Herkesin baktığı sayı, eh işte idare ediyor. Kimsenin bakmadığı sayı ise rekor kırıyor.
Bu köşede bundan sonra büyük akışlardan çok, tek tek sayıların peşine düşeceğim. Çünkü ekonomide asıl bilgi manşette değil, manşetin altındaki rakamda durur.
İlk örnekle başlayalım.
Her haber bülteninde bir sayı duyarsınız: Ham petrolün varil fiyatı. Bugün 114 dolar civarında. Yüksek, ama felaket değil. Sekiz aydır Hürmüz Boğazı fiilen kapalı olduğu hâlde varil fiyatı bu süre boyunca nadiren 100 doları aştı.
Bu sayıya bakan biri, “idare ediyoruz” diye düşünür.
Şimdi hiçbir bültende duymadığınız ikinci sayıyı vereyim.
Motorinin ham petrole göre primi — piyasa dilinde makas — bu yıl ilk kez 100 doların üstüne çıktı ve 102 dolara dayandı. Tarihinin en yüksek seviyesi. Normal bandı 20 ile 40 dolar arasıdır. 2022 enerji krizinde bile 90 dolar civarında tepe yapmıştı.
Yani herkesin baktığı sayı idare ediyor. Kimsenin bakmadığı sayı tarihî rekor kırıyor.
MAKAS NEDİR
Basitleştirelim.
Ham petrol, yakıt değildir. Depoya ham petrol koyamazsınız. Ham petrol bir hammaddedir; motorin, benzin, jet yakıtı ve fuel oil ondan rafineride çıkarılır.
Rafineriyi bir mutfak gibi düşünün. Ham petrol un, motorin ekmek. Makas da unun fiyatıyla ekmeğin fiyatı arasındaki fark.
Un ucuzken ekmek rekor kırıyorsa sorun tarlada değildir. Fırındadır.
FIRIN YANDI
Olan tam olarak budur.
Ortadoğu’da rafinerilerin işlediği petrol miktarı, şubat ayındaki günlük 9,9 milyon varilden 7,3 milyon varile düştü. Mart ayından bu yana bölge yaklaşık günde 4 milyon varillik ürün arzını kaybetti. Suudi Arabistan’da bir rafineri temmuzdan beri tamamen kapalı. Bahreyn’in rafinerisi savaş öncesi 420 bin varil işlerken bugün 100-120 bin varilde.
Üstüne iki şey daha bindi. Ukrayna saldırıları sonrası Rusya’nın günlük 1 milyon varile yakın motorin ihracatı neredeyse sıfırlandı. Çin, iç piyasasını korumak için akaryakıt ihracatını durdurdu.
Toplamda Ortadoğu ve Rusya kaynaklı motorin ihracatı günde 3,3 milyon varilden 1,6 milyon varile indi. Yarı yarıya.
Şimdi asıl can alıcı veriye gelin: Hürmüz’den geçen ham petrolün savaş öncesi seviyenin dörtte üçüne yaklaştığı bildiriliyor. Yani ham petrol toparlanıyor. Motorin toparlanmıyor.
Çünkü varili taşımak başka şey, onu işleyecek tesisin ayakta olması başka şey.
Bunun pompadaki karşılığı her yerde aynı. ABD’de motorinin galonu yılbaşında 3,48 dolardı, bugün 6,18 dolar. Birleşik Arap Emirlikleri’nde litre fiyatı 2,55 dirhemden 4,80 dirheme çıktı. Yani bu bir Türkiye hikâyesi değil; dünya fiyatı hikâyesi.
İki şey durumu ağırlaştırıyor. Stoklar eriyor: ABD’de orta damıtık ürün stokları beş yıllık mevsim ortalamasının yaklaşık yüzde 12 altında. Ve motorin talebi esnek değildir. Benzinde pahalıysa daha az gezersiniz; motorinde yükü taşımaktan vazgeçemezsiniz. Fiyat artar, tüketim pek azalmaz. Faturayı kimse kıramaz, herkes devreder.
KİMSE YAPMADI, HERKES YAPTI
Burada durup bu köşenin usulünü hatırlatmam gerekiyor: Fail aramıyoruz, mekanizma arıyoruz.
Çünkü bu krizde fail yok.
2009'dan bu yana Avrupa’da yaklaşık yüz rafineriden otuz kadarı kapandı. Avustralya’da sekiz rafineriden altısı bu yüzyılda kapandı. Her biri tek tek bakıldığında akla yatkın kararlardı: marjlar düşüktü, tesisler yaşlıydı, çevre maliyetleri artıyordu, ucuz ithal ürün vardı.
Hiçbir yönetim kurulu “ülkemi savunmasız bırakayım” demedi. Herkes kendi hesabında doğru olanı yaptı.
Ama o kararların toplamı, sistemin yedek kapasitesini sildi. Bugün dünyanın rafinerileri tam kapasiteye yakın çalışıyor ve bakımlarını erteliyor. Yedek yoksa, tek bir arıza fiyata yansır.
Kırılganlık bir gecede oluşmadı. On beş yılda, parça parça, her parçası makul görünerek inşa edildi.
Ekonomik güvenlikte en sık yapılan hata budur: tehdidi bir aktörün eyleminde ararız. Oysa çoğu zaman karşımızda bir niyet değil, bir birikim vardır.
EKONOMİK İSTİHBARATTA ZİL NEREDE ASILIYDI?
