Darbeci Cemal Abdünnasır, 1952 yılında Kral Faruk'u devirip 1956'da Cumhurbaşkanı olunca, Mısır'ın kaybettiği prestiji tekrar kazanmak için Süveyş Kanalı'nı devletleştirerek İngiltere, Fransa ve İsrail'e meydan okudu. Bunu yaparken de askeri işbirliği yaptığı ve silah almaya başladığı SSCB'ye güveniyordu. Bu olay üzerine İsrail Süveyş Kanalı harekatına girişince, İngiltere ve Fransa Kahire'yi bombalamaya başladı. Buna en sert tepkiyi SSCB gösterdi. Londra ve Paris'e nükleer saldırı tehdidi karşısında, İngiltere ve Fransa geri adım atmak zorunda kaldı.

Süveyş krizinden kuvvetlenerek çıkan Abdünnasır, Sovyetlerle ilişkilerini iyice artırıp, sosyalizmin ülkesine güç katacağını ve tüm Arap dünyasının lideri olacağını düşünüyordu. Mısır, hava kuvvetlerini Sovyet yapımı Mig 21 jetleriyle donattı. Fakat Yemen'deki iç savaşa müdahalesi ordunun yıpranmasına ve ekonomik sıkıntılara yol açtı. Nasır'ın tek hedefi, İsrail'e karşı bir zafer elde ederek hem 1948'in intikamını almak hem de Arapların tartışmasız lideri olmaktı.

İsrail ise çevresindeki Müslüman ülkelerin güçlenmesinden çok rahatsız olmuş, asker sayısını artırıp Fransa'dan uçak, İngiltere'den tank almıştı. Uluslararası medya gücünü kullanarak bütün dünyayı "Araplar, İsrail'i yok edecek" algısına inandırmış, mağdur rolü oynamaya başlamıştı. Mısır'ın Mig 21 jetlerinin, kendi Fransız Mirage'larına karşı ne yapabileceğini çok merak eden İsrail, bir Iraklı pilotu bir milyon dolara kandırdı. Pilot Mısır'dan bir uçak kaçırarak İsrail'e getirdi. Kısa zamanda Mısır'ın hem uçakları hem de hava savunma sistemleri hakkında yeterli bilgiye ulaşan İsrail, ciddi şekilde bir operasyona hazırlanıyordu.

Mısır'ın 300'den fazla uçağı vardı. Genelkurmay Başkanı Mareşal Abdülhakim Amir, ordunun yarısı Yemen'de olmasına rağmen Sina Çölü’nde İsrail sınırına 130 bin asker yığmıştı. Ürdün ve Suriye bir savaş durumunda Mısır'ın yanında yer alacaklarını ilan etmiş, Kuzey Afrika ülkeleri ile Irak ve Suudi Arabistan da silah desteği vereceklerini açıklamıştı. İsrail'in Suriye'yi Filistinli gerillalara destek verdiği için suçlaması ve sınıra asker yığması krizi tırmandırdı. Mayıs ayında Mısır ordusu alarma geçti. Nasır, etrafına topladığı pilotların arasında kahkaha atarak "Eğer İsrail bizi savaşla tehdit ediyorsa, ona hodri meydan diyoruz" diye beyanat veriyor, Kahire Savtul Arab radyosu askeri marşlar çalıyordu.

MOKED OPERASYONU

İsrail ise yıllardır bu savaşa hazırlanıyordu. Düşmanlarıyla ilgili bütün askeri bilgiler elindeydi. Onların saldırmasını beklemeyecek, kendisi ani bir operasyonla düşmanlarının hava gücünü yok edecekti. Bu yüzden bu operasyonun adı "Moked" (Odak) konmuştu.

5 Haziran Pazartesi, Saat 07.40'ta Moked Operasyonu başladı. İsrail Hava Kuvvetlerine bağlı 200 Mirage, önce kuzeye doğru havalandı. Sonra yönlerini batıya daha sonra güneye çeviren jetler, Akdeniz üzerinde alçak uçuş yaparak radarlara yakalanmadan Mısır kıyılarına ulaştı. Bir anda İskenderiye semalarında görülen İsrail uçakları, Mısır hava kuvvetlerini daha yerdeyken imha etmeyi başardı. 304 adet Mig 21 ve Mısır hava üsleri tamamen tahrip olmuş, hava üstünlüğü İsrail'in eline geçmişti. İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Ezer Weizman, karısını telefonla arayarak büyük bir sevinçle savaşı kazandıklarını söyledi.

