Biyolojik anlamda Telemek Telomer kromozomların uçlarında bulunan koruyucu DNA yapılarıdır. Telomerin uzaması Yaşlanmayı geciktiriyor, kısalması bizi ecelimize yakınlaştırıyor. Şimdi birileri Telomeri uzatarak ömrü uzaltmaya çalışıyor. Hatta 10 yıl sonrası için yaşlanması tersine çevirerek 50-60’ından sonra insanları geri 20 yaşlarına döndürecek bir proje üzerinde çalışıyorlar. Peki 103 yaşındaki Cumhuriyetin temel ilkelerindeki yaşlanma, yıpranma geri çevrilebilir mi? CHP alınlarına çakılan 6 OK ile geleceğe yürüyebilir mi?

Bana kalırsa CHP ne o 6 OK ile hem de adındaki “Cumhuriyet” kelimesi ile bir yere gidemez. Cumhuriyet “Çoğunlukçuluk”, Demokrasi “Çoğulculuk” demektir. CHP artık bir azınlık partisidir. Cüce birine soyadı olarak “Uzun” adının verilmesi sorunu çözer mi? CHP’nin açmazı işte burada. “Cumhuriyet” aslında rejimin adını ifade ediyor. Cumhuriyet’in savcısı, merkez bankası olur ama, tek bir parti’si olmaz, Cumhuriyetin pşaertisi yasal olarak kurulmuş bütün partilerdir.. O tek bir parti olmamalı. O tek parti döneminden miras kalan siyasi bir arazdır. CHP normal b ir parti olmak doğru bir şey yapmak istiyorsa, “Cumhuriyet” yerine adını “Cumhuriyetçi” olarak değiştirmesi gerek. CHP’nin 6 OK’u insanlara anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini hatırlatıyor. Cumhuriyetin partisi varsa öteki partilere ne gerek var. Zaten parti kongresinde alınan karar anayasanın başlangıcı olmuş. Her memur ona yemin etmek zorunda. Yani herkes CHP’lidir, CHP’li olmak zorundadır bu anlayışa göre.. Saçmasapan bir durum. Ortada var olan Cumhuriyetin, birilerine göre olmazsa olmazları da var. Yani “Cumhuriyetin temel ilkeleri” dedikleri şey, CHP’nin 6 OK’u ve yine CHP’nin genel başkanına nisbet edilen Kemalizm adı verilen İdeolojisidir. Hatta Kemalizm aynı zamanda bir din’dir; “Türkün dini” olarak da kutsanmıştır.

Laik Cumhuriyetin temel ilkeleri nelerdi? 1-“Cumhuriyetçi’lik”. Aslında burada “Cumhuriyetçi” tanımı var. 2-Milliyetçilik. Aslında bu kavram Nazi Almanyası ve Mussolini İtalya’sından alındı. “Cumhuriyetin 10. Yıl albümü”nde Hitler’le “ortak idealler”den söz edilir. Kemalistler o dönemde “Anadolu yaylalarında çıplak ayakları ile şaraplık üzüm ezen Normandiya köylülerini arar”. Onlar aynı zamanda Mussolini’nin “terbiye diktatörlüğü”ne hayran oldukları için Romüs ve Romülüs’ler olarak İzci kamplarında “kara gömlekli yavru kurtlar yetiştirme hayalleri” kurarlar. Milliyetçilikleri duygusal aidiyet üzerinden örgütlenen bir algıdır. Kemalizm ve Türk ulusçuluğu fikri’nin temelinde Moiz Kohen vardır. Bu fikri ülkeye yaymak için kurulan Türk Ocağı’nın ana sponsoru Lazaro Franco’dur. Türk dili Agop Dilaçar’a emanet edilmiştir. Sahi bugün ulus deyince, Millet-Milliyet deyince kim ne anlıyor? DİN tarih, ahlak ve geleneği dışlayan bir Milliyetçilik nasıl bir Milliyetçiliktir. 3-Halkçılık. Halkçılık daha çok Sovyetik bir kavramdır. Ulus Westefelya kökenlidir, Demos daha çok sol-sosyalist bir kavramdır. Halk, ahali, toplum, ulus içiçe geçmiştir. “Sınıfsız bir toplum” hayali ile yola çıksalar da zaten daha işin başında İzmir iktisat kongresinde “Milli Burjuvazi” için düğmeye basılmıştı. Arkasında partizan kadrolar ve iktisadi mütegallibeyi rejim kendi örgütledi. 4- Devletçilik, aslında yine Sovyetik bir kavram olarak hayata geçirildi. Daha sonra aynı Kemalist kadrolar “karma ekonomi”ye geçtiler, onun da ardından “Serbest piyasa ekonomisi”ne geçildi Yani Devletçiliğin de içi boşaltıldı diğer kavramlar gibi.

