rthur James Balfour (25 Temmuz 1848 - 19 Mart 1930) James Maitland Balfour'un oğluydu. Son derece entelektüel, varlıklı ve aristokrat bir çevrede yetişti. Eton ve Cambridge Koleji'nde eğitim gördü. İlk defa 1874 yılında parlamentoya girdi. Muhafazakar Parti’de 50 yıl boyunca iktidarda yer alan bir İngiliz siyasetçi ve devlet adamıydı.
1885 yılından itibaren Lord Salisbury'nin iktidarı döneminde İrlanda'dan sorumlu sekreter oldu. İrlandalılara karşı uyguladığı sert tedbirler yüzünden milliyetçiler tarafından “Kanlı Balfour” olarak adlandırıldı. 1891 ve 1895 yıllarında üst üste iki kere hazineden sorumlu bakan ve 1902'de başbakan oldu. 1905'te seçime gitmek zorunda kaldı ve bu seçimi kaybetti. Arthur Balfour, 1906'da Chaim Weizmann ile tanışınca ondan etkilenmiş ve kendisini Siyonizm destekçisi olarak tanıtmıştı.
İngiltere’de Aralık 1916'da yaşanan siyasi krizde, Henry Asquith'e desteğini kesti ve David Lloyd George'a yöneldi. Onun başbakan olduğu koalisyonunda 1916'dan 1919'a kadar dışişleri bakanı olarak görev yaptı. En önemli eylemi, Siyonist liderler Chaim Weizmann ve Nahum Sokolow’un teşvikiyle 2 Kasım 1917'de gerçekleşti. Yahudi bankacılık ailesinin İngiliz lideri Baron Rothschild'e, Balfour Deklarasyonu olarak bilinen bir mektup yazdı.
İngiliz hükümeti Balfour Deklarasyonu ile, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Yahudi kamuoyunu Birinci Dünya Savaşı sırasında Müttefikler safına çekmeyi umuyordu. Deklarasyon, İngiliz yardımını taahhüt ediyordu. Bu yüzden Siyonistlerin dünya Yahudiliği için bir yurt edinme çabalarına ve sonunda Filistin’de İsrail'in kurulmasına büyük ivme kazandırdı .
Ancak, bildiride özellikle "Filistin'deki mevcut Yahudi olmayan toplulukların sivil ve dini haklarına zarar verebilecek hiçbir şey yapılmayacaktır" ifadesi tamamen havada kaldı. Çünkü belgede, bu toplulukların siyasi veya dini haklarından hiç bahsedilmedi ve isimlerine yer verilmedi. İngiltere o dönemde Arapları Osmanlı’ya ihanet ettirmek için onlara bağımsızlık vaat ederken (McMahon ile Şerif Hüseyin mektuplaşmaları) diğer yandan da Siyonistlere bu mektubu vererek çelişkili ve sömürgeci bir strateji izledi. 2 Kasım 1917 tarihli bu utanç belgesinin en önemli yanı ise; İngiltere’nin yüzyıllardır Osmanlı toprağı olan Filistin’de, Yahudilere bir yurt verilmesini ve bir devlet kurulmasını vaat etmesiydi.
2 KASIM 1917’YE NASIL GELİNDİ
İngiltere Birinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında Avrupa'da Almanlara karşı gücünü zayıflatmak bedeline, Filistin ve Irak cephesine ağırlık vermişti. 1917 Mart ve Nisan aylarında yapılan iki Gazze Muharebesinde Osmanlı ordusuna mağlup olan İngilizlerin başkomutanı General Murray görevden alınmış, yerine Avrupa cephelerinin başarılı Generali Allenby Haziran'da törenle Mısır'a gönderilmişti. Londra'da İngiliz Başbakanı Lloyd George, General Allenby ile tokalaşıp vedalaşırken ona şöyle demişti:
"General, Filistin cephesinden müjdeli haberlerinizi bekliyorum. Bilhassa yılbaşından önce Kudüs'ü alıp, bütün Hıristiyan dünyasına Noel armağanı olarak sunmanızı rica ediyorum."
