Değerli kardeşlerim,
Türkiye siyaseti yine oldukça hareketli günlerden geçiyor.
CHP’de yaşanan kırılma, parti içindeki ayrışmalar, Özgür Özel ve arkadaşlarının yollarını ayırarak Yeni Parti’yi kurması, milletvekilleri ve belediye başkanlarının farklı siyasi tercihlere yönelmesi derken önümüzde yeni bir siyasi tablo şekilleniyor.
Elbette bunların tamamını siyasetin tabii seyri içerisinde değerlendirmek mümkün. Partiler kurulur, bölünür, birleşir. İnsanlar dün savundukları siyasi çizgiden bugün ayrılabilirler.
Fakat geçtiğimiz günlerde izlediğim bir video beni meselenin başka bir tarafı üzerinde düşünmeye sevk etti.
Türkiye’de siyaseti gerçekten sadece siyasetçiler mi şekillendiriyor?
Videodaki isim Emre Uslu.
FETÖ terör örgütünün firari isimlerinden Emre Uslu’nun kendi hesabından yayımladığı konuşmayı dikkatle izledim. Dolayısıyla başkasının ona atfettiği bir sözden değil, kendi ağzından çıkan ifadelerden bahsediyorum.
Uslu, F.G.’in ölümünden sonra örgütün yeni bir safhaya geçtiğini söylüyor. Daha önce Gülen’e yazdığı bir mektuptan bahsediyor. Gülen’in ölümünden sonraki döneme ilişkin siyasi bir strateji anlatıyor.
Fakat konuşmasının bir yerinde öyle bir cümle kuruyor ki üzerinde durmadan geçmek mümkün değil:
“CHP’nin bölünmesinde aktif rol oynadık.”
Yeni Parti’nin kuruluşunu da aynı siyasi sürecin içerisinde anlatıyor.
Doğrusu benim takıldığım yer tam burası.
Bir terör örgütünün firari mensubu çıkıp Türkiye’nin ana muhalefet partisinde yaşanan bölünme için “aktif rol oynadık” diyorsa, bunun ne anlama geldiğini sormak zorundayız.
Aktif rol nedir?
Sosyal medyada destek vermek mi, kamuoyu oluşturmak mı, siyasi aktörlerle temas kurmak mı, parti içerisindeki bazı isimleri cesaretlendirmek mi?
Yoksa mesele bunların çok daha ötesinde midir?
Bu sorunun cevabı mutlaka araştırılmalıdır.
Ancak Uslu’nun konuşmasını dinlerken zihnime bundan daha önemli bir ihtimal takıldı.
Acaba bu konuşmanın muhatabı yalnızca Türkiye kamuoyu mu?
Yoksa F.G.’in ölümünden sonra geleceğini ve siyasi istikametini tartışan FETÖ terör örgütü mensuplarına da bir şey mi söyleniyor?
Başka bir ifadeyle Uslu, farklı siyasi adreslere dağılmış örgüt mensuplarına, “Dağılmayın, yeni dönemde siyasi adresinizi burada arayın” mesajı mı veriyor?
Bunu kesin bir hüküm olarak söylemiyorum.
Ama kullanılan ifadelerden sonra bu soruyu sormamak da mümkün değil.
Eğer böyle bir yönlendirme söz konusuysa mesele, bir partinin kurulmasından çok daha büyük demektir. O zaman karşımızda Gülen sonrası dağılma ihtimali yaşayan bir örgütün, mensuplarını yeni bir siyasi hedef etrafında toplamaya çalışıp çalışmadığı sorusu vardır.
Burada önemli bir ayrımı özellikle yapmak gerekiyor.
Yeni Parti’de siyaset yapan veya o partiye oy veren insanları elbette böylesine ağır bir itham altında bırakamayız. Böyle bir yaklaşım hem haksızlık olur hem de meseleyi sulandırır.
Bizim sorguladığımız insanlar değil, muhtemel bir siyasi mühendislik faaliyetidir.
Çünkü bu millet FETÖ’yü dün tanımadı.
Yıllarca eğitim dediler, hizmet dediler, diyalog dediler. Sonra devletin en mahrem noktalarına kadar nasıl sızdıklarını gördük. Emniyette, yargıda, bürokraside ve orduda kurdukları gizli yapılanmanın nelere kalkışabileceğini ise 15 Temmuz gecesi hep birlikte yaşadık.
Bu yüzden bugün sormamız gereken soru şudur:
Dün devletin içine sızanlar, bugün siyasetin içine başka yollarla girmeye mi çalışıyor?