Zaten ortada kamil anlamda bir devlet filan yoktu Monarşik Cumhuriyette, bir “Tek adam” bir de okun partisi vardı. M.K.’nin Ekonomi bakanı, ve Meclis Muazene-i maliye komisyonu başkanı başka bir zaman tarım bakanı “Mehmet Şakir Kesebir”(!?)di. Mustafa Kemal bütçeyi kendi tahsisat-ı Mesture’si gibi kullanıyordu. Bu konuda bir de “Kayıt dışı yasa” skandalı var ama unutuldu gitti. 5-Laiklik aslında içinden çıkılması zor bir konu. Çünkü bu konu Kemalizm’in tabusu, olmazsa olmazı. Ama Kemalistler’e Laikliğin varlık ve meşruiyetinin İncil’den kaynaklandığını, konunun din-devlet ayrılığı olmadığını, Katoliklik’de bir ruhani tabiiyet, yani Kutsal Roma / Vatikan’ın dini egemenliği ile, kıralın dünyevi - seküler egemenli arasında çatışmama, işbirliği anlamına gelen Katoliklikle ilgili dini bir kural olduğunu anlatamıyoruz. Onlarda din ruh, dünya bedeni, ilişkinin bun un birlikteliği olduğunu nedense bir türlü dinlemek, anlamak istemezler.

Laiklik sadece katolikleri ilgilendiren bu konu. Ortodoks ve Protestanları bağlamaz. Mesela Almanya’nın, eyalet başkenti Köln olan Kuzey Ren Westefelya ve Fransa’nın, eyalet başkenti Strasbourg olan Alsace Laorenne eyaletlerinde Laiklik kuralı değil, “kontrat” esasları uygulanır. Yani Fransa’nın tamamı bile bizimkilerin zannettiği gibi laik kurallarla yönetilmez! Kaldı ki Kemalizm bugünkü mantık ve uygulamaya göre, zaten, Kemalizm “dinler üstü bir din” olduğu için (!?) Laiklik engeline takılmaz. Bu anlamda Mustafa Kemal, bazı Kemalistler için tanrı kıral gibi bir şeydir. Anıtkabir ve Çankaya birilerine göre onların Kabesi’dir. Tartışılamaz, değiştirilemez ilkelerdir bunlar. Mustafa Kemal ve Kemalizm Tabu’dur. Mustafa Kemal İdol’dür. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir Laiklik yoktur. 6-İnkılabçılık. Türkiye’nin en muhafazakar partisi CHP’dir, en muhafazakar toplum kesimi ise Kemalistlerdir. Son derece tutucudurlar. Onlara göre 6 ok “Amentü” gibidir ve üstelik, herkesin bu ilkelere, bağlı, sadık olması gerekir. Onlara göre “laiklik olmadan cumhuriyet, cumhuriyet olmadan demokrasi, demokrasi olmadan insanlık olmaz.” Onun için mesela İngiltere, Hollanda, Belçika ya da Japonya da Demokrasi de yok, insanlık da!

Düşünsenize 19.YY sonlarında, Kapitalizm, Komünizm, Faşizmin gölgesinde oluşan kavram ve kurumlarla 211.YY nasıl açıklayacaksınız. Bunlar ahlak ilkeleri değil, siyasi kavramlardır. Kemalistler “ilericilik” adına “Gerici” bir tavır içindeler. Aslında CHP son seçimde ittifak içinde İslami kesimden, Liberal ve Milliyetçi kesimden birilerini de içeriye aldı yanına. Mesela Kılıçdaroğlu Azerbaycan’da yaşanan olaylar karşısında Aliyev’e bu politikasından vazgeçmesi yönünde çağrı yaparken BÇG ve ADD çizgisinden uzaklaştı. Son yolsuzluk tartışmaları, parti değiştirenler aslında bu işlerin din, mezheb, parti, ideoloji, etnik kimlik ve coğrafi farklılık ayırımı gözetmeden her kesimde bu tür yozlaşmaların yaşandığını ortaya koyuyor.

CHP aslında bir ideoloji ve siyasi bir hareket olmaktan çok bir tarikata benziyor. Tarikatlar nasıl değişmesi gerekiyordu, siyasi ideolojiler ve siyasi hareketlerin de değişmesi gerek. Bakın, “Kemalist inkılap” dedikleri var ya, bunların hepsi Tanzimatta kabul edilmişti. Kemalist dönemde yeni olan sadece İslami olanın yasaklanması oldu. Daha öncekiler vardı ama İslami olan yasaklanmamıştı. Bu topraklardaki ilk Cumhuriyet “T. C.” değil, “Kars İslam Cumhuriyeti” idi. Kars İslam Cumhuriyetinin meclis teciminde 18 yaşına giren kadın-erkek herkes oy kullandı. Ve bu “Cumhuriyet”, başkanlıkla yönetilen konfederatif bir Cumhuriyetti.

Okullarda öğretilen yurttaşlık bilgilerinde “Cumhuriyet ile yönetilen ülkelerde halk kendi özgür iradesi ile ülkeyi yönetecek insanları seçmektedir”. Modern Monarşilerde de aslında hükümetler seçimlerle gelir. İngiltere’de, Japonya’da ve diğer “mutlak monarşi”ler dışındaki Monarşilerde de durum budur. Osmanlıda da “Meclisi Mebusan” vardı mesela. 29 Ekim 1923 gecesi ilan edilen Cumhuriyet, saltanatın kaldırılmasının ardından çok önemli bir milattır.

