Allah hepimizi affetsin, yine unuttuk. Dünyevi sıkıntılar, siyasi çalkantılar, ailevi meseleler, şahsi problemler birbirine sarılarak kördüğüm oldu. Biz ümmetin derdini yine unuttuk. Kudüs bu ümmetin en önemli derdi, en büyük imtihanı ve devamlı kanayan bir yarasıdır. Mescidi Aksa hergün Siyonist baskınlarla kirletiliyor. Müslümanlar bu kan kaybına daha ne kadar dayanabilir?

Göstermelik bir ateşkes ile Gazze’yi de bize unutturdular. 70 bini aşan şühedanın ruhları, huzuru İlahi’de hepimizden davacı olacak. Gazze’de zulüm bütün hızıyla devam ederken hangi ateşkesten, hangi barıştan söz edilebilir. Alçak bir Siyonist Bakan, Batı Şeria’yı da Gazze gibi yapmaktan bahsetmiş. Bu soykırımcı katil teröristlerden başka ne beklenir ki!

Dünyanın gözü önünde yapılan zulme her gün yenileri ve daha şiddetlileri ekleniyor. Artık Filistin'le ilgili haberleri seyretmeye yürek dayanmıyor. Bu pervasız ve zalim Siyonistleri kim durduracak? Bu cihad için başkalarından medet umuyorsak, kendi yapabileceğimizi hiç hesaba katmıyorsak, Halepli marangozun şuurundan çok uzağız demektir.

Kudüs, İslam Tarihi'nde iki önemli işgal yaşadı. Birincisi Hz Ömer'in (r.a.) fethinden yaklaşık 5 asır sonra 1099 yılındaki Haçlı işgali, ikincisi ise Birinci Dünya Savaşı sırasında 1917'de İngiltere öncülüğündeki modern Haçlı işgalidir. Fakat bu ikinci işgalin en önemli yanı Haçlı zihniyetinin, 1948'de Siyonistlere devir teslim yapmasıydı. Birinci işgale o devirdeki Müslümanlar 88 sene tahammül etmişlerdi. Fakat bugünün Müslümanları 109 yıldır devam eden bu işgale hâlâ dur diyemediler. Askeri ve kumandanıyla, talebesi ve hocasıyla, genci ve yaşlısıyla, memuru ve esnafıyla, hasılı topyekün bir ümmet şuuruyla Kudüs'e sahip çıkan Müslümanlar, bölgede dört önemli devlet kurarak hükümran olmaya çalışan Haçlıları darmadağın etmişlerdi.

15 TEMMUZ 1099

O dönemde Müslümanlar mı çok zayıftı yoksa Haçlılar mı çok kuvvetliydi? Birinci Haçlı Seferi ile Kudüs'e doğru yola çıkan ordular Anadolu'dan geçerken çok büyük kayıplara uğramışlardı. Antakya'ya kadar gelebilen askerler, bu kaleyi alamasalardı belki de geri dönüp gideceklerdi. Bu şehrin düşmesi ise maalesef yine içerdeki hainlerin marifetiyle olmuştu.

Haçlılar bölgeye geldiği zaman, bölük pörçük olan Müslümanlar kendi menfaatlerine uygun olacak ve galip tarafın zararından korunacak şekilde hareket ediyorlardı. Müslümanlar arasında birlik, beraberlik, yardım, cihad gibi kavramlar tamamen unutulmuş yerini menfaat, ikiyüzlü siyaset ve Haçlılarla işbirliği almıştı. Öyle ki bazı Müslüman Emirler, daha Haçlılar şehirlerine yaklaşmadan onlara elçileriyle kıymetli hediyeler gönderiyor, her türlü erzak ve ihtiyaçlarını karşılamayı, kılavuzlar vererek onları emniyetli bir şekilde gidecekleri yere götürmeyi teklif ediyorlardı. Canlarını ve mallarını bu şekilde koruyacaklarını zannediyorlardı. Hâlbuki Haçlılar bu bölgeleri bilmedikleri için korku ve endişe ile hareket ediyor, hatta hangi yoldan gideceklerini günlerce tartışıyorlardı. Kurulacak pusular ve yapılacak baskınlara karşı hiçbir tedbirleri olmamasına rağmen, Müslüman aşiret reislerinin ve Emirlerin bu cömert yardımları sayesinde hiçbir zorlukla karşılaşmadan Kudüs’e doğru ilerlemeye devam ediyorlardı.