Allenby, Kahire'ye gelip makamına oturunca kulaklarında Başbakan Lloyd George'nin bu sözleri çınlıyordu. Ama 400 senedir Osmanlı idaresinde bulunan Filistin’i ve Kudüs'ü ele geçirmek öyle kolay mıydı? General Murray'ın yaptığı hatalara düşmek istemeyen Allenby, hemen Londra'ya bir mesaj çekti:
"Sayın Başbakanım. Bu cephe Avrupa'ya hiç benzemiyor. Karşımızda Alman askeri değil, maneviyatı çok yüksek Osmanlı ordusu var. Bir Osmanlı askerine karşı dört İngiliz askeri olmadıkça taarruza geçmeyeceğim. Bu yüzden acilen takviye kuvvete, silah ve cephaneye ihtiyacım var."
Mesaj yerini bulmuştu. İngiltere Başbakanı Kudüs'ün alınmasına o kadar önem veriyordu ki, her türlü desteği kısa zamanda göndermişti. Böylece Almanların istediği olmuş, Müttefik devletlerin Avrupa'daki kuvvetleri zayıflamıştı. Aslında Allenby'nin İngiliz askeri dediği Hintli ve Yeni Zelandalı zavallılardı. Yeni Zelanda Atlı Çöl Kolordusu önden çarpışarak yolu açıyor, arkadan İngiliz askeri rahatça ilerliyordu.
General Allenby, Ekim ayının sonuna kadar büyük hazırlıklar yaparak sabırla bekledi. Taarruza geçeceği bölgeyi gizlemesi ve ani bir hücum yapması gerektiğine karar vermişti. Bu planın bir parçası olarak Meynertzhagen adlı bir İngiliz binbaşısı, keşif sırasında Osmanlı kuvvetlerinden kendi aracıyla kaçarken çantasını düşürdü. Askerlerimiz çantayı bulup 8. Ordu kumandanı Alman General Von Kress'e teslim ettiler. O da Yıldırım Orduları kumandanı Alman Mareşal Von Falkenhayn'a haber verdi. Çantadaki çok gizli bilgi ve belgelerde, İngilizlerin yakında Gazze'ye taarruz edecekleri yazılıydı.
Zaten İngiliz ordusu 1917 yılının başından beri Gazze'nin güneyinde mevzilenmiş, Filistin cephesini bu bölgeden yararak Kudüs'e doğru ilerlemek istemişti. Fakat iki hücumda da mağlup olarak geri çekilmişlerdi. Bi'rüssebi ise, Gazze'den 50 km doğuda çöl bölgesinde idi. Buraya yapılacak taarruzda en büyük problem su sıkıntısıydı. Atlı kolordunun binlerce askerine ve özellikle atlarına yetecek suyu bulmak imkansızdı. Bu yüzden İngilizlerin Bi'rüssebi'ye taarruz etme ihtimalleri çok zayıftı. İki Alman general uzun tartışmalardan sonra bu sahte belgelere inanarak Gazze cephesine takviye yapıp, doğudaki stratejik öneme sahip Bi'rüssebi savunma cephesini zayıflattılar.
Bİ'RÜSSEBİ BOZGUNU NEDİR?
İngilizlerin bu basit savaş hilesine kanan Alman Generaller, Gazze'den taarruz beklerken, aniden Bi'rüssebi cephesi hücuma uğradı. Yeni Zelanda Atlı Çöl Kolordusuna bağlı birlikler, 31 Ekim 1917 tarihinde saldırdığı bu çok önemli savunma hatlarını bir günde yarıp Bi'rüssebi'yi ele geçirdi. 3. Kolordu kumandanı Miralay İsmet (İnönü) savunmada yaptığı büyük hatalar yüzünden, karargahını kuşatan İngiliz askerlerinden kaçarak canını zor kurtardı.
General Allenby bu taarruzu nasıl başarabilmişti acaba? Yahudi gençler tarafından kurulan NİLİ Örgütü lideri Aaron Aronson, çekirge istilasıyla mücadele bahanesiyle bütün Filistin'i dolaşıp kara ve demir yolları, su kaynakları ve coğrafi şartları rapor haline getirdi. Hatta bu bilgileri harita üzerinde işaretleyerek General Allenby'nin masasına koydu. Böylece İngiliz ordusu atlarını sulayacak kaynaklara ulaşıp çölden geçerek hiç beklenmeyen bir zamanda Bi'rüssebi'ye saldırdılar. Filistin'in ve Kudüs'ün en önemli savunma hattını yararak ilerlemeye başladılar.