Halktan bir Cumhuriyet talebi gelmedi. Tek Adam rejiminde Cumhuriyet talebi Kemalizm’e karşı bir başkaldırı olarak yorumlanabilirdi. Cumhuriyet’in ilanı şöyle oldu: 1923 sonbaharında Meclis'te bir hükümet krizi baş gösterdi. Bakanlar Kurulu'nun istifası üzerine yeni hükümet bir türlü kurulamadı. Mustafa Kemal Paşa, bu rejim krizi ve hükümet bunalımını kökten çözmek için bunu bir fırsata dönüştürdü. 28 Ekim 1923 akşamı Çankaya Köşkü'nde arkadaşlarına o meşhur sözü söyledi: "Efendiler, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz." Aynı gece, İsmet Paşa (İnönü) ile birlikte 1921 Anayasası'nın (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) bazı maddelerini değiştiren bir kanun teklifi hazırladı. Bu teklifin en önemli maddesi, "Türkiye Devletinin hükümet şekli, Cumhuriyettir" ibaresiydi.

29 Ekim 1923 günü toplanan Meclis'te anayasa değişikliği kabul edildi. Nasıl kabul edilmesi ki, Seçim açık oy gizli tasnifle yapılıyor.. Zaten tek parti var. Adayları “Tek adam belirliyor. Böyle bir meclis. Kanunlar çoğu zaman gerekçesiz geliyor ve müzakeresiz bir şekilde oy birliği ile kabul ediliyor. Çünkü “kelle korkusu” var. Muhalif olmak cesaret ister, aksi halde bazı kişilerin kellesi boyunlarının üstünde durmayabilir çünkü! Kanun teklifi saat 20.30 sularında Meclis'te oylamaya sunuldu. Milletvekillerinin tamamının oy birliğiyle Cumhuriyet ilan edildi.

Mustafa Kemal, Erzurum ve Sıvas’ta Hilafet ve saltanatı korumaktan söz ediyordu. Hatta Heyet-i temsiliye ile Ankara’ya döndüğünde Vahdettin’e halife ve hakan efendimiz diye bir mektup yazıy0r ve yine Hilafet ve saltanatı korumaktan söz ediyordu. Ama aradan geçen zamanda her şey tersine döndü. 286 milletvekili’nin 158’inin katılımı ve “evet“ oyu kullanmasıyla Cumhuriyetin ilanının hemen ardından gizli oylamayla cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Ankara Milletvekili Mustafa Kemal Paşa, 286 milletvekilinden oylamaya katılan 158 milletvekilinin tamamının oyuyla Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi. 3.3.1924’de Hilafetin kaldırılması, 1. Meclisin lağvedilmesinin ardından, tamamı tek parti tarafından belirlenen tek adaylı seçimle belirlenen 333 üyeli 2. Dönem TBMM’de o gün Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve 53 arkadaşının sunduğu kanun teklifinin oylamasıyla gerçekleştirildi. O günkü genel kurula 158 milletvekili katıldı. Yapılan oylamada 157 milletvekili "Evet" oyu verdi. sadece Gümüşhane Milletvekili Zeki Bey karşı oy kullandı. Oylamada nitelikli çoğunluk değil, salt çoğunluk sağlandı. Aslında 174 milletvekili oylamaya katılmamıştı.

Neyse olan oldu. Artık Ulus devlet ve uluslararası ilişkiler konusu tarih oluyor. Bırakın rejim ve toplumu, Trans Humanizm’le insan bile dönüştürülüyor. “Human 2 projesi” kapsamında, hayvan, makina ve insanı eşitleyen “nesne’ler arası iletişim”in nesnesi olan “Birey”den söz ediyoruz. Gelinen noktada devlet büyüklerimiz bile “uluslararası sistemle birlikte yürümek” adına “tek dünya, tek aile ve tek gelecek” sloganının altına imza atıyor. Tek para, tek hukuk düzeni, tek güvenlik gücü kapıda. “Kişi”, “şahıs”, “ferd”, “Kişilik”, “şahsiyet” ve “ferdiyet“ yok artık. Din, ahlak, gelecek ve biyolojk cinsiyetinden bağsız, “Gender” diye tanımlanan “Genom” “Birey”ler var. Eşitlik, çeşitlilik yok. Neuralink’ten sonra “kopya birey”ler olarak biyonik robotlara dönüştürüleceğiz. Hele şu Allah (cc) gazabına vesile olacak İklim fitnesi ile, akıllı telefon, otomobil, ev, iş yeri, şehirler derken akılsızca dijital kimlik rezaleti ile kıyamet fitnelerinin en büyüklerinden birini daha göreceğiz, eğer bir atıfet-i ilahiye ile bu iş önlenmez ve bu işe tevessül edenler cezalandırılmazsa.

Bir kez daha söylüyorum: 19.YY sonunda, savaş yıllarından, Kapitalizm, Komünizm ve Faşizmin, Siyonizm’in gölgesinde oluşan kavram ve kurumlarla 21.YY’ı açıklayamazsınız.

Selam ve dua ile.