Ertesi günü Suriye ve Ürdün de İsrail'e savaş açtığını duyurdu. İsrail jetleri birkaç saatte Ürdün hava kuvvetlerinin büyük kısmını imha etti. Hemen ardından İsrail Kara Kuvvetleri harekete geçti. Sina çölündeki Mısır ordusu biraz direndikten sonra mevzilerinde tutunamadı. Mareşal Amir, kara ordusuna Süveyş'in batısına çekilme emrini verince, İsrail askerleri bir günde Sina'yı ardından Gazze'yi işgal etti. Bu arada Kudüs'e saldırı başlatan İsrail, Ürdün askerlerinin zayıf direnişini kırarak burayı da işgal etti. İsrail tankları artık Mescidi Aksa'nın bahçesindeydi. Sonra Batı Şeria'yı da işgal ederek, Ürdün'ün kontrolündeki tüm Filistin topraklarını ele geçirdiler. İsrail'in son hedefi Suriye toprağı olan stratejik Golan Tepeleri'ydi. Burası da işgal edildiğinde takvimler 10 Haziran'ı gösteriyordu. Savaş sadece 6 gün sürmüştü.

GOLAN TEPELERİ

Altı Gün Savaşı'nın son iki gününde yani 9 ve 10 Haziran’da çok yoğun bir kara harekatiyle Suriye'ye ait Golan Tepeleri işgal edildi. İşgal süreci şöyle gerçekleşti:

Golan Tepeleri, İsrail'in kuzeyindeki yerleşim yerlerine yukarıdan bakan, dik ve kayalık dağlık bir platodur. Suriye ordusu, bu doğal kaleyi yıllarca beton sığınaklar, derin hendekler, yoğun mayın tarlaları ve ağır topçu bataryalarıyla adeta aşılmaz bir savunma hattına dönüştürmüştü. İsrail Hava Kuvvetleri, Mısır'ın ardından Suriye Hava Kuvvetleri'ni de ani bir baskınla pistlerinde yok etti. Suriye ordusu havadan korumasız kaldı. İsrail, kara harekatı öncesi 4 gün boyunca Golan'daki Suriye mevzilerini jetleriyle aralıksız bombaladı.

9 Haziran’da Mısır ve Ürdün yenilgiyi kabul edince, İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan, Golan'a saldırı emri verdi. İsrail istihkam birlikleri, zırhlı buldozerlerle mayın tarlalarını ve patika yolları temizleyerek dik yamaçlardan yukarıya yollar açtı. İsrail tankları ve piyadeleri, ağır Suriye ateşi altında dik yokuşları tırmandı. Tel Fahr gibi stratejik tahkimatlarda, iki ordu arasında çok kanlı ve yakın mesafeli siper savaşları yaşandı.

10 Haziran günü İsrail ordusu tepelere doğru gedikler açmaya başladığı sırada, Suriye askeri yönetiminde büyük bir panik ve iletişim kopukluğu yaşandı. Şam Radyosu, stratejik Kuneytra kentinin düştüğünü erken ilan etti. Bu haber, cephedeki Suriye askerlerinin arkalarından kuşatıldıklarını düşünerek paniğe kapılmalarına ve mevzilerini bırakarak Şam'a doğru düzensiz şekilde geri çekilmesine sebep oldu.

Suriye ordusunun geri çekilmesiyle birlikte İsrail zırhlı birlikleri hızla ilerleyerek neredeyse hiç dirençle karşılaşmadan Golan platosunun tamamını ele geçirdi ve Şam'ın yaklaşık 50-60 kilometre yakınına kadar ulaştı. 10 Haziran akşamı BM arabuluculuğuyla ateşkes ilan edildiğinde, Golan Tepeleri tamamen İsrail kontrolüne girmişti. İşgal sırasında bölgedeki 100 bine yakın Suriyeli sivil Arap nüfus evlerini terk ederek Suriye içlerine kaçmak zorunda kaldı.

İsrail, 1981 yılında Golan Tepeleri'ni tek taraflı olarak ilhak ettiğini duyurdu. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum, bu ilhakı yasa dışı kabul etmekte ve bölgeyi hâlâ "İsrail işgali altındaki Suriye toprağı" olarak tanımlamaktadır. Birleşmiş Milletler 19 Aralık 1983 tarihinde 38/180 sayılı kararla İsrail'i; Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria, Gazze ve Golan Tepeleri'ni işgalinden dolayı kınamış, bu işgalleri "uluslararası hukuk ile ilgili BM kararlarına aykırı ve yasadışı" olarak nitelendirilmiştir.