Dün üniformanın, hâkim cübbesinin veya polis kimliğinin arkasına saklananlar, bugün başka elbiseler mi giyiyor?
İsimler değişiyor, yöntemler değişiyor, tabelalar değişiyor da Türkiye üzerinde kurulan hesaplar değişmiyor mu?
FETÖ terör örgütünün yıllar içerisinde bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri şudur:
Bu yapı için sağın veya solun, muhafazakârın veya sosyal demokratın tek başına bir anlamı yoktur. Esas olan kendisine nüfuz alanı açabilmek, güç merkezlerine yaklaşabilmek ve karar mekanizmalarında etkili olabilmektir.
Bu nedenle Emre Uslu’nun sözlerini “Bir FETÖ firarisinin konuşmasıdır” diyerek çöpe atmayı doğru bulmuyorum.
Aksine söyledikleri ciddiyetle incelenmelidir.
Türkiye’de bugün kimler, hangi merkezlerden ve kimler üzerinden siyasetin yönünü etkilemeye çalışıyor?
Bu mesele yalnızca FETÖ’nün yurt dışındaki yapılanmasından mı ibaret?
Türkiye üzerine hesabı bulunan başka güç merkezleri, lobi kuruluşları ve medya ağları ülkemizdeki siyasi kırılmaları nasıl değerlendiriyor? Kimin güçlenmesini, kimin zayıflamasını istiyorlar? Türkiye’deki hangi ayrışmalardan kendilerine alan açmaya çalışıyorlar?
Bunları sormak komplo teorisi üretmek değildir. Yakın tarihinden ders çıkarmaktır.
Burada bir sorumluluk da milletimize düşüyor.
Vatandaşımız siyaseti yalnızca önüne konulan isimler, sloganlar ve parti tabelaları üzerinden okumamalıdır.
Herkes istediği partiye oy verebilir. İktidarı destekleyebilir veya en sert biçimde eleştirebilir. Bunlar demokratik hayatın tabii parçalarıdır.
Ama mesele Türkiye’nin bağımsızlığı ve millet iradesi olduğunda parti rozetlerimizi aşabilmemiz gerekir.
Kimler bu milletin kavgasından kazanıyor?
Kimler Türkiye’nin siyasi olarak parçalanmasından fayda umuyor?
Kimler toplumun fay hatlarını kaşıyor?
Bazen bir siyasi gelişmeye bakarken “Bundan kimlerin çıkarı var?” sorusunu sormak, önümüzdeki tabloyu çok daha iyi görmemizi sağlayabilir.
Çünkü güçlü demokrasi yalnızca sandığa gitmekle kurulmaz.
Güçlü demokrasi, önüne konulanı sorgulayan, oyunun arkasındaki hesabı görmeye çalışan feraset sahibi bir milletle ayakta kalır.
Türkiye siyasi mühendisliğin bedelini geçmişte çok ağır ödedi.
15 Temmuz gecesi bu millet yalnızca tankların önüne çıkmadı. Kendi iradesine, devletine ve geleceğine sahip çıktı.
Bugün de aynı hassasiyeti göstermek zorundayız.
Emre Uslu’nun söyledikleri bütün bu soruların cevabı olmayabilir. Fakat bir FETÖ firarisinin kendi ağzından çıkan “CHP’nin bölünmesinde aktif rol oynadık” cümlesi de duyulup unutulacak bir söz değildir.
Bu sözün peşine düşülmelidir.
Kimlerle, nasıl ve ne ölçüde “aktif rol” oynadıklarını kendileri söylüyorsa, Türkiye de bunun ne anlama geldiğini sormalıdır.
Çünkü siyasi görüşlerimiz farklı olabilir. İktidarı destekleyebilir veya muhalefette durabiliriz. Bunların tamamı milletimizin zenginliğidir.
Fakat hepimizin üzerinde birleşmesi gereken bir kırmızı çizgi vardır:
Türkiye’nin kaderini Türkiye dışında hiç kimse yazamaz.
Bu ülkenin iktidarını da muhalefetini de FETÖ terör örgütünün yurt dışındaki ağları veya millet iradesini kendi hesabına yönlendirmek isteyen herhangi bir güç merkezi değil, bu aziz milletin hür iradesi belirlemelidir.
15 Temmuz’da tankların önünde koruduğumuz şey neyse, bugün sandıkta korumamız gereken de odur:
Milletin iradesi.
Tarihte olduğu gibi son sözü Allah’ın izniyle yine milletimiz söylecektir.
Selam ve dualarımla