Her şey zıddı ile kaimdir. Gece ve gündüz gibi, iyilik ve kötülük gibi, mutluluk ve hüzün gibi, varlık ve yokluk gibi... Bunun bilincinde olan tevekkül sahibi insanlar daima havf ve reca (korku ve umut) arasında yaşarlar. Son yıllarda kavramlar öyle bir yer değiştirdi ki, insanların algıları da tepetaklak oldu. Acilen çözüm üretilmesi gereken konuların bile geçiştirildiğini gördükçe benim de aklıma enteresan çözüm önerileri geliyor. Umudumu yitirmeden, gençlere de kötü örnek olmadan ülkemizin geleceğine dair çözüm önerilerimi sizlerle paylaşayım.
Atalarımız boşu boşuna "bir musibet bin nasihatten iyidir" dememiş. İnsanoğlu başına çirkin durumlar gelince güzel konuların kıymetini daha iyi anlıyor. Başımıza bir kötülük gelmeden iyiliğin kıymetini bilemiyoruz. Dost kazığı yemeden etrafımızdaki düşmanların varlığını bile anlayamıyoruz. Yokluk görmedikçe varlığın önemini idrak edemiyoruz. Allah'ın kullarına bahşettiği nimetleri kaybetmeden önce değerini bilip şükredemiyoruz. Belki de bu yüzden normal yöntemlerle çözülemeyen sorunları anormal yöntemlerle çözmeye çalışıyoruz.
Gençler eğitimin önemine inanmıyor, emeğin kıymetini bilmiyor. Mesela Avrupa'dan veya Amerika'dan resmi bir heyet gelse, "sizin kesinlikle eğitim müfredatınızı değiştirmeniz gerekiyor, böyle bir eğitim sisteminde ahlaklı ve bilinçli nesiller yetişemez" deseler eğitim sisteminin ne kadar çarpık olduğunun belki farkına varılır.
Enflasyon yükseldikçe ve faizler arttıkça ellerini ovuşturan ve fiyatlara sürekli zam yaparak piyasayı manipüle edip tekelleşen gayrimilli tüccarlara itibar etmek yerine, helal-haram bilinci olan çiftçiler, zanaatkârlar, esnaflar ve işletmeler üretime teşvik edilirse ve ahilik sistemine geri dönülürse belki ticarete bereket gelir.
Dört harfli terör örgütünün icat ettiği kamu sınavı yüzünden görev bilinci olmayan kişilerin kamu kurumlarında yer kapladığı bir dönemde deneyim sahibi insanlardan müteşekkil bir denetim mekanizması kurulursa belki hantallaşan bürokrasiye de bir çare bulunur.
Düşünmeyi, öğrenmeyi ve anlamayı gereksiz hale getiren ve kökü dışarıda olan yapay zekâya karşı yüzde yüz yerli ve milli bir yapay zekâ teknolojisi geliştirilirse belki insanların da aklı başına gelir ve bu vesile ile cehalete teslim olmaktan kurtuluruz.
"Aile Yılı" ilan edildiği bir dönemde boşanmayı değil de, evlenmeyi kolaylaştıran hukuksal, ekonomik, kültürel ve sosyal düzenlemeler hayata geçirilirse belki birbirini Allah için seven insanların yuva kurmasına, böylelikle vatanını ve milletini seven gençlerin sayısının artmasına vesile olunur.
Her yere kültür merkezi, gençlik merkezi gibi betonarme yapılar inşa edileceğine yetişkinlerin ruhuna hitap edebilecek, gençlerin de yüreğine dokunabilecek samimi etkinlikler yapılsa belki toplum olarak birlik ve beraberliğin kıymeti daha iyi anlaşılır.
Televizyon dizilerinde ve sinema filmlerinde her fırsatta dini, milli ve ailevi değerlerimize küfreden ünlülere yer vermektense, gerçekten işini seven, mesleğine aşkla bağlı olan asil sanatçılara yer verilirse belki fikirlerimiz de iktidara gelir.
İsrail'den Türkiye'ye bir heyet gelse, canlı yayında bütün Müslümanlara hitaben "bir gün sizin de ülkelerinizi işgal edeceğiz, size yaşam hakkı bile tanımayacağız" deseler belki siyonizmin gerçek yüzünü ve Gazze'deki kardeşlerimizin ne büyük acılar çektiğini o zaman daha çok anlarız.
Siyasetçiler arada bir "biz nerede hata yaptık acaba?" diyerek nefs muhasebesi yaparlarsa ve yurtdışındaki faaliyetlere önem verdikleri kadar yurtiçindeki faaliyetlere de önem verirlerse belki daha müreffeh bir toplum oluruz.
Sizin de gördüğünüz üzere her defasında belki, bir ihtimal diyerek umudumu yitirmemeye çalışıyorum. "Herkes gider Mersin'e, biz gideriz tersine" misali ters açılardan aklıma gelen çözüm önerilerimi sizlerle paylaştım. Şayet bu kadar yazı yazacağıma, bu düşüncelerimi konuşarak ifade ettiğim 5 dakikalık bir video çekseydim, videonun başında "kanalıma hoş geldiniz" deseydim, sonunda da "şimdilik bu kadar, kanalıma abone olmayı, beğenmeyi, yorum yapmayı ve paylaşmayı sakın ihmal etmeyin" deseydim belki fikirlerim daha iyi anlaşılırdı.