İsrail, Suriye, Ürdün ve Lübnan'a sınırı olan 1.800 kilometre karelik bu bölge Şam'a sadece 60 km mesafedeydi. Yüksekliği üç bin metreye varan, su kaynakları bakımından çok zengin olan stratejik Golan Tepeleri, İsrail için Suriye'yi hem izleme ve kontrol etme hem de sürekli bir askeri tehdit altında tutma açısından vaz geçilmezdir. İsrail 1982 yılında Mısır'la varılan anlaşma gereğince kademeli olarak Sina Yarımadasından çekildi. Fakat bütün görüşmelere rağmen Golan Tepelerinden çekilmeyi kabul etmedi. Yakın zamanda da Suriye toprağı olduğu halde, buraları ilhak etti. Kudüs ve Batı Şeria ise işgalci İsrail'in insafına terk edildi.

Golan Tepeleri, soykırımcı İsrail tarafından ilhak edilince, buraya işgalci Siyonistler yerleştirildi. BM ise 242 sayılı karar ile, Golan Tepelerinin işgal altındaki Suriye toprağı olduğuna ve İsrail’in bu bölgeyi boşaltması gerektiğine karar verdi.

SURİYE’DE EBU ZUHUR SALDIRISI

18 Ağustos 2026 sabahı Siyonist işgalci İsrail’in, Suriye’nin İdlib yakınındaki Ebu Zuhur Askeri Üssüne yaptığı hava saldırısı, çok önemliydi. Ateşkese rağmen Gazze’de ve Lübnan’da yapılan bombalamalar devam ederken, bu defa Suriye hedef alındı. Aslında hedef alınan Suriye değil, onun arkasında duran Türkiye idi.

Türkiye Suriye ile askeri işbirliği anlaşması imzaladıktan sonra, Siyonistler ilk olarak Nisan 2025’te Suriye’nin orta kesimindeki Tiyas/T4 Hava Üssü çevresini bombalamışlardı. O zaman basit bir kınama ile geçiştirilen bu saldırganlık, sınırlarımıza yaklaşınca tepkimizin derecesi artarak “güçlü şekilde kınama” olarak açıklandı. Soykırımcı İsrail bu saldırısıyla, Türkiye’nin Suriye’de askerî nüfuz alanını genişletme ve stratejik tesisler üzerindeki etkinliğini artırma girişimlerine karşı duyduğu rahatsızlığı açıkça göstermiştir. Suriye devlet televizyonunun verdiği bilgilere göre üssün pisti ve depoları sekiz hava saldırısıyla vuruldu. Yerel ve askerî kaynaklar can kaybı bildirmezken tesiste maddi hasar meydana geldi.

Türkiye sınırının 70 kilometre doğusunda bulunan Ebu Zuhur Üssü, uzun süredir faal olarak kullanılmıyordu. Ancak Hama ve Halep vilayetleri arasında yer alması ve Suriye çölüne yakınlığı sebebiyle stratejik önem taşıyor.

Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in son hava saldırılarını “güçlü şekilde” kınadı. Bakanlık, saldırıları Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik ihlallerin devamı olarak nitelendirdi. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack İsrail saldırısının; Türkiye’nin “yakın gelecekte bu üsteki varlığını artırabileceği” yönündeki “doğru veya yanlış bir algıyı” yansıttığını, “Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir çatışma önleme mekanizması üzerinde çalıştığını” söyledi.

Açıkçası İsrail’in yeni Suriye’ye karşı yürüttüğü saldırganlık politikası, Türkiye için hem bir tehdit hem de bir fırsattır. Siyonistlerin uluslararası hukuku hiçe sayması ve BM’nin hiçbir kararına uymaması, karşımızda bir devlet değil tamamen terörist bir yapı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Gazze ve Lübnan’da gördüğümüz saldırganlık ve barbarlık örneklerini unutmadan Suriye’de de benzer bir cür’eti göstermesine asla izin verilmemelidir. Çünkü Siyonizmin alçak zihniyeti bir adım atıp beklemek, yeterli tepki ve cevap gelmezse devam etmek şeklindedir.

