Eylem ve söylem birliği çok önemlidir. Söylemlerinize dikkat etmezseniz eylemleriniz ciddiye alınmaz. Mesela "yaptım oldu" veya "söyledim gitti" dediğiniz anda her sorun düzelseydi bugün ülke olarak bambaşka bir konumda olurduk.
Şahit olduğumuz nahoş olaylara karşı sadece "sert tepki" vermemiz yetmiyor.
Sözkonusu sorunlar kaldığı yerden devam ediyor. Çünkü bilinçsizce söylenen her söz insanlar tarafından maalesef farklı şekillerde algılanıyor. Bir de bu sözlerin üstüne bire bin katılınca insanların kafası karışıyor.

"Faizin olduğu yerde bereket olmaz. Sömürünün, haksızlığın, etik ve ahlak dışı rekabetin olduğu yerde bereket bulunmaz" diyorlar ama faiz koridorunda politika faizi, repo faizi ve reeskont faizi gibi işlemler bankacılık piyasasında işlem görmeye devam ediyor. Hatta faizin bile faizini alarak milletin canına okuyanlar elini kolunu sallayarak her yerde dolaşıyor.

"Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir" diyorlar ama aileyi ifsat etmeye çalışan ve kadın haklarını istismar eden dernek ve vakıflarla ailece içli dışlı olmaktan vazgeçemiyorlar.

"Kuzu postuna bürünmüş sırtlanları, sûret-i haktan gözüken fitnecileri, kuşağındaki hançeri sırtımıza saplamak için yanımızda yöremizde dolaşan riyakârları da çok ama çok iyi biliyoruz" diyorlar ama makam paylaşımı sözkonusu olduğunda en kritik makamları yine o şahsiyetsiz riyakârlara emanet ediyorlar.

"Eğer görevini hakkıyla yerine getirmiyorsan aldığınız maaşlar haramdır, bunu böyle bilin" diyorlar ama bir sonraki seçimlerde yine halka tepeden bakan, kendini bulunmaz nimet zanneden tipleri aday gösteriyorlar. Galiba halkın bu kadar kibirli ve ikiyüzlü tiplere artık tahammül edemediğini anlamak istemiyorlar.

"Her kim ki milletten koparsa, halkla arasına duvarlar örerse, kendini ulaşılmaz, erişilmez bir yere koyarsa hele hele kibir ve fitne belasına bulaşırsa, artık bu partide yeri kalmamış demektir" diyorlar ama daha düne kadar dini, milli ve ailevi değerlerimize küfreden gayrimilli muhaliflere rozet takmayı marifet zannediyorlar.

"Kütüphaneler yaşam boyu öğrenmenin, sosyal etkileşimin ve kültürel üretimin merkezleri haline geldi. 1300 halk kütüphanesiyle 800 bin metrekareye ulaşarak rekor kırdık. Yayıncılığa 318 milyon TL destek sağladık" diyorlar ama yayınevlerinin kitapları "eser" olarak değil, "ticari meta" olarak gördüklerinin farkında değiller.

"Yerli filmlerin seyirciyle buluşmasını güçlendirmek amacıyla 130 sinema salonuna 49 milyon 250 bin TL kaynak aktardık. 128 projeye 57 milyon 827 bin 500 TL destek sağladık. Türk sinemasını üretimden gösterime kadar bütüncül bir anlayışla desteklemeyi kararlılıkla sürdüreceğiz" diyorlar ama sinema salonlarının tekelleşerek kültürümüzü ve medeniyetimizi anlatan filmlere ambargo uyguladıklarını bir türlü anlayamıyorlar.

"Türkiye'de yayınlanan ve belirlediğimiz kriterleri karşılayan dizilerin her bir bölümü için, Bakanlık ve TGA olarak toplamda 100 bin dolar karşılığı Türk lirasına kadar destek sağlayacağız. Türkiye'de diziler ortalama 120 dakika civarı yayınlanıyor ancak yurtdışına 40-45 dakikalık bölümler halinde ihraç ediliyor" diyorlar ve halen Türk televizyonlarında yayınlanan ahlaksız dizileri yurtdışına ihraç etmekle ve desteklemekle övünüyorlar.

"Biz kültür ve sanatı, milletimizin kimliği, hafızası olarak görüyoruz. Eğer 21. asır Türkiye'nin asrı olacaksa bunun yolu kültürden ve sanattan geçmektedir. Milletimize ait hangi değerler varsa bizim kültür sanatımızın esasını oluşturmaktadır" diyorlar ama ne hikmetse sanatını Hak yolunda icra eden asil sanatçılara değil, kendilerine her daim hakaret eden ünlülere daha çok değer veriyorlar.

Bu ve benzeri birçok konuda neredeyse her Allah'ın günü gazetelere, televizyonlara, sosyal medya kanallarına açıklamalar yapıyorlar. Ancak 5816'ya dokunamıyorlar, 5846'ya dokunamıyorlar, 6284'e dokunamıyorlar, 657'ye dokunamıyorlar. Daha dokunamadıkları o kadar çok kanun var ki, onları da siz araştırın.

En üst makamlarda sürekli konuşulan ama en alt makamlara bir türlü sirayet edemeyen bu tarz açıklamaları hatırlatmak bana mı düştü? Hatırlatmaktan da ziyade eylem/söylem arasındaki acı çelişkileri sizlere anlatmak istedim. Bunca eylem/söylem tutarsızlığı karşısında insan sormadan edemiyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Şimdi siz de bana "sen de köşe yazına 'lahana turşusu' diye başlık atmışsın ama lahana turşusundan hiç bahsetmemişsin" diyebilirsiniz. Hakikaten "turşu" gibi bir yazı oldu. Anlayan anlamıştır inşallah.