Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi, 4 Mart 1193 (27 Safer 589) Çarşamba gecesi sabaha karşı ruhunu Rahmana teslim ederken, ümmete Kudüs'ü emanet bırakmıştı. Onun Kudüs’ü fethetmeden önce ve sonra yaptıkları, bugün bile ümmete en büyük derstir. Kudüs fethini küçük görenler ve o günkü tarihi şartlar içinde sıradan bir olay gibi değerlendirenler, İslam Aleminin bugünkü içler acısı halini anlayamazlar. Anlamadıkları için de çözüm üretemezler.

Selahaddin Eyyubi’yi tanımak nasıl olur acaba? Size onu tanıtan bazı tarihi kaynakları sıralamak istiyorum:

İbni Cübeyr, er-Rihle (Tezkire bil-Ahbar an İttifakat el-Esfar); İbni Hallikan, Vefayat el-Ayan; İbni Şeddad, en-Nevadir es-Sultaniye fi’l-Mehasin el-Yusufiye; İbnü’l-Esir, El-Kâmil fi’t-Tarih; İbnü’l-Kalanisi, Zeylü Tarihi Dımaşk, İmadüddin el-Kâtib, el-Feth el-Kussi fil-Feth el-Kudsi.

Hayatının safhaları en ince teferruatına kadar çok iyi bilinen bu İslam kahramanını, tarihin derinliklerinden çıkarıp günümüze getirmeli ve onu her yönüyle örnek almalıyız. Onun Kudüs’ü Haçlılardan kurtarmak ve daha sonra korumak için neler yaptığını, nasıl taktikler uyguladığını çok iyi anlamalıyız. Konuyu üç başlıkta değerlendirmek yerinde olur:

Selahaddin Eyyubi’nin şahsi meziyetleri

Haçlıların işgal ettiği Kudüs’ü yeniden fethetmesi

Üçüncü Haçlı Seferine karşı Kudüs’ü savunması

Bu üç konuyu da bildiğimiz halde, Selahaddin Eyyubi’nin bugüne verdiği mesajları anlamadığımız için maalesef yeterince faydalanamıyoruz.

SELAHADDİN EYYUBİ’NİN ŞAHSİ MEZİYETLERİ

Selahaddin Eyyubi bir şehzade değildi. Babası Necmeddin Eyyub bir hükümdar değil, Tikrit valisiydi. 1138 yılında Tikrit'te dünyaya geldiği zaman, Kudüs işgal edileli 39 yıl olmuştu. Doğduğu gün babası onu kucağına alıp sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okuduktan sonra şöyle dua etmişti:

"Oğlumun adını Selahaddin Yusuf koydum. Cenabı Allah’tan niyazım, onu Müslümanların salahına vesile kılsın, Hz. Yusuf (a.s.) gibi bahtını açık edip Mısır’a sultan etsin ve işgal altındaki Kudüsü Şerif’in fethini ona nasip eylesin."

Selahaddin Yusuf'un bebekliğinde ninnisi, çocukluğunda masalı, Kudüs hasreti ve Mescidi Aksa üzerineydi. Daha doğrusu bütün Müslümanların derdi tasası Haçlı işgali altında bulunan Kudüs ve boynu bükük duran Mescidi Aksa idi.

Amcası Şirkuh bir ordu kumandanıydı. Kendisi de gençlik yıllarında ilimle askerlik arasında bir tercih yapmak zorunda kalmıştı. Askerliği seçmiş ama gönlü ilim dünyasından hiç kopmamıştı. Kumandanlığı ve idareciliği amcasından öğrenmişti. Kudüs sevdası ise Nureddin Zengi'den ona miras kalmıştı.

O, ömrünü İslam Birliğine adadı. Kudüs fethini hayatının gayesi yaptı. Atının eyeri tahtı oldu, kıl çadırlar sarayı. Az yedi, az uyudu, hiç gülmedi. Ve az yaşadı. Allah onun kısa ömrünü bereketli kıldı. Yaşadığı 55 yıla, yüzyılları sığdırdı. Dımaşk (Şam) Kalesi'ndeki Darül İmare'nin mütevazi odasında Rabbine kavuştu. Onun saraylarda yaşadığını zannedenler, kesesinden sadece 1 dinar 37 dirhem çıktığını bilmezler. Çünkü onun gayesi, dünya saltanatı değil Allah'ın rızasıydı.