İSRAİL’İN KARŞISINDA TÜRKİYE VAR

Siyonist işgalciler, yeni Suriye’de karşılarında artık Türkiye’nin olduğunun farkındalar. Bütün telaş ve saldırganlığı bu yüzden. Seçimleri kim kazanırsa kazansın, bu tarihten sonra İsrail’i büyük bir korku saracak. ABD’den eskisi kadar yüz bulamayan Siyonist yönetim; ya Türkiye ile ilişkileri düzeltmek için çaba harcayacak veya kendini Müslümanların tehdidi altında göstermeye çalışacak. Böylece mağdur rolü oynayıp ABD ve Batı’dan destek ve yardım isteyecek. Fakat Gazze’de yaptığı soykırım ve insanlık dışı saldırılar yüzünden bu desteği bulamayacak.

Golan Tepeleri ise Siyonistlerin kâbusu olacak. Suriye, Türkiye ile tam bir askeri işbirliği ve ortak savunma anlaşması yaptığı zaman, kendi toprağı olan Golan Tepelerini geri isteyecek. Tabii ki, işgalciler bunu kabul etmeyecek. İşte o zaman bu terörist yapı kendi ipini çekmiş olacak. Yıllardır korkup çekindiği ve kendisine tehdit olarak gördüğü Türk Ordusuyla karşı karşıya gelecek. O zaman ABD’den ve AB’den de yeterli desteği göremeyecek.

İşte o gün geldiğinde Siyonistler Golan Tepelerini işgal ettiğine bin pişman olacak. Bu tepeler onların kâbusu olacak. Tepeleri geri verseler bile kurtulamayacaklar. Çünkü Gazze, Kudüs, Batı Şeria ve bütün Filistin’deki zulümlerin ve soykırımın hesabı sorulacak. Herşeye razı olup kendi varlığını devam ettirmeye çalışacak fakat o bile mümkün olmayacak, İNŞAALLAH.

Tahmin mi, hayal mi, temenni mi bilemem. Ama kehanet değil! Bazı ukalalar gibi tarih verip haşa gelecekten haber vermek gibi bir yanlışın içine asla girmem. En iyisi bir dua olarak bakıp kabulü için amin demenizi beklerim.

Darbeci Cemal Abdünnasır, 1952 yılında Kral Faruk'u devirip 1956'da Cumhurbaşkanı olunca, Mısır'ın kaybettiği prestiji tekrar kazanmak için Süveyş Kanalı'nı devletleştirerek İngiltere, Fransa ve İsrail'e meydan okudu. Bunu yaparken de askeri işbirliği yaptığı ve silah almaya başladığı SSCB'ye güveniyordu. Bu olay üzerine İsrail Süveyş Kanalı harekatına girişince, İngiltere ve Fransa Kahire'yi bombalamaya başladı. Buna en sert tepkiyi SSCB gösterdi. Londra ve Paris'e nükleer saldırı tehdidi karşısında, İngiltere ve Fransa geri adım atmak zorunda kaldı.

Süveyş krizinden kuvvetlenerek çıkan Abdünnasır, Sovyetlerle ilişkilerini iyice artırıp, sosyalizmin ülkesine güç katacağını ve tüm Arap dünyasının lideri olacağını düşünüyordu. Mısır, hava kuvvetlerini Sovyet yapımı Mig 21 jetleriyle donattı. Fakat Yemen'deki iç savaşa müdahalesi ordunun yıpranmasına ve ekonomik sıkıntılara yol açtı. Nasır'ın tek hedefi, İsrail'e karşı bir zafer elde ederek hem 1948'in intikamını almak hem de Arapların tartışmasız lideri olmaktı.

İsrail ise çevresindeki Müslüman ülkelerin güçlenmesinden çok rahatsız olmuş, asker sayısını artırıp Fransa'dan uçak, İngiltere'den tank almıştı. Uluslararası medya gücünü kullanarak bütün dünyayı "Araplar, İsrail'i yok edecek" algısına inandırmış, mağdur rolü oynamaya başlamıştı. Mısır'ın Mig 21 jetlerinin, kendi Fransız Mirage'larına karşı ne yapabileceğini çok merak eden İsrail, bir Iraklı pilotu bir milyon dolara kandırdı. Pilot Mısır'dan bir uçak kaçırarak İsrail'e getirdi. Kısa zamanda Mısır'ın hem uçakları hem de hava savunma sistemleri hakkında yeterli bilgiye ulaşan İsrail, ciddi şekilde bir operasyona hazırlanıyordu.

