9 Aralık’ta Kudüs işgalinin üzerinden 108 yıl geçti.
Çok şeyler söylendi, yazıldı.
“Yüzyıllık Hasret Kudüs 1917” kitabının yazarı olarak bu konuyu derinlemesine araştırdım.
Bi’rüssebi’nin 30 Ekim 1917’de bir baskınla İngilizler tarafından işgal edilmesiyle başlayan ric’at, 40 gün sonra Kudüs’te bitmişti. Maalesef o gece Kudüs’ü terk ederek İngilizlere bırakmıştık. Kitabımda bu günlerin hazin tablosunu detaylı olarak anlatmaya çalıştım. Kimlerin Kudüs için canla başla gayret gösterdiğini, kimlerin umursamaz tavırlarla Kudüs’ün işgaline göz yumduğunu yazdım.

İngiltere Mart ve Nisan aylarında iki defa Gazze’ye saldırmış ve başarısız olmuştu. Daha sonraki altı ayda nasıl olup da, savunmamızı yarıp 40 gün içinde mukaddes şehir Kudüs’ü işgal etmişlerdi!
Birçok sebebin içinde en başta geleni, bence Yahudi gençlerin İngilizlere sağladığı istihbarat desteğiydi.
Çünkü onlar Osmanlı vatandaşı olarak içimizde yaşıyorlardı. Askeri faaliyetleri görüyorlar ve elde ettikleri genç subaylardan çok önemli gizli bilgiler sızdırıyorlardı.

Tarihte Yahudilerin başarılı oldukları iki eylem biçimi vardır.
Birincisi ihanet, ikincisi terör.
Yirminci Yüzyılın başından itibaren özellikle Birinci Dünya Savaşı'nda, asırlarca barış içinde topraklarında yaşadıkları Osmanlı'ya ihanet edenler; 1917 işgalinden sonra terör örgütleri kurarak emellerine ulaşmaya çalışmışlardı.
1948'de kurduklarını iddia ettikleri devlet, aslında bu silahlı çetelerin birleşmesinden meydana gelmiş büyük bir terör örgütüydü.
Gazze’de yaptıkları soykırımla, devlet değil terör örgütü olduklarını bütün dünyaya ilan ettiler.

GENÇ KIZLARDAN OLUŞAN NİLİ ÖRGÜTÜ

NİLİ örgütünün hikayesi, bugün bile inanılması güç, akıl almaz olaylarla dolu bir ibret dersidir.
Dört asır boyunca himayemiz altında olan Kudüs, Gazze ve Filistin'in elimizden çıkmasına sebep olan en birinci amildir.
Şimdi 1915 yılına gidelim ve bu örgütün nasıl amatörce kurulduğunu ve profesyonelce işler yaptığını görelim.

1915 yılında Filistin’de kurulan NİLİ örgütünün asıl gayesi, Osmanlı Devleti aleyhinde askeri istihbarat sağlayarak, İngilizlerin Filistin ve Suriye'yi işgal etmelerini kolaylaştırmak ve kendileri için bağımsız bir devlet hakkını elde etmekti.
NİLİ örgütü Aaron Aronson ile erkek kardeşleri Zvi, Samuel ve Aleks, kız kardeşleri Sarah ve Rivka ayrıca Rus Yahudilerinden Avsalom Feinberg ve Naaman Belkind tarafından kuruldu. NİLİ adı Tevrat’tan alınan “Netzach Israel Lo Ishakare” (İsrail’in Sonsuzluğu Yalan Olmayacak) kelimelerinin baş harflerinden meydana gelmişti

Aaron Aronson, Yahudi zengini Baron Rothschild'in maddi desteğiyle Fransa'da okuyarak botanik mühendisi oldu.
Filistin'e dönünce Amerikalılarla beraber Atlit köyünde bir Tarım Araştırma Laboratuarı kurdu.
1904 yılında iki sene çalıştığı İskenderun’da Türkçeyi çok iyi öğrenmişti.
Aaron’un, Zihron Yaakov yakınlarındaki 1909’da kurmuş olduğu Tarım Araştırma Laboratuarı, örgütün gizli merkezi oldu.
Hayfa yakınlarında Akdeniz kıyısında bulunan Atlit’ten deniz yoluyla haberleşme çok kolay yapılıyordu.