HAÇLILARIN İŞGAL ETTİĞİ KUDÜS’Ü YENİDEN FETHETMESİ

Selahaddin Eyyubi Kudüs'ün fethi idealini, hayatının gayesi yapmıştı. Kudüs fethedilinceye kadar gülmeyi kendine haram kılmış, az yemiş, az uyumuş, rahatı ve dinlenmeyi unutmuştu. Kıl çadırlar sarayı, atının eyeri tahtı olmuştu. Müslümanlar şuurlu olmasına rağmen, küçük şehir devletçiklerine hükmeden kukla Emirler, kendi menfaatleri ve rahatları için birbiriyle savaşıyor, gerektiğinde Haçlılardan yardım istiyorlardı. Kaderin garip bir cilvesiyle Mısır'a Sultan olan Selahaddin Eyyubi, İslam Birliği sağlanmadan Kudüs'ün kurtarılamayacağını çok iyi anlamıştı. Askeri gücünün zirvesindeyken Haçlılarla savaşmak yerine Dımaşk, Halep, Musul, Harran ve Amid gibi şehirleri ve Emirlerini tek bir bayrak altında toplamak için on iki sene gayret etti. Gönülsüz de olsa Bağdat'taki Abbasi Halifesinin desteğiyle kurulan Eyyubi Devleti, İslam birliğini sağladı.

O, Müslümanlara karşı daima yumuşak davrandı. Fitnecilerin oyunuyla karşısına geçip kılıç çekenlere bile düşman gözüyle bakmadı, mümkün olduğu kadar sulh yolunu tercih etti. Sonunda bütün emirler ona boyun eğdi. Ama Selahaddin Eyyubi hiçbir zaman kibirlenmedi. Çünkü maksadı dünya saltanatı değil, Müslümanların birleşmesiydi.

Sonunda akın akın gelen on binlerce asker, öyle muazzam bir İslam ordusu meydana getirdi ki, Haçlıların bu kuvvet karşısında durmaları imkânsızdı. Yıllardır birbirine karşı kullandığı kılıçlarını artık kâfire çeviren Müslüman Emirler, Sultan Selahaddin'in bayrağı altına girip 30 bin kişilik Haçlı ordusunu tarümar ettiler. Hıttin'de büyük bir bozguna uğrayan Haçlıların yarısı ölmüş, kalan yarısı esir olmuştu. Artık bundan sonra tek hedef Müslümanların rüyalarını süsleyen Kudüsü Şerif idi.

Selahaddin Eyyubi, Miraç yıldönümünde (27 Receb 583) 2 Ekim 1187 Cuma günü Kudüs'ü fethettiği zaman, aynen ilk fatih Hz. Ömer (r.a.) gibi bütün gayrı müslimlere eman verdi. Mescidi Aksa'yı bütün şirk ve pislikten temizleyerek, Halepli neccarın yıllar önce sedir ağacından yaptığı musanna' minberi getirtip Kıble Mescidine yerleştirdi. 9 Ekim günü de Mescidi Aksa'da ilk Cuma namazı kılındı.

Halepli neccarın hikayesi bize Kudüs fethinin şifrelerini vermektedir. Niye bir marangoz durup dururken işgal altındaki Mescidi Aksa için bir minber yapar? Cevaptaki inceliğe dikkat edelim:

"Kudüs elbet bir gün mutlaka yeniden fethedilecek. Ben asker değilim, savaşa gidemem. Ben bir sanatkârım. O halde Kudüs için ne yapabilirim, diye düşündüm. Haçlılar tarafından yok edilen minberin yerine, Mescidi Aksa'ya konulmak üzere bir minber yapmaya karar verdim. Benim elimden gelen budur. Kudüs'ü fetheden kumandan da minberi götürüp Mescidi Aksa'ya yerleştirsin."

ÜÇÜNCÜ HAÇLI SEFERİNE KARŞI KUDÜS’Ü SAVUNMASI

Acaba Selahaddin Eyyubi, Kudüs'ü fethettikten sonra rahat etmiş, sarayına çekilmiş ve ömrünün kalan altı yılını dinlenerek mi geçirmişti?