Mısır'ın 300'den fazla uçağı vardı. Genelkurmay Başkanı Mareşal Abdülhakim Amir, ordunun yarısı Yemen'de olmasına rağmen Sina Çölü’nde İsrail sınırına 130 bin asker yığmıştı. Ürdün ve Suriye bir savaş durumunda Mısır'ın yanında yer alacaklarını ilan etmiş, Kuzey Afrika ülkeleri ile Irak ve Suudi Arabistan da silah desteği vereceklerini açıklamıştı. İsrail'in Suriye'yi Filistinli gerillalara destek verdiği için suçlaması ve sınıra asker yığması krizi tırmandırdı. Mayıs ayında Mısır ordusu alarma geçti. Nasır, etrafına topladığı pilotların arasında kahkaha atarak "Eğer İsrail bizi savaşla tehdit ediyorsa, ona hodri meydan diyoruz" diye beyanat veriyor, Kahire Savtul Arab radyosu askeri marşlar çalıyordu.

MOKED OPERASYONU

İsrail ise yıllardır bu savaşa hazırlanıyordu. Düşmanlarıyla ilgili bütün askeri bilgiler elindeydi. Onların saldırmasını beklemeyecek, kendisi ani bir operasyonla düşmanlarının hava gücünü yok edecekti. Bu yüzden bu operasyonun adı "Moked" (Odak) konmuştu.

5 Haziran Pazartesi, Saat 07.40'ta Moked Operasyonu başladı. İsrail Hava Kuvvetlerine bağlı 200 Mirage, önce kuzeye doğru havalandı. Sonra yönlerini batıya daha sonra güneye çeviren jetler, Akdeniz üzerinde alçak uçuş yaparak radarlara yakalanmadan Mısır kıyılarına ulaştı. Bir anda İskenderiye semalarında görülen İsrail uçakları, Mısır hava kuvvetlerini daha yerdeyken imha etmeyi başardı. 304 adet Mig 21 ve Mısır hava üsleri tamamen tahrip olmuş, hava üstünlüğü İsrail'in eline geçmişti. İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Ezer Weizman, karısını telefonla arayarak büyük bir sevinçle savaşı kazandıklarını söyledi.

Ertesi günü Suriye ve Ürdün de İsrail'e savaş açtığını duyurdu. İsrail jetleri birkaç saatte Ürdün hava kuvvetlerinin büyük kısmını imha etti. Hemen ardından İsrail Kara Kuvvetleri harekete geçti. Sina çölündeki Mısır ordusu biraz direndikten sonra mevzilerinde tutunamadı. Mareşal Amir, kara ordusuna Süveyş'in batısına çekilme emrini verince, İsrail askerleri bir günde Sina'yı ardından Gazze'yi işgal etti. Bu arada Kudüs'e saldırı başlatan İsrail, Ürdün askerlerinin zayıf direnişini kırarak burayı da işgal etti. İsrail tankları artık Mescidi Aksa'nın bahçesindeydi. Sonra Batı Şeria'yı da işgal ederek, Ürdün'ün kontrolündeki tüm Filistin topraklarını ele geçirdiler. İsrail'in son hedefi Suriye toprağı olan stratejik Golan Tepeleri'ydi. Burası da işgal edildiğinde takvimler 10 Haziran'ı gösteriyordu. Savaş sadece 6 gün sürmüştü.

GOLAN TEPELERİ

Altı Gün Savaşı'nın son iki gününde yani 9 ve 10 Haziran’da çok yoğun bir kara harekatiyle Suriye'ye ait Golan Tepeleri işgal edildi. İşgal süreci şöyle gerçekleşti:

Golan Tepeleri, İsrail'in kuzeyindeki yerleşim yerlerine yukarıdan bakan, dik ve kayalık dağlık bir platodur. Suriye ordusu, bu doğal kaleyi yıllarca beton sığınaklar, derin hendekler, yoğun mayın tarlaları ve ağır topçu bataryalarıyla adeta aşılmaz bir savunma hattına dönüştürmüştü. İsrail Hava Kuvvetleri, Mısır'ın ardından Suriye Hava Kuvvetleri'ni de ani bir baskınla pistlerinde yok etti. Suriye ordusu havadan korumasız kaldı. İsrail, kara harekatı öncesi 4 gün boyunca Golan'daki Suriye mevzilerini jetleriyle aralıksız bombaladı.

