Değerli kardeşlerim,
Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kolundaki saat sosyal medyada gündem oldu.
Önce çok pahalı bir Rolex olduğu söylendi. Rakamlar havada uçuştu. Ardından saatin, yaklaşık 20 yılı aşkın geçmişi bulunan eski bir Montblanc modeli olduğu yönünde bilgiler paylaşıldı.
Benim dikkatimi çeken ise saatin markasından veya fiyatından çok başka bir şeydi.
Demek ki insanlar yöneticisinin yalnız ne söylediğine, ne yaptığına değil, kolundaki saate kadar bakıyor.
Hem de sadece saate değil.
Sırtındaki cekete, ayağındaki ayakkabıya, taktığı gözlüğe, bindiği otomobile, oturduğu mekâna kadar bakıyor.
Geçtiğimiz günlerde genç bir kardeşimizle sohbet ederken bir yerel yöneticiden bahsetti. Kolundaki saatin 50 bin dolar civarında olduğunu, ayağındaki ayakkabının ise 50 bin liraya yakın bir fiyatla satıldığını söyledi.
Doğrudur, değildir. Bilmiyorum. İsim de vermiyorum. Çünkü benim meselem bir şahıs değil.
Mesele, makam sahibi insanların attıkları her adımın toplumda bir karşılığı olduğunu bilmeleridir.
Elbette bir yönetici güzel giyinebilir. Kaliteli bir saat takabilir, iyi bir ayakkabı kullanabilir, güzel bir otomobile binebilir. Kimsenin buna itirazı olamaz.
Ama bir ölçü olmalı.
Çünkü kalite başka şeydir, şatafat başka şeydir.
Şıklık başka şeydir, gösteriş başka şeydir.
İtibar başka şeydir, serveti üzerinde teşhir etmek başka şeydir.
Aslında ölçüyü Peygamber Efendimiz Sellallahualeyhivesellem asırlar önce koymuş:
“Yiyiniz, içiniz, sadaka veriniz ve giyininiz. Ancak israfa ve kibre düşmeyiniz.”
Ne kadar açık bir ölçü. Dinimiz güzel giyinmeye, kaliteli eşya kullanmaya karşı değil. Mesele nimetin gösterişe, gösterişin de kibre dönüşmemesidir. Hele toplumun önünde sorumluluk taşıyan insanlar için bu ölçü çok daha anlamlıdır.
Hele halkın içinde görev yapan bir yerel yöneticiyseniz, mesele daha da hassastır.
Çünkü karşınıza emekli maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışan insan da geliyor, çocuğuna ayakkabı almakta zorlanan anne de, aylardır iş arayan genç de…
Dolayısıyla yöneticinin, milletin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal şartları gözetmek gibi bir sorumluluğu da vardır.
Çünkü yöneticilik yalnızca hizmet üretmek değildir.
Yöneticilik aynı zamanda bir temsil ahlakıdır.
Bir de zaman zaman şu sözü duyuyoruz:
“Bu benim özel hayatım.”
Elbette öyledir. Her insan gibi yöneticinin de ailesi, mahremiyeti, kimsenin müdahale edemeyeceği özel bir dünyası vardır.
Ama benim ölçüm şudur:
Toplumun önünde görev üstlenmiş bir yöneticinin özel hayatı, evinin kapısını kapattığı yerde başlar.
O kapının dışında, milletin gözü önünde sergilediğiniz hayat artık yalnız sizi ilgilendirmez.
Çünkü orada sadece siz yoksunuz.
Taşıdığınız makam da sizinle birlikte yürüyor.
Bazen ayağınızdaki ayakkabı, yaptığınız uzun bir konuşmadan daha fazla konuşulur.
Kolunuzdaki saat, verdiğiniz tasarruf mesajının önüne geçebilir.
Bindiğiniz otomobil, anlattığınız mütevazılığı gölgeleyebilir.
İşte yöneticilik biraz da bunları hesap edebilmektir.
Bir de “makamın itibarı” diye bir sözümüz var.
Doğrudur, makamın itibarı korunmalıdır.
Ama makamın itibarı pahalı takım elbiseyle, lüks otomobille, dünyaca meşhur bir markayla korunmaz.
Makamın itibarı adaletle korunur. Dürüstlükle korunur. Çalışkanlıkla, tevazuyla, vatandaşa tepeden bakmamakla korunur.
Bizim medeniyetimizde yöneticinin büyüklüğü, halktan ne kadar uzak yaşadığıyla değil, halka ne kadar yakın durduğu ile ölçülür.
Bugün sosyal medya çağındayız.
Bir fotoğraf karesi düşüyor önümüze. Birkaç dakika sonra ceketin markası bulunuyor, ayakkabının modeli çıkarılıyor, saatin fiyatı hesaplanıyor, bindiğiniz otomobil konuşuluyor.
Bunu doğru buluruz veya bulmayız.
Ama gerçek şu:
Millet yöneticisini izliyor.
O hâlde vatandaşa tasarruf anlatırken hayatımız israf görüntüsü vermemeli.
Mütevazılıktan bahsederken görüntümüz başka bir şey söylememeli.
Çünkü yöneticilik yalnız sözle yapılmaz.
Bazen üzerinizde taşıdıklarınız, söylediklerinizden daha yüksek sesle konuşur.
Cumhurbaşkanımızın kolundaki saat üzerinden başlayan tartışmanın bana düşündürdüğü asıl mesele budur.
Bugün saat konuşulur, yarın ayakkabı, öbür gün otomobil…
Ama değişmeyen bir gerçek vardır:
Makam yükseldikçe insanın gösterişi değil, sorumluluğu büyümelidir. İmkânları arttıkça milletle arasındaki mesafe değil, gönül bağı güçlenmelidir.
Çünkü gerçek itibar pahalı markaları üzerinde taşımak değildir.
Gerçek itibar, milletin gönlünde taşınabilmektir.
Selam ve dualarımla