İkinci mesele daha rahatsız edici. Ve bu durum, ekonomik istihbaratın ne kadar ince ve keskin bir bıçak olduğunu bize gösteriyor.
Bu sayı gizli değildi. Makas her işlem günü hesaplanıyor, her ekranda görünüyor, veri sağlayıcıların bültenlerinde yayımlanıyordu. Ortadoğu rafinerilerinin ne kadar çalıştığı da, Rus ihracatının düştüğü de aylardır açık kaynakta.
Yani bilgi vardı. Görülmedi değil. Görülene bir sonuç bağlanmamıştı.
Şu ayrımın altını çizeyim, çünkü bu işin özü: Bir gösterge değiştiğinde hangi değerlendirmenin kimin sorumluluğunda başlayacağı önceden yazılmamışsa, o gösterge bir erken uyarı aracı değildir. Sadece bir izleme aracıdır.
Makas 40'ı geçtiğinde kimin masasında ne başlayacaktı? 60'ı geçtiğinde? 100'ü?
Askerî istihbaratta alarm geç çalar. Ekonomide çoğu zaman hiç çalmaz; çünkü o ses için zil takılmamıştır.
Şunu da eklemek gerekiyor: Bu makası aylar önce okuyanlar vardı. Stok yapanlar, kontratını sabitleyenler, navlununu önceden bağlayanlar. Onlar için bu bir sürpriz değildi, bir pozisyondu.
Bilgi farkı burada bir kaza değildir. Aynı veriye bakan iki taraftan biri, sonuç çıkarır, öteki çıkarmaz. Aradaki fark, doğrudan paraya dönüşür. Ekonomide asimetri çoğu zaman bir arıza değil, bir üründür. Kimileri onu üretir, kimileri korur, kimileri ondan beslenir.
Kapalı bilgi değildi bu. Okunmamış bilgiydi. İkisi aynı şey değil.
TÜRKİYE TAM OLARAK NEREDE DURUYOR
Şimdi bunun bizdeki karşılığına gelelim ve iki yapısal gerçeği yan yana koyalım.
Birincisi: Türkiye’de yükün yaklaşık yüzde 90’ı karayoluyla taşınıyor. Dünya ortalaması yüzde 70 civarında. Yani motorin bizde sadece bir yakıt değil, neredeyse bütün fiziki ekonominin ortak girdisi. Tarlada traktör, sulamada pompa, hasatta biçerdöver, limandan markete giden her kasa aynı sıvıya bağlı.
Motorin zammı bir ulaşım kalemi değildir. Gecikmeli bir gıda zammıdır.
İkincisi ve daha az konuşulanı: Ağustos ayında Türkiye’nin ham petrol ithalatı yıllık yüzde 1,1 azalırken, motorin ithalatı yüzde 9 arttı.
Bu cümleyi iki kez okuyun. Hammaddeyi daha az, işlenmiş ürünü daha çok aldık. Hem de işlenmiş ürün piyasasının tarihinin en pahalı olduğu dönemde.
Sebebi basit: Yurt içi rafineri üretimi motorin talebini karşılamıyor, aradaki fark hazır ürün olarak ithal ediliyor.
Sonuç şu: Türkiye’nin kırılganlığı varil tarafında değil, ürün tarafında. Ve bu krizde kırılan taraf tam olarak ürün tarafı. Brent’e bakarak kendimizi ölçersek, maruz kaldığımız riski olduğundan küçük görürüz.
MALİYET KAYBOLMAZ, ADRES DEĞİŞTİRİR
Bir not daha, çünkü bu da bir mekanizma.
Bu şokun faturası bir yerde karşılanmak zorundadır. Ya pompada tüketici öder ya vergi indirimi yoluyla bütçe üstlenir. Üçüncü bir yer yoktur.
Türkiye’de pompa fiyatını yumuşatan eşel mobil uygulaması 1 Ekim’de sona erdi ve vergi kademeli olarak eski seviyesine çekilmeye başlandı. Bu, maliyetin bütçeden pompaya doğru yer değiştirmesi demek.
Buradaki tek analitik tespit şudur: Ödenmeyen bir maliyet yoktur, yalnızca ertelenmiş ya da adresi değişmiş bir maliyet vardır. Bu, her ülke ve her dönem için geçerli bir muhasebe gerçeğidir.
BU BİR DALGALANMA DEĞİL
Son olarak, en önemli kısım.
Sıçramalar geçer, kapasite kayıpları geçmez. Bölgedeki rafinerilerin savaş öncesi üretim seviyesine 2027'nin ikinci çeyreğinden önce dönmesi beklenmiyor. Yeni rafineri üç-dört yıllık iştir.
Kıtlık kuralı da yeniden yazıyor: Amerika, yaptırım uyguladığı Rus motorinini ithal edebilmek için yaptırımları askıya aldı. Kasım başında ilk kargo New York’a geliyor. Küresel açığın yaklaşık yüzde yedisi.
Yani bu, atlatılacak bir fiyat dalgası değil. Önümüzdeki bir buçuk yılın zemini.
Böyle bir zeminde doğru soru “motorin ne kadar oldu” değildir.
Doğru soru şudur: şu anda hangi sayıya bakmıyoruz?
Çünkü bugün rekor kıran bu makas da sekiz ay boyunca ekranlardaydı. Kimse ona bakmıyordu diye var olmaktan vazgeçmedi.