Bu şartlar altında 7 Haziran 1099'da Kudüs önlerine gelen Haçlılar şehri kuşatmış, 5 hafta sonra 15 Temmuz'da surlardan içeri girmişlerdi. Yapılan büyük katliamı kendi tarihçileri bile dehşet içinde anlatmıştı.

Haçlı Ordu vaizi ve tarihçi Raimundus Aguilers kitabına şunları yazıyordu:

“Mabetlerin bulunduğu mahalleye giderken cesetlerin ve dizlerime kadar çıkan kan birikintilerinin içinden geçmek zorunda kaldım. Şehrin sokakları kesilmiş kafalar, eller ve ayaklarla doluydu. Öyle ki yolda bunlara takılıp düşmeden yürümek çok zordu.”

Haçlı lideri Godefroi ise Papa’ya yazdığı mektupta şöyle diyordu:

“Kudüs’teki bütün Müslümanları katlettik. Bilginiz olsun ki, Süleyman Tapınağı’nda atlarımızın diz kapaklarına kadar Müslüman kanına batmış olarak ilerliyoruz.”

NUREDDİN ZENGİ'DEN SELAHADDİN EYYUBİ'YE

Nureddin Zengi Kudüs işgalini kendine dert edinmiş, hayatı boyunca Haçlılarla mücadele etmişti. Ama Kudüs'ün fethi ona değil, ordusunda bir asker olan Selahaddin Eyyubi'ye nasip olmuştu. Çünkü ona babasından bir taht miras kalmamıştı. Kurduğu devleti, fethettiği toprakları kendi gayreti ile ve İslam Birliği'ni sağlayarak gerçekleştirmişti. Amcasıyla birlikte Mısır'ı fethettikten sonra, onun ani vefatı üzerine Mısır Sultanı oldu ve Fatımi hilafetini lağv etti. Nureddin Zengi'nin ölümünden sonra, Haçlılarla çeşitli antlaşmalar yaparak on yıldan fazla dağınık İslam toplumunu bir araya getirmeye gayret etti. Abbasi Halifesinin gönülsüz olmasına rağmen, Müslümanları birleştirdi ve muazzam bir İslam ordusu meydana getirmeye muvaffak oldu.

Hükümdarlığının yanı sıra askeri ve siyasi bir deha olan Sultan Selahaddin Eyyubi, aslında Haçlı işgali altındaki Kudüs'ü 2 Ekim'de değil, 4 Temmuz'da fethetti denilse, yanlış olmaz. Çünkü Hıttin Savaşı, hem fethin müjdecisi hem de Kudüs yolunu açan en önemli galibiyettir. 4 Temmuz 1187 Cumartesi günü, Selahaddin Eyyubi'nin askeri dehası ve Allah'ın lütfuyla ulaşılan zafer, İslam Birliği'nin, 88 yıl devam eden Haçlı işgaline karşı kazandığı büyük bir başarıdır. Kudüs fethinin müjdecisi olan bu Hıttin Zaferi, Selahaddin Eyyubi'nin hem dirayetli bir kumandan hem de cesur bir devlet adamı olduğunu göstermektedir. Haçlıları Temmuz sıcağında Taberiye Gölü'ne yakın Hıttin Tepesi'nde sıkıştıran Sultan Selahaddin Eyyubi, bu önemli zafer sayesinde Kudüs'ün fetih yolunun açılacağını biliyordu.