9 Haziran’da Mısır ve Ürdün yenilgiyi kabul edince, İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan, Golan'a saldırı emri verdi. İsrail istihkam birlikleri, zırhlı buldozerlerle mayın tarlalarını ve patika yolları temizleyerek dik yamaçlardan yukarıya yollar açtı. İsrail tankları ve piyadeleri, ağır Suriye ateşi altında dik yokuşları tırmandı. Tel Fahr gibi stratejik tahkimatlarda, iki ordu arasında çok kanlı ve yakın mesafeli siper savaşları yaşandı.

10 Haziran günü İsrail ordusu tepelere doğru gedikler açmaya başladığı sırada, Suriye askeri yönetiminde büyük bir panik ve iletişim kopukluğu yaşandı. Şam Radyosu, stratejik Kuneytra kentinin düştüğünü erken ilan etti. Bu haber, cephedeki Suriye askerlerinin arkalarından kuşatıldıklarını düşünerek paniğe kapılmalarına ve mevzilerini bırakarak Şam'a doğru düzensiz şekilde geri çekilmesine sebep oldu.

Suriye ordusunun geri çekilmesiyle birlikte İsrail zırhlı birlikleri hızla ilerleyerek neredeyse hiç dirençle karşılaşmadan Golan platosunun tamamını ele geçirdi ve Şam'ın yaklaşık 50-60 kilometre yakınına kadar ulaştı. 10 Haziran akşamı BM arabuluculuğuyla ateşkes ilan edildiğinde, Golan Tepeleri tamamen İsrail kontrolüne girmişti. İşgal sırasında bölgedeki 100 bine yakın Suriyeli sivil Arap nüfus evlerini terk ederek Suriye içlerine kaçmak zorunda kaldı.

İsrail, 1981 yılında Golan Tepeleri'ni tek taraflı olarak ilhak ettiğini duyurdu. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum, bu ilhakı yasa dışı kabul etmekte ve bölgeyi hâlâ "İsrail işgali altındaki Suriye toprağı" olarak tanımlamaktadır. Birleşmiş Milletler 19 Aralık 1983 tarihinde 38/180 sayılı kararla İsrail'i; Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria, Gazze ve Golan Tepeleri'ni işgalinden dolayı kınamış, bu işgalleri "uluslararası hukuk ile ilgili BM kararlarına aykırı ve yasadışı" olarak nitelendirilmiştir.

İsrail, Suriye, Ürdün ve Lübnan'a sınırı olan 1.800 kilometre karelik bu bölge Şam'a sadece 60 km mesafedeydi. Yüksekliği üç bin metreye varan, su kaynakları bakımından çok zengin olan stratejik Golan Tepeleri, İsrail için Suriye'yi hem izleme ve kontrol etme hem de sürekli bir askeri tehdit altında tutma açısından vaz geçilmezdir. İsrail 1982 yılında Mısır'la varılan anlaşma gereğince kademeli olarak Sina Yarımadasından çekildi. Fakat bütün görüşmelere rağmen Golan Tepelerinden çekilmeyi kabul etmedi. Yakın zamanda da Suriye toprağı olduğu halde, buraları ilhak etti. Kudüs ve Batı Şeria ise işgalci İsrail'in insafına terk edildi.

Golan Tepeleri, soykırımcı İsrail tarafından ilhak edilince, buraya işgalci Siyonistler yerleştirildi. BM ise 242 sayılı karar ile, Golan Tepelerinin işgal altındaki Suriye toprağı olduğuna ve İsrail’in bu bölgeyi boşaltması gerektiğine karar verdi.

SURİYE’DE EBU ZUHUR SALDIRISI

18 Ağustos 2026 sabahı Siyonist işgalci İsrail’in, Suriye’nin İdlib yakınındaki Ebu Zuhur Askeri Üssüne yaptığı hava saldırısı, çok önemliydi. Ateşkese rağmen Gazze’de ve Lübnan’da yapılan bombalamalar devam ederken, bu defa Suriye hedef alındı. Aslında hedef alınan Suriye değil, onun arkasında duran Türkiye idi.

