Hayat ciddiye aldığınız kadar mühimdir. Ciddiye almadığınız konular ruh halinizi çok etkilemez. Bu biraz da dikkat-rikkat meselesidir. Etrafınızda yaşanan olaylara dikkat etmezseniz birçok konuda ikna edilebilirsiniz veya kandırılabilirsiniz. Mesela çözüm mercii olarak gördüğümüz yöneticilerin neden sorumluluk almadıklarını anlayabiliyor musunuz? Çünkü görevlerini ciddiye almadıkları için sorumluluk da üstlenmiyorlar. Ciddiye aldıkları an aynı zamanda sorumluluk da üstlenmiş olacaklar.
Hak etmedikleri makamları sonuna kadar istismar edenler, görevini yerine getirmediği halde tıkır tıkır maaşını alanlar, kul hakkı yiyenler, kamu kaynaklarını israf edenler, devlet ile millet arasında köprü olması gerekirken set olanlar, şeytanla işbirliği yapıp Allah'ı kandıracaklarını zannedenler... Hangisinden bahsedeyim? Bunlar yetmezmiş gibi bunca arsızlık, yüzsüzlük ve sorumsuzluk karşısında yaptıklarından dolayı bir de milletten övgü bekliyorlar. Madem övülmekten bu kadar hoşlanıyorlar, biz de biraz övelim, belki akılları başlarına gelir.
Eğitimde, ticarette, siyasette, kültürde, sanatta ve medyada acilen çözülmesi gereken sorunlarımız var. Yetkili sandığımız etkisiz kişilere sorunlardan bahsedince umurlarında bile olmuyor. Dinlemiyorlar, dinlemedikleri için anlamıyorlar, anlamadıkları için de çözüm üretemiyorlar. Kar yumağı gibi büyüyen sorunlar ayyuka çıktığında ise hemen ortalığı galeyana getiriyorlar, gündemi değiştirmeye çalışıyorlar, bir günah keçisi buluyorlar, bütün suçu o günah keçisine yüklüyorlar, birkaç hafta sonra da tartışılan sorunları millete unutturuyorlar, helal olsun.
Yüksek enflasyon ve faizler nedeniyle üretici de tüketici de mağdur oluyor, fiyatlar roket gibi yükseliyor, ticaretin bereketi kalmıyor, icra dairelerinde yüzbinlerce dosya birikiyor, iflaslar artıyor, cezaevleri adeta dolup taşıyor. Sanki bunlar başka bir ülkede yaşanıyormuş gibi hiçbirini umursamıyorlar, helal olsun.
Dağdaki terörü bitirdiklerini söylüyorlar ama şehirdeki çeteleşmenin terörden daha tehlikeli bir hale geldiğine, neredeyse her şehirde fuhuş, uyuşturucu ve kumar çetelerinin kurulduğuna, esnafı haraca bağlayan tefecilerin günden güne arttığına inanmıyorlar, helal olsun.
Her fırsatta kültürümüzün ve medeniyetimizin zenginliğinden bahsedenler "Kültür Yolu Festivali" adı altında yapılan organizasyonların kültürel emperyalizme yol açtığını ve gençlerin zihnini kirlettiğini bir türlü anlamıyorlar, helal olsun.
Sanatını Hak yolunda icra eden asil sanatçıların değil de, milletin sırtından tomar tomar para kazandığı halde milletin değerlerine küfreden içki, kumar, fuhuş ve uyuşturucu bağımlısı ünlülerin gerçek yüzünü bir türlü görmüyorlar, helal olsun.
İlim-irfan yuvası gibi görülen ama şirke düşüp şirketleşen, hatta holdingleşen tarikatların devlet kurumlarındaki kritik makamlara nasıl sızdığını ve o makamları kimlerin emrine amade ettiğini ne kadar anlatırsanız anlatın duymuyorlar, helal olsun.
Son yıllarda, özellikle 15 Temmuz sonrasında ülkesini ve milletini seven insanlara birtakım odaklar tarafından köstek olunmasına, ancak kökü dışarıda olan vakıflara ve derneklere vergi ve yargı muafiyetiyle destek olunmasına engel olmuyorlar, helal olsun.
Gazze'de İsrail'in vahşetine rağmen topraklarını terk etmeyen müminlerin, yaşadıkları akıl almaz acıları Allah'ın bir imtihanı bilerek şehadete koştuklarını ve bu sarsılmaz imanlarıyla dünyanın birçok ülkesindeki gayrimüslimlerin bile İslam'ı benimsemelerine vesile olduklarını kalplerinde hissedemiyorlar, helal olsun.
Halka tepeden bakarak, şatafatlı görünüp caka satarak, çalışmadığı halde çalışıyormuş gibi görünerek, sosyal medyada laf ebeliği yaparak, kürsülerde bile konuşurken mangalda kül bırakmayarak sadece kendilerini kandırıyorlar, helal olsun.
Yüzyıllar boyunca nesilden nesile anlatılacak başarı hikâyesi(!) işte tam olarak budur. İkiyüzlü münafıkları ve şahsiyetsiz dalkavukları bir araya getirerek partiler, şirketler, vakıflar, kulüpler ve tarikatlar kurmak büyük bir başarıdır ama övünülecek bir başarı(!) değildir. Eğer köşe yazımı buraya kadar okuyabildiyseniz size de helal olsun.