Merhum cennet mekân Sultan İkinci Abdülhamid Han 10 Şubat 1918’de ebedi âleme göç etmişti. Osmanlı Devlet-i Aliye’sini en zor zamanlarda 33 yıl idare eden ve Birinci Dünya Savaşının üzücü sonuçlarını Beylerbeyi Sarayı’nın hapishaneye çevrilen duvarları arasında izleyen Ulu Hakan'ın Filistin uğruna neleri göze aldığını anlayabilmek için, Avrupa'da Siyonizmin nasıl kurulduğunu ve kendilerine yeni bir yurt arayışlarını iyi bilmek lazımdır.
Çoğu kimseler, Yahudilere Filistin’de toprak verilmesi talebinin ilk defa Theodor Herzl tarafından Sultan Abdülhamid’e yapıldığını düşünmektedir. Halbuki bu teşebbüsü, bir İngiliz olan Siyonist Laurence Oliphant (1829-1888), ondan 22 yıl önce yapmıştı. Güney Afrika'da doğan İngiliz Oliphant, Sultan Abdülhamid ile görüşerek Filistin'de Yahudilere bir koloni için toprak tahsis edilmesini istemişti. Yahudi asıllı olmadığı halde, annesi evangelist olan bu Siyonist, dünyanın birçok ülkesine seyahat ettiği gibi Filistin'e de gitmiş ve Yahudilerin buraya yerleşebilmesi için bazı çalışmalar yapmıştı.
Oliphant gerekli araştırmaları yaptıktan sonra, 1879 yılında İstanbul'a gelerek Sultan Abdülhamid ile bizzat görüşüp bir layiha (rapor) sundu. Bu raporda Filistin'in kuzeyinde, Amman'ın batısında yer alan Belka bölgesinde bir Yahudi kolonisi kurulmasını teklif etmekteydi. (Bazı tarihçiler bu teklife dönemin Suriye Valisi Mithat Paşa'nın destek verdiğini söylemektedir.)
Avrupa'dan gelecek Yahudi göçmenler için Filistin'den 4.300 kilometre kare toprak verilmesini isteyen bu layiha mecliste görüşüldü. Meclisin sakıncalı görerek olumsuz kanaat bildirmesi üzerine Sultan Abdülhamid, Oliphant'ı davet ederek kendisine teklifinin reddedildiğini bildirdi.
***
Siyonizm kelimesi ilk defa Rus doktor Leon Pinsker (18821-1891) tarafından telaffuz edildi. Pinsker hukuk okuduğu halde mesleğini yapamayacağını anladığı için doktorluğu seçti. Bir haftalık Yahudi gazetesi çıkararak Siyonizmi savunmaya başladı. 1881 yılında Siyonist örgüt Hibbat Zion’u (Siyon Aşıkları) kurdu. Bu örgüt 1. Siyonist Kongresi’nden 13 yıl önce, Kasım 1884’te Katoviçe Konferansını düzenledi. Bu konferans halka açık olarak yapılan ilk Siyonist toplantısıydı. Leon Pinsker’in başkanlık yaptığı Konferansa katılan 32 kişinin 22’si Rus Yahudisi idi.
Leon Pinsker çok ilginç bir şekilde Filistin’de bir Yahudi Devleti kurulmasına karşı çıktı. 1882’de “Otomatik Kurtuluş” adını verdiği bir kitapçığında aynen şöyle yazmıştı:
“Siyasi hayatımızın bir zamanlar şiddetle kesintiye uğradığı ve yok edildiği yere bağlanmamalıyız. Şimdiki çabalarımızın hedefi 'Kutsal Topraklar' değil, kendi topraklarımız olmalıdır. Yoksul kardeşlerimiz için büyük bir toprak parçasından başka bir şeye ihtiyacımız yok; yabancı bir efendinin bizi kovamayacağı, mülkümüz olarak kalacak bir toprak parçası. Oraya, eski vatanımızın batmasından kurtardığımız en kutsal varlıkları, Tanrı fikrini ve İncil'i de götüreceğiz. Eski vatanımızı Kutsal Topraklar yapan sadece bunlardır, Kudüs veya Ürdün değil. Belki Kutsal Topraklar tekrar bizim olur. Eğer öyleyse, ne âlâ, ama her şeyden önce -ve bu çok önemli nokta- bize erişilebilir olan ve aynı zamanda evlerini terk etmek zorunda olan tüm ülkelerdeki Yahudilere güvenli ve sorgusuz sualsiz bir sığınak sunmaya uygun, verimli hale getirilebilecek bir ülke belirlemeliyiz.”
