Öyle görünüyor ki, bu gidişle gelecek günler geçen günleri aratacak. Bu zor günde en büyük sorumluluğumuz birlik, farklılıklarımıza rağmen barış içinde bir arada yaşama iradesi olmalı. Kavga, çatışma krizi daha da derinleştirir ve bu işten bu ülkede hiç kimse kazançlı çıkamaz. Ve herkes el birliği ile Adalete sahip çıkmalı, haksızlıkların, yolsuzlukların üzerine gitmeli. Herkes kendi hırsızına sahip çıkacak olursa bu ülke de bu halk da iflah olmaz. Ahiretimizi de, dünyamızı da kaybederiz kaybediriz.
Evet, bir çok şey var konuşmamız gereken, İşlerin yolunda gitmediği açık. Siyaset de bu sosyal ayrışmaya adeta körükle gidiyor. Şunu görelim, akılsız, korkak, ahlaksız, birilerinin tetikçiliğini yapan, mafyöz çevrelerle işbirliği içindeki çevreleri kast etmiyorum ama akıllı, dürüst, ahlaklı, cesur insanları birlik olmaya çağırıyorum. Global tehditlere, içerideki sapkın grublara siyasi emellerini global sermaye sahiplerinin siyaseti ile, şahsi çıkarlarını Kapitalist sermayenin çıkarları ile tevhid edenlere karşı ancak birlikte direnebiliriz.
İlk haram, ilk günah, ilk lanet Irkçılığadır ve ilk ırkçı Şeytandır.
Daha önce dünya Cinler’in vatandı(!?) idi, Allah (cc) onlar bozgunculuk yapıp, küfre sapınca dünyanın onların ellerinden aldı, İnsanlara verdi. Allah’ın (cc) rızasının tecellisinin vesilesi olacaktır. “Galubela zamanı”nda “Elestü bezmi”nde buna söz vermiştik, Ve karşılığında mallarımızı, canlarımızı, sevdiklerimizi uğrunda feda etme ve karşılığın da Cennet vaadine dayalı ahidle İnsanları kendine halife kıldı, yeryüzünü imar etsinler, adaleti sağlasınlar diye yeryüzünü onlara mescid kıldı.
Ve insanoğullarının geldikleri nokta. Hani Allah (cc) bizi mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecekti, hani bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah (cc) hayır murat etmiş olabilirdi. Doğru yolu bulmak için her konuda Allah’ın (cc) rızasını arayacak, resululların yolunu takip edecek, istişareden ve şuradan ayrılmayacak, işi ehline verecek, ihtilaf ettiğimizde hakeme gidecektik, ne oldu. O gün verdiğimiz sözü unuttuk mu yoksa! Yoksa dünya nimetleri, makam, şöhret ve şehvetimiz, para, mal, makam, o bol ürün veren ekinlerimiz, o bol gelir getiren ticaretimiz, dünya malına tamah ederek elde ettiğimiz şeylerin sebeb olduğu kibrimiz, ihtiraslarımız aklımızı başımızdan mı aldı?
Tevbe 24’de ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız evler size Allah’tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.”
Hani sabredenlerden, şükredenlerden, direnenlerden olacaktık. Hani Allah’ın (cc) bize verdiklerinden biz de Allah’ın kulları için infak edecektik, ne oldu?
Ali İmran 26’de ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”
Bakın “Kula bela gelmez Hak yazmadıkça, Hak bela yazmaz kul azmadıkça.” “Malik-ül mülk” olan Allah (cc) bazan gazab ettiklerine de mülk vererek, onlara gazabını artırır. O zalimler eliyle de kendi ipini bırakan, kendini unutan bir kavmi cezalandırır, ta ki, akılları başlarına geldin ve bu yanlıştan dönüp, zalimlere yardım etmek, onların zulmü karşısında sessiz kalmayıp onları cezalandırsın diye. Çünkü “Allah (cc) bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek, bizi kendi rızasının tecellisinin vesilesi kılmak ister!”
Bakın, bakın, bakın!.. Doğduğumuz ana babayı biz seçmedik. Doğduğumuz zamanı bir seçmedik. Doğduğumuz toprağı biz seçmedik, Derimizin rengini ve cinsiyetimizi de biz seçmedik. Allah (cc) bizi kabileler halinde hem kişi, hem de topluluk olarak farklı farklı yarattı ki, tearüf edelim (bilişelim diye. Zira kederler paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır.