2 EKİM 1187 - 27 RECEB 583 CUMA

Selahaddin Eyyubi bir şehzade değildi. O, Nureddin Zengi'nin emrinde olan amcası kumandan Şirkuh'un ordusunda bir askerdi. Uzun seneler Suriye, Filistin ve Mısır'da İslam Birliği için mücadele etti. Bir askeri, Kudüs Fatihi yapan en önemli sebep, bütün ümmetin Kudüs ve Mescidi Aksa şuuruna sahip olması ve Haçlı işgalini kendine dert etmesiydi.

Halepli neccarın hikayesi bize Kudüs fethinin şifrelerini vermektedir. Niye bir marangoz durup dururken işgal altındaki Mescidi Aksa için bir minber yapar? Cevaptaki inceliğe dikkat edelim:

"Kudüs elbet bir gün mutlaka yeniden fethedilecek. Ben asker değilim, savaşa gidemem. Ben bir sanatkârım. O halde Kudüs için ne yapabilirim, diye düşündüm. Haçlılar tarafından yok edilen minberin yerine, Mescidi Aksa'ya konulmak üzere bir minber yapmaya karar verdim. Benim elimden gelen budur. Kudüs'ü fetheden kumandan da minberi götürüp Mescidi Aksa'ya yerleştirsin."

Selahaddin Eyyubi, Miraç yıldönümünde (27 Receb 583) 2 Ekim 1187 Cuma günü Kudüs'ü fethettiği zaman, aynen ilk fatih Hz. Ömer (r.a.) gibi bütün gayrı müslimlere eman verdi. Müslümanlar büyük bir olgunluk içinde tekbirlerle şehre girdiler. Bir damla kan bile dökülmedi. 88 yıl önce Müslümanların kanı içinde yüzerek şehri işgal eden katillerin torunları, İslâm’ın merhametiyle güven içinde bulunuyorlardı. Ne bir ev yağmalandı, ne de bir insana kötü söz söylendi. Sultan’ın emriyle şehirde devriyeler dolaştırılıp, heyecanlı askerlerin bir taşkınlık yapmasına fırsat verilmedi.

Selahaddin Eyyubi Mescidi Aksa'yı, Haçlıların yapmış olduğu bütün şirk ve pisliklerden temizledi. Halepli neccarın yıllar önce sedir ağacından yaptığı musanna' minberi getirterek Kıble Mescidine yerleştirdi. 9 Ekim günü de Mescidi Aksa'da ilk Cuma namazı kılındı.

Hepimiz Halepli marangozun şuuruna erdiğimiz zaman sadece Kudüs ve Filistin değil, işgal altında bulunan ve zulüm altında inleyen bütün Müslümanların kurtuluşu mümkün olacaktır. Yani fert olarak herkes ümmetin derdiyle dertlenir ve elinden gelen her imkanı Müslümanların felahı ve necatı için kullanırsa, bütün meseleler kökünden çözülür. Bizim en büyük hatamız gayreti ve himmeti başkalarından beklemektir. "Yeniden bir Selahaddin Eyyubi çıksın ve Kudüs'ü kurtarsın" diye düşünenler, acaba onun ordusunda bir nefer olmayı göze alabilir mi?

Herkes Mescidi Aksa için kendi minberini yapsın! İmkân bulanlar mutlaka Kudüs'e gitsin, Mescidi Aksa'da namaz kılsın! Gidemeyenler kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı göndersin! Yani, maddi ve ekonomik yardımda bulunsun! Ecdadımızın 400 sene canı ve kanı pahasına bu mukaddes toprakları koruduğunu bilelim! Kudüs işgalini, Haçlı ve Siyonist zulmünü hiçbir zaman unutmayalım! Zulüm devam etmez! Kudüs bir gün mutlaka özgür olacaktır! Gayret edelim de bu mübarek fetihte bizim de bir küçük katkımız bulunsun!