Türkiye Suriye ile askeri işbirliği anlaşması imzaladıktan sonra, Siyonistler ilk olarak Nisan 2025’te Suriye’nin orta kesimindeki Tiyas/T4 Hava Üssü çevresini bombalamışlardı. O zaman basit bir kınama ile geçiştirilen bu saldırganlık, sınırlarımıza yaklaşınca tepkimizin derecesi artarak “güçlü şekilde kınama” olarak açıklandı. Soykırımcı İsrail bu saldırısıyla, Türkiye’nin Suriye’de askerî nüfuz alanını genişletme ve stratejik tesisler üzerindeki etkinliğini artırma girişimlerine karşı duyduğu rahatsızlığı açıkça göstermiştir. Suriye devlet televizyonunun verdiği bilgilere göre üssün pisti ve depoları sekiz hava saldırısıyla vuruldu. Yerel ve askerî kaynaklar can kaybı bildirmezken tesiste maddi hasar meydana geldi.

Türkiye sınırının 70 kilometre doğusunda bulunan Ebu Zuhur Üssü, uzun süredir faal olarak kullanılmıyordu. Ancak Hama ve Halep vilayetleri arasında yer alması ve Suriye çölüne yakınlığı sebebiyle stratejik önem taşıyor.

Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in son hava saldırılarını “güçlü şekilde” kınadı. Bakanlık, saldırıları Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik ihlallerin devamı olarak nitelendirdi. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack İsrail saldırısının; Türkiye’nin “yakın gelecekte bu üsteki varlığını artırabileceği” yönündeki “doğru veya yanlış bir algıyı” yansıttığını, “Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir çatışma önleme mekanizması üzerinde çalıştığını” söyledi.

Açıkçası İsrail’in yeni Suriye’ye karşı yürüttüğü saldırganlık politikası, Türkiye için hem bir tehdit hem de bir fırsattır. Siyonistlerin uluslararası hukuku hiçe sayması ve BM’nin hiçbir kararına uymaması, karşımızda bir devlet değil tamamen terörist bir yapı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Gazze ve Lübnan’da gördüğümüz saldırganlık ve barbarlık örneklerini unutmadan Suriye’de de benzer bir cür’eti göstermesine asla izin verilmemelidir. Çünkü Siyonizmin alçak zihniyeti bir adım atıp beklemek, yeterli tepki ve cevap gelmezse devam etmek şeklindedir.

İSRAİL’İN KARŞISINDA TÜRKİYE VAR

Siyonist işgalciler, yeni Suriye’de karşılarında artık Türkiye’nin olduğunun farkındalar. Bütün telaş ve saldırganlığı bu yüzden. Seçimleri kim kazanırsa kazansın, bu tarihten sonra İsrail’i büyük bir korku saracak. ABD’den eskisi kadar yüz bulamayan Siyonist yönetim; ya Türkiye ile ilişkileri düzeltmek için çaba harcayacak veya kendini Müslümanların tehdidi altında göstermeye çalışacak. Böylece mağdur rolü oynayıp ABD ve Batı’dan destek ve yardım isteyecek. Fakat Gazze’de yaptığı soykırım ve insanlık dışı saldırılar yüzünden bu desteği bulamayacak.

Golan Tepeleri ise Siyonistlerin kâbusu olacak. Suriye, Türkiye ile tam bir askeri işbirliği ve ortak savunma anlaşması yaptığı zaman, kendi toprağı olan Golan Tepelerini geri isteyecek. Tabii ki, işgalciler bunu kabul etmeyecek. İşte o zaman bu terörist yapı kendi ipini çekmiş olacak. Yıllardır korkup çekindiği ve kendisine tehdit olarak gördüğü Türk Ordusuyla karşı karşıya gelecek. O zaman ABD’den ve AB’den de yeterli desteği göremeyecek.

İşte o gün geldiğinde Siyonistler Golan Tepelerini işgal ettiğine bin pişman olacak. Bu tepeler onların kâbusu olacak. Tepeleri geri verseler bile kurtulamayacaklar. Çünkü Gazze, Kudüs, Batı Şeria ve bütün Filistin’deki zulümlerin ve soykırımın hesabı sorulacak. Herşeye razı olup kendi varlığını devam ettirmeye çalışacak fakat o bile mümkün olmayacak, İNŞAALLAH.

Tahmin mi, hayal mi, temenni mi bilemem. Ama kehanet değil! Bazı ukalalar gibi tarih verip haşa gelecekten haber vermek gibi bir yanlışın içine asla girmem. En iyisi bir dua olarak bakıp kabulü için amin demenizi beklerim.