Stratejik bir bölge olan Bi'rüssebi'nin bir dizi hata yüzünden işgal edilmesinden iki sonra 2 Kasım 1917'de Londra'da bir bildiri yayınlandı. Daha henüz Gazze taarruzu bile yapılmadan ve Kudüs işgal edilmeden bir ay önce İngiliz Dışişleri Bakanı tarafından böyle bir bildirinin yayınlanması çok ilginçti. Çünkü ellerindeki istihbarata dayanarak, bu savunma hattının aşılmasıyla kısa zamanda Kudüs'ün ele geçeceğine inanmışlardı. İngiltere bu başarıyı sağlayan NİLİ örgütüne bir teşekkür olarak Balfour Bildirisini hazırladı.
JAMES BALFOUR'DAN BARON ROTSHCHİLD'E
Tarihe Balfour Deklarasyonu olarak geçen bu utanç belgesi, hem Filistin topraklarının gasbı hem de orada yüzyıllarca yaşayan halkın egemenlik hakkının ihlalidir. İngiltere'nin daha işgal bile etmeden başkasının ülkesini bir başka halka peşkeş çekmesi, Ortadoğu'da dökülen kan ve gözyaşının asıl sebebidir.
Bildirinin muhatabı Siyonist örgütün liderlerinden Lord Walter Rothschild olmasına rağmen, bu siyasi başarının asıl mimarı Rus asıllı bir Yahudi olan Chaim Weismann idi. İsrail'in ilk cumhurbaşkanı olan Weismann, İngiltere hükümeti nezdindeki yüksek itibarı sayesinde Balfour Bildirisi'nin hazırlanmasında çok etkili olmuştu.

BALFOUR BİLDİRİSİ'NİN METNİ
Lloyd George başbakanlığındaki İngiliz Savaş Kabinesinde Dışişleri Bakanı olan Lord Arthur James Balfour, Siyonistlerin Filistin’de kendilerine yaptığı yardımlara karşılık ısrarla istedikleri bağımsız devlet sözünün yazılı olarak da belgelenmesini sağlamıştı.
James Balfour, General Allenby’nin, asıl hedefi Kudüs olan Üçüncü Gazze Taarruzu’nu başlatmasından beş gün önce ve Bi’rüssebi’yi ele geçirmesinden sadece iki gün sonra, 2 Kasım 1917’de şu tarihî mektubu İngiltere’deki Yahudiler’in lideri Lord Rothschild’e göndermişti:
Sayın Lord Rothschild,
“...Yahudi Siyonist emellerine bir sempati deklarasyonu olan aşağıdaki bildirinin, kabine tarafından onaylandığını Krallık Hükümeti adına bildirmekten büyük mutluluk duymaktayım:
Krallık Hükümeti, Filistin’de Musevi halkı için bir millî yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Filistin’de Musevi olmayan toplulukların sivil ve dinî haklarına, ya da başka ülkelerde yaşayan Museviler’in hak ve politik statülerine zarar verecek hiçbir şey yapılmayacağı kabul edilmektedir.
Bu deklarasyonu Siyonist Federasyon’un dikkatine sunmanızı rica ederim.
Saygılarımla, Arthur James Balfour”
İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener'in danışmanı olan Mark Sykes, bildirinin hazırlanmasında siyonistler ile politikacılar arasında kilit rol oynadı. Uluslarası güçlerin bu deklarasyonu desteklemelerini sağladı. Bilindiği gibi Mark Sykes 1916 yılında Fransız meslektaşı Georges Picot ile gizli bir anlaşma metni hazırlayarak, Osmanlı Devletini masa başında aralarında bölüşmüşlerdi. Tarihe Sykes Picot Anlaşması olarak geçen bu belgede, harita üzerinde Osmanlı toprakları renkli bölgelere ayrılarak paylaştırılıyordu.
İngiltere 1917’de verdiği söze uyarak 1922-1948 arasındaki Manda Yönetiminde Siyonistlere gereken kolaylığı sağlamış ve onlara anahtar teslimi bir devlet bırakmıştı. Ama siyonistler köken olarak terörist oldukları için, hiçbir zaman devlet olmayı başaramadılar.