***
Budapeşteli bir Yahudi olan avukat ve gazeteci Theodor Herzl, 1896 yılında Judenstaat (Yahudi Devleti) adlı bir kitap yazdı. Herzl, bu kitabında şöyle diyordu:
“Biz bir devlet hem de örnek bir devlet kuracak kadar güçlüyüz. Bu amaç için gerekli beşeri ve maddi malzemeye sahibiz. Bir ülkenin tüm haklı ihtiyaçlarını tatmin edecek büyüklükte dünya üzerinde bir yerde bize egemenlik verin, gerisini kendimiz tamamlarız”
Siyonizm, Teodor Herzl'in ifadelerinde gerçek siyasi manasını bulmuştu. Kudüs'teki Siyon tepesinden adını alan bu ideoloji, Yahudilerin Filistin'e dönme ve kutsal topraklarda Süleyman mabedini yeniden inşa etme rüyası olarak tarif ediliyordu.
Nihayet 28 Ağustos 1897'de İsviçre'nin Basel şehrinde 1. Siyonist Kongresi toplandı. Kongrenin yapıldığı Stadt Gazinosu'nun önünde, üzerinde altı köşeli yıldızın bulunduğu bayrak dalgalanıyordu. Kendini milli bir meclis gibi gören kongre, "şekel" adı verdikleri bir vergiyi yatıran herkesin oy kullanmaya ve temsilcisini seçmeye hakkı olduğuna karar vermişti. Sonunda “Biz Yahudi milletini barındıracak olan evin temelini atmak için buradayız” diyen Teodor Herzl, kongrede başkan seçildi.
Kongreden sonra Herzl'in anı defterine yazdığı şu cümleler, Siyonistlerin nasıl uzun vadeli planlar yaptıklarını çok açık şekilde gösteriyordu:
“Basel’de Yahudi Devleti’ni kurdum. Eğer bugün bunu açıklarsam, herkes beni alaya alır. Oysa belki 5, fakat şüphesiz 50 yıl içinde herkes bu gerçeği görecektir. Yahudi Devleti’nin varlığı manevi temellere oturtulmuştur, bu devlet Yahudi halkının bu konudaki istek ve azmi ile kurulmuştur”
Şimdi sıra bu kurulacak devlete yurt aramaya gelmişti. Aslında düşünülen yurt için sadece Filistin değil Arjantin ve Uganda bile söz konusuydu. Ama bu ihtimaller reddedilip, kendilerine "va'dedilmiş topraklar" olarak düşündükleri Filistin'de bir Yahudi devleti kurulması benimsendi. Bunun için Filistin'i dört asırdan beri idare eden Osmanlı Devleti'ne başvurup, ondan toprak talep edilmesine karar verildi.
***
Teodor Herzl, bu maksatla1896-1902 yılları arasında beş defa İstanbul'a geldi.
İlk defa 1896 Haziran ayında; ikinci olarak da ertesi yıl, Polonyalı Kont Nevlinski ile beraber payitahta gelen Herzl, padişahla görüşemedi. Fakat Nevlinski tarafından Sultan'a "Filistin'den verilecek toprak karşılığında 20 milyon sterlin teklif edildiği" iletildi. Fakat Abdülhamid Han bu teklifi reddetti.