1915 yılının Mart ile Eylül ayları arasında Filistin ve Suriye’de görülen çekirge istilası, Nili örgütünün yükselme dönemi oldu. Çünkü ünlü botanikçi Aaron Aronson, çekirgeyle mücadele için 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa’ya danışman olmuştu.
Bu sayede Aaron ve arkadaşları çok geniş bir bölgede istihbarat yapma şansı elde etmişlerdi.
Savaş yıllarındaki seyahat kısıtlamalarını, araştırma ve inceleme için özel olarak verilmiş izin belgeleri ile aşan bu casuslar, her türlü stratejik bilgiye kolayca ulaşmışlardı. Hatta Filistin’deki önemli bölgelerin haritalarını bile hazırlamışlardı.

Aaron'un kız kardeşi Sarah Aronson daha önce Chaim Abraham adında bir Yahudiyle evlenerek iki sene İstanbul’da kaldığı için Türkçe’yi çok iyi konuşuyordu. Sarah, Yahudi genç kızlarını örgütleyerek köylerinin yakınından geçen Osmanlı birlikleri hakkında istihbarat yapmalarını sağladı.
Kendisiyle birlikte bazı casuslar ise Şam, Beyrut ve Kudüs'te bazı otelleri ziyaret ederek, gözlerine kestirdikleri bazı genç Alman, Avusturya ve Türk subaylarıyla dostluk kurup askeri bilgi topluyorlardı. Suzi Liberman ile Simi Simon bu yahudi kızlarından sadece ikisiydi.
Söylendiğine göre kısa bir zamanda örgütün eleman sayısı dört yüze ulaşmıştı.

İSTİHBARAT İNGİLİZLERE NASIL ULAŞTIRILIYORDU?

Aaron Kahire’ye gittikten sonra Zihron Yaakov’da bulunan Atlit Laboratuarı artık kardeşi Sarah’ın kontrolündeydi. Burası görünüşte Tarım Araştırması yapıyordu. Ama aslında örgütün bütün istihbaratının toplandığı merkezdi. Türkçeyi iyi bilen Sarah, ağabeyi Aaron vasıtasıyla tanıştığı Ahmet Cemal Paşa ile samimiyet kurmaya çalışıyor, 4. Ordu Karargahına nezaket ziyaretinde bulunuyordu. Zaman zaman buradan elde ettiği çok değerli bilgileri de hemen Kahire’ye gönderiyordu.

Haberleşme gece Hayfa kıyılarında dolaşan Managem adlı küçük bir İngiliz gemisiyle sağlanıyordu.
Gemi Kahire’deki İngiliz üssünden kalkarak Hayfa’ya geliyor, eğer çevre sakin ise şifreli işaret alarak yaklaşıyordu.
Durum müsait değilse geri dönüp, ertesi gece yeniden geliyordu.
Uygun zamanlarda sandalla kıyıya gelen gemi görevlileri, Nili elemanlarına gazete, dergi ve basılı propaganda malzemeleri ile bol miktarda İngiliz altını getiriyor, onlardan da istihbarat dokümanlarını alarak geri dönüyordu. Karaya çıkmanın tehlikeli olduğu bazı gecelerde NİLİ casusları şifreli olarak yazdıkları mesajları bir şişe içine koyarak denize atıyorlar, ertesi sabah Managem personeli su üzerinde yüzen şişeyi alıp gidiyordu.

NİLİ casusları son zamanlarda istihbarat bilgilerini İngilizlere ulaştırmakta çok sıkıntı çekiyorlardı. Bu yüzden eski bir haberleşme yolu olan posta güvercinlerini kullanmaya karar verdiler. Sarah Aaronson Atlit’teki Laboratuar’da sakladığı posta güvercinlerini kullanarak mesajlarını İngiliz karargahına göndermeye başladı. Ama bu metot uzun süre devam edemedi.

GÜVERCİN’İN AYAĞINDAKİ MESAJ

Ekim ayı başında Atlit’ten havalanan bir posta güvercini Cesarea’daki Osmanlı Karakolu İsthbarat Müdürünün eline geçti.
Teşkilatı Mahsusa hafiyeleri, güvercinin ayağına bağlı olan şifreli yazılmış İbranice mesajı çözdüler.
Sıkı bir takip sonunda bir iki gün içinde güvercinlerin nereden havalandıkları tesbit edildi.
4. Ordu’nun İstihbarat Karşı Casusluk Bölümü’nün başında olan Aziz Bey, denizde yakaladığı İngiliz tabiyetli iki Arap üzerinde NİLİ örgütünün propaganda belgelerini buldu.