Bizden istenen adil şahidler olmaktır, kişi, olay ve topluluklara karşı. Gerçek bir Müslüman için “bir kişi ya da topluluğa olan öfkesi, hatta düşmanlığı. Bile onu adalet’ten saptırmaz! Saptırmamalı. Hak dışında bütün taraftarlıklar ırkçılıktır aslında, Müslümancılık bile. Irkçılar kendinden olmayan herkes, Siyonistlerin yaptığı gibi 2. Sınır görür, dışlar ve aşağılar. Aynı şeklinde kendinden olanları yüceltir, her ahval ve şerait altında onları üstün ve haklı görür. Kabilecilik, partizanlık, sınıf farkı, etnik köken, din, dil, örf farkı sebebi ile yapılan her türlü ayırımcılık bu çatı altında toplanır. Bu anlamda Mezhebçilik, Tarikatçılık, Cinsiyetçilik de aynı kapıya çıkar. Üstün olan Hak’tır, ve bizler Haklıdan yana taraf olacağız. Bu anlamda Hakkı ve adaleti diğer şeylerden daha üstün tutacağız. Din ve devlet büyüklerini İlah ve Rab edinmeyecek, Kanaat önderlerini sorgulamadan rol model kabul etmeyeceğiz. Hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi “İdol” edilmeyecek, Allah’ın takdis ettikleri ve sınırlarını çizdiği şeyler dışında bir şeye ve hiçbir kimseye kutsallık atfetmeyeceğiz. Allah’tan ve onun kitabının çizdiği çerçevenin dışında kalan hiçbir şey ve hiçbir kimse bizim için mutlak değildir. Bu ölçü dışında kalan her şey bizi Şirke götürür ve bu yüceltilen değerler bir put’a dönüşür.
Modern toplumlar bugün, çok büyük ölçüde parayı, makamı putlaştırmadılar mı? İnsanlar birbirlerine karşı, dünya malı için kavga etmiyorlar mı? Herkes kendi kampına sığınıp ötekileri aşağılamıyorlar mı?
Kandilden gelen son açıklamalardan haberiniz olmuştur umarım. Son zamanlarda dünyada, bölgemizde ve ülkemizde yaşananları biliyorsunuzdur. Hiç kimse dünyada olup bitenleri görmemezlikten, duymamazlıktan, bilmemezlikten gelme hakkına, lüksüne sahib değildir.
Öncelikle “Türkiye barışı”ndan söz edenler aşağıdaki satırları okusunlar ve üzerinde düşünsünler. Evet bu örtülü bir şirk olan kavmiyetçilik konusunda bakın Mehmet Akif ne diyor:
“Hani, milliyetin İslâm idi… Kavmiyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın ya milliyetine.
“Arnavutluk” ne demek? Var mı şeriatte yeri?
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!
Arab’ın Türk’e; Laz’ın Çerkez’e yahut Kürd’e;
Acem’in Çin’li’ye rüçhânı mı varmış? Nerde!
Müslümanlıkta anâsır mı olurmuş? Ne gezer!
Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.
En büyük düşmanıdır rûh-ı Nebî tefrikanın;”
Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!
Aynı şiirde kavmiyetçiliği şeytanî bir ayrılık fikri olarak nitelediği başka bir bölüm de şöyledir:
“Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmiyyeti şeytan mı sokan zihninize?
Birbirinden müteferrik bu kadar akvâmı,
Aynı milliyetin altında tutan İslâm’ı,
Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir”.
Bunu bir lâhza unutmak ebedî haybettir…
Arnavutluk’la, Arablık’la bu millet yürümez…
Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!
Türk Arabsız yaşamaz, kim ki “yaşar” der, delidir!
Arab’ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.
Veriniz başbaşa; zira sonu hüsran-ı mübîn,
Ne hükümet kalıyor ortada, billahi ne din!
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Bu günlükte bu kadar diyeceğim ama Akif’ten düne dair bir uyarıyı, bu gün dünya, bölgemiz, İslam ülkelerinin, Gazze’nin, Doğu Türkistan’ın, Hindistan Müslümanları’nın, Lübnan’ın, Yemen’in, çevremizdeki var olan savaşın ve geliyorum diyen daha dehşetli günlerin ayak seslerine kulak verirken Akif’den alıntıladığım şu dizelerle yazıma noktayı koymak istiyorum:
“Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım:
Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim bilmem ki?
Öyle dehşetli muhîtimde dönen mâtem ki!”
Allah var gam yok. Her gecenin bir sabahı vardır. “Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler”.. “Gecenin en koyu anı, aydınlığa en yakın olduğu zamandır”. Ye’se kapılmak yok. Sabır, şükür, tevbe, direniş ve tevekkül var. “Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah (cc) hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz, Allah bilir”. Bize düşen “Havf ile Reca” (Korku ile umud) arasında “Allah’ın ipi”ne (cc) tutunmaktan geçer. Selam ve dua ile.