Teodor Herzl, İstanbul'a üçüncü gelişinde, 19 Mayıs 1901 Cuma günü Yıldız Sarayı'nda huzura kabul edildi ve Sultan Abdülhamid Han'a çok cazip bir teklif sundu:
"Eğer Filistin'de bize yurt olacak bir toprak parçası verirseniz, Avrupa'daki zengin Yahudi bankerleri, Osmanlı Devleti'nin bütün dış borçlarını ödemeye hazırdır."
Sultan Abdülhamid Han'ın cevabı gayet açık ve net oldu:
"Size bir karış toprak dahi veremem. Zira bu topraklar bana ait değil, milletime aittir. Ecdadım bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır."
Osmanlı Devleti'nin mali yönden sıkıntıda bulunduğunu çok iyi bilen ve milyoner Yahudi bankerlerin parasıyla Filistin'den toprak satın alabileceğini düşünen Teodor Herzl, bu işin peşini bırakmadı. 1902 yılının Şubat ayında dördüncü defa İstanbul'a geldi. Padişah ile son görüşmesini ise aynı yılın Temmuz ayında yaptı fakat teklifi yine reddedildi.
Sultan'a teklifini kabul ettiremeyeceğini anlayan Herzl, İngiltere hükümeti ile görüşmeye başladı. İngilizler 1903 yılında ona, Afrika'da Uganda topraklarını yurt olarak teklif ettiler. Herzl bu teklifi ilk anda reddetmedi. Geçici bir çözüm olarak incelemek üzere Uganda'ya bir komisyon bile gönderdi.
***
1904 yılında Teodor Herzl ölünce, Siyonistler kendi aralarında Politikler ve Pratikler olarak ikiye bölündü. Politikler, Herzl'in metodunu devam ettirerek, siyasi bir çözümü ileri sürerken; Pratikler, vakit kaybetmeden gruplar halinde Filistin'e göç edip koloniler kurarak siyasi çözümü daha sonraya bırakmayı savunuyorlardı. 1905 yılında yapılan 7. Siyonist Kongresi'nde Pratikler üstünlüğü ele geçirince, düşüncelerini uygulamaya başladılar. Böylece Birinci Dünya Savaşına kadar devam eden Yahudi göçleri, İngilizlerin 1918'de Filistin'i işgaliyle hızlandı. Fakat Yahudi göçünde asıl patlama İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşandı. Nazilerin katliamından kaçan 400 bin Yahudi Filistin'e yerleşince, nüfus dengesi kısa zamanda değişmeye başladı.
Sultan Abdülhamid Han sadece Filistin'e ve Kudüs' değil, Mekke ve Medine başta olmak üzere bütün İslam diyarlarına çok önem veriyordu. Yaklaşan büyük savaşı hissetmiş gibi, askeri ve siyasi bakımdan en büyük yatırımı olan Hicaz Demiryolu'nun inşasını başlatmış ve rekor denecek bir hızla bitirilmesini sağlamıştı. Hicaz Demiryolu sadece İstanbul'u Medine'ye bağlayan bir hat değil, yan bağlantılarla Beyrut, Hayfa, Yafa ve Kudüs gibi şehirlere de trenle ulaşım sağlıyordu. Hicaz Demiryolu ile aynı güzergahı takip ederek, Halep'ten doğuya giden Bağdat Demiryolu inşası eğer yarım kalmasaydı, muhtemelen Birinci Dünya Savaşının seyri değişecekti.
Hz. Ömer'in Kudüs'ü ve Mescidi Aksa'yı Müslümanlara emanet etmesi, Sultan Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü Haçlı işgalinden kurtarması, Yavuz Sultan Selim Han'ın 12 bin kandille aydınlatılmış Mescidi Aksa'da namaz kılması, Kanuni Sultan Süleyman'ın Kudüs'ü imar edip ticari yatırımlar yapması ve Sultan Abdülhamid'in Filistin'in bir karış toprağını bile kaptırmaması, İslam ümmetinin bu konudaki derin hassasiyetini göstermektedir.