Bu arada daha önce yakalanmış olan Abraham Habon tekrar sorgulanmış, NİLİ’nin liderlerinden Naaman Belkind ile Josef Lishansky isimlerini vermişti. Bu ikisi hemen yakalanarak Şam’daki 4. Ordu Karargahına gönderilmiş, buradaki sorgularında Aaron ve Sarah’ı deşifre etmişlerdi.

Sarah Aronson 9 Ekim’de Hayfa Kaymakamı Hasan Bey tarafından bir gece baskını ile Atlit’te kıskıvrak yakalandı.
Evinde yapılan bütün aramalara rağmen hiç bir belge bulunamadı.
Sarah kendini yakalayanlara karşı çok soğukkanlı davranıyor, suçsuz olduğu izlenimi veriyor, Şam’a götürülüp sorgulanacağını tahmin ediyordu.
Sarah, hazırlanmak için izin isteyerek içeri odaya geçti. Oradan banyoya girerek bu gibi zor durumlarda kullanmak üzere sakladığı tabancayı şakağına dayayıp tetiğe bastı. Silah sesine koşanlar, 27 yaşındaki genç kadının cansız bedeniyle karşılaştı. Sarah, bütün sırlarıyla birlikte dünyayı terk etmişti.

SARAH: CANIMIZ FEDA OLSUN

Sonradan bulunan intihar notunda ise şunlar yazılıydı: “Artık acı çekme gücüm olmadığı için ve düşmanlarımın kanlı elleriyle işkenceye maruz kalmamak için böylesinin daha iyi olacağına inanıyorum. Biz kahraman olarak öldük ve hiçbir şeyi itiraf etmedik. Halkımın refahı için özlem duyarak çalıştım ve halkım esenlik içindeyse canımız feda olsun.”

Aaron Aronson Kahire’de olduğu için kurtuldu.
Naaman Belkind ve Josef Lishansky idam edildiler.
Suzi Liberman, Osmanlı subayı Mülazım Adnan’ın öldürülmesinde suçlu bulunarak kurşuna dizildi.
Simi Simon ise delil bulunamadığı için sürgüne gönderildi ve hastalanarak öldü.
Şeyh Selim lakaplı Avsalom Feinberg ise Mısır’a kaçmak isterken Refah yakınlarında çölde bedeviler tarafından öldürüldü.
Diğer örgüt üyeleri de yakalanarak çeşitli cezalara çarptırıldılar.
***
1917 yazında İngiliz Seferi Kuvvetler Komutanlığına tayin edilen General Allenby Kahire’ye gelince örgütün yıldızı parladı.
Aaron ile görüşen ve NİLİ örgütünün elde ettiği istihbaratın Kudüs ve Filistin taarruzu için ne kadar önemli olduğunu kavrayan Allenby, Aaron ve arkadaşlarına tam güvenini bildirdi. NİLİ örgütünün 1917 yılında Haziran ile Ekim ayları arasında Filistin’de yaptığı istihbarat, İngilizlerin kazanacakları zaferin en önemli sebebiydi.

General Allenby işi şansa bırakmak istemiyordu. Bir taraftan askerî ve lojistik yığınak yaparken öte yandan istihbarata çok önem veriyordu. Bu yüzden NİLİ’nin casusluk faaliyetlerinden faydalandı. Böylece Osmanlı askerî birliklerinin mevcutları, silah ve cephane durumları, topçu bataryalarının bulundukları yerler tesbit edilerek İngilizlere ulaştırılmaya başlandı.

Ayrıca Gazze’den 50 kilometre doğuda çöl bölgesinde bulunan Bi’rüssebi’ye yapılacak taarruz için çok gerekli olan su kaynakları ve vahaların haritasını çıkaran Aaron, Allenby’nin zaferine en büyük katkıyı yaptı.
Bunun üzerine 30 Ekim 1917’de İngilizler, beklenenin aksine Gazze yerine Bi’rüssebi cephesine saldırarak Osmanlı savunmasını yardılar.
Böylece 40 gün sonra 9 Aralık 1917’de Kudüs’ü işgal etmeleri mümkün olabildi.
Bu yüzden General Allenby savaştan sonra yazdığı hatıratında NİLİ örgütüne özellikle teşekkür etmişti.
1948’de İsrail kurulduktan sonra NİLİ üyeleri kahraman ilan edildi.
Kendilerinden arta kalan bütün doküman ve resimler toplanarak Zihron Yaakov’daki Aronson Evi NİLİ müzesi yapıldı.