlık tarihinin en önemli dini merkezlerinden biridir. Mabedin tarihi, antik çağlardan bugünkü Siyonist işgaline kadar beş döneme ayrılmaktadır:

Antik Dönem ve İlk İnşa: Mabed, ismini aldığı Hz. İbrahim (a.s.) Mağarası'nın (Makpela) üzerine kurulmuştur. Rivayete göre Hz. İbrahim (a.s.) bu araziyi ailesi için bir mezarlık olarak satın almıştır. Mescidin altında yer alan mağarada Hazreti İbrahim (a.s.) ve eşinin kabirlerinin yanı sıra Hazreti İshak (a.s.), Hazreti Yakup (a.s.), Hazreti Yusuf (a.s.) ve eşlerinin mezarları bulunuyor.

Bugün mescidi çevreleyen yüksek tarihi surlar, M.Ö. 20 yılında Roma İmparatorluğu'nun bölgeye tayin ettiği Kral Hirodes tarafından inşa edilmiştir.

Bizans ve İlk İslam Dönemi: Roma ve Bizans İmparatorlukları döneminde yapı kilise olarak kullanılmıştır. 634 yılında İslam ordularının bölgeyi fethetmesiyle birlikte bina mescide dönüştürülmüştür.

Haçlı ve Eyyubi Dönemi: 1099'daki Birinci Haçlı Seferinde şehir Kudüs ie birlikte Haçlıların eline geçince, mabed yeniden kiliseye çevrilmiş ve Müslümanların girişi yasaklanmıştır. 1187 yılında Selahaddin Eyyubi Kudüs'ü ve El-Halil'i yeniden fethettiği zaman yapıyı tekrar mescide dönüştürmüştür. Selahaddin Eyyubi, camiye Mescid-i Aksa’ya konulan ahşap minberin bir benzerini yerleştirmiştir.

Memlük ve Osmanlı Dönemi: Sultan Baybars ve Memlük valileri döneminde yapıya ikiz minareler eklenmiş, yeni mescid alanları inşa edilmiş ve mabed büyük bir İslam külliyesine dönüştürülmüştür. 1517'de Yavuz Sultan Selim'in bölgeyi fethetmesinden sonra Osmanlı Devleti, caminin bakımını üstlenmiş, içini dönemin en güzel hat sanatı ve motiflerle süslemiştir.

Yakın Tarih ve İşgal Dönemi: 1967 Altı Gün Savaşı'nın ardından El-Halil şehri ve mescid Siyonistlerin askeri kontrolü altına girmiştir. 1994'te fanatik bir Yahudi'nin camide namaz kılan Müslümanlara ateş açması sonucu 68 Filistinli şehit olmuştur. Bu katliamın ardından işgalciler, camiyi fiziki olarak bölmüş; üçte ikisini sinagoga çevirmiş, ancak üçte birini cami olarak Müslümanlara bırakmıştır.

UNESCO Koruması: Tarihi ve kültürel dokunun korunması amacıyla, cami ve içinde bulunduğu El-Halil Eski Şehri, 2017 yılında UNESCO tarafından "Filistin'e ait tehlike altındaki dünya mirası" olarak tescillenmiştir.

Şimdi “uyuyan ümmet” olarak kendimize soralım. Mescid-i Aksa ve Harem-i İbrahim Mescidi’nde yaşananlardan haberimiz var mı? Bundan sonraki adımların son darbe olacağının farkında mıyız? Allah muhafaza etsin, Mescid-i Aksa’yı yıktıklarında veya Harem-i İbrahim Mescidi’nin tamamını sinagoga çevirme kararı verdiklerinde ne yapacağız?

“Kahrolsun İsrail” sloganlarıyla teselli mi bulacağız? Yoksa şimdiye kadar yapılan mitinglerin en büyüğünü mü yapacağız? Veya daha etkin başka bir protesto eylemi mi bulacağız? Yoksa acizliğimize ve korkaklığımıza oturup ağlayacak mıyız?

En iyisi Şeyh Ahmed Yasin’in dediği gibi; sokaklara dökülüp; “Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü’min kullarına yardım et!” diye dua etmek. Buna da mı gücümüz yetmiyor?