Eğer böyle yapsaydı, Kudüs üç sene sonra tekrar Haçlıların eline geçerdi. Tarihin en büyük saldırısı olan 3. Haçlı Seferine karşı, askeri ve siyasi dehasıyla karşı koyması, en az Kudüs fethi kadar önemliydi. Avrupa'nın üç kralına, karadan ve denizden gelen 600 bin kişilik Haçlı sürüsüne büyük bir azim ve feragatla direnmesi sayesinde, Kudüs yeni bir işgalden kurtuldu. Aslan Yürekli Richard, bir kedi gibi, Kudüs'ten vaz geçip ülkesine geri dönmek zorunda kaldı.

Üçüncü Haçlı Seferi ile Filistin'e gelen binlerce gemi ve yüz binlerce asker Sur şehrinde toplanarak Akkâ'yı kuşattı. Selahaddin Eyyubi, Akkâ'nın Filistin'in anahtarı olduğunu çok iyi biliyordu. Bu yüzden burada iki yıl süren zorlu bir savunma yaptı. Fransa Kralı II. Philippe Auguste ile İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard da bu kuşatmaya katıldılar. Haçlı orduları Akkâ önünde o kadar yıprandı ki, Kudüs'e gidecek takatları kalmadı. Sonunda Selahaddin Eyyubi, 1191 yılında mecbur kalarak Akkâ'yı feda etti ama Kudüs'ü kurtardı. Haçlılar, 100 bin kişi zayiat vererek elleri boş Avrupa'ya geri döndüler.

Müslümanlar her devirde içlerinden bir Selahaddin çıkardıkları gibi, elbette bu zamanda da çıkaracaktır. Önemli olan fert olarak o marangozun şuuruna ermektir. Selahaddin'e layık asker olabilmektir. Unutulmamalıdır ki, Selahaddin Eyyubi İslam birliğini sağlayarak ve Kudüs fethi idealini bütün ümmete yayarak Fatih oldu.

Hepimiz Halepli marangozun şuuruna erdiğimiz zaman sadece Kudüs değil, işgal altında bulunan ve zulüm altında inleyen bütün Müslümanların kurtuluşu mümkün olacaktır. Yani fert olarak herkes ümmetin derdiyle dertlenir ve elinden gelen küçük veya büyük her imkanı Müslümanların felahı ve necatı için kullanırsa, bütün meseleler kökünden çözülür. Bizim en büyük hatamız gayreti ve himmeti başkalarından beklemektir.

Ecdadımızın 400 sene canı ve kanı pahasına bu mukaddes toprakları koruduğunu bilelim! Kudüs işgalini, Haçlı ve Siyonist zulmünü hiçbir zaman unutmayalım! Zulüm devam etmez! Kudüs bir gün mutlaka özgür olacaktır! Gayret edelim de bu mübarek fetihte bizim de bir küçük katkımız bulunsun!

Bugün dünyanın gözü önünde Siyonist Evangelist ittifakı açık bir şekilde İslam ümmetine savaş açtı. Hedefte sadece İran’ın olduğunu zanneden gafil ve şaşkın Arap aşiretleri (devlet diyemiyorum) kendilerini kurtarabilmek için ABD ve İsrail’e her türlü imkanlarını vermişler. Fakat istedikleri koruma hizmetini de alamıyorlar.

Birinci Haçlı Seferi sırasında Haçlı ordusu Kudüs’e giderken Antakya’dan itibaren çoğu Müslüman Emirler karşı çıkmak yerine onlara yardım etti. Kendilerine dokunmasınlar diye Haçlılara hediyeler ve erzak gönderdi. Yol göstermek için kılavuzlar yolladı. Sonunda Kudüs işgal edildiği gibi, bölge ele geçirilerek 4 Haçlı Kontluğu kuruldu. Haçlılara destek olanlar, kendilerini kurtaramadı.

Körfez ülkeleri bugün onlardan daha sefil bir durumdalar. ABD’ye her şeylerini ipotek eden bu kukla yöneticiler, Müslümanların zillet içine düşmesine sebep oluyorlar. Halkın bir an önce bu menfaatperest asalak hanedanlardan kurtulması ve İttihadı İslam etrafında izzetini geri almasını temenni ediyorum. Aksi halde Müslümanlar bugünü bile arayacak ve daha beter durumlara düşecek diye derin endişe duyuyorum.