Başlığı atmak kolay, içini doldurmak lazım. Başörtüsü yasağını kaldırmak ve örtülü bakan ve rektör tayin etmek gibi yüzeysel atılımların -etkisi oluyorsa da- ana doğrultuyu değiştirmediğine ilişkin bir şeyler söylemek lazım. Yapay zeka Ali Rıza Demircan’ın ruh dünyasını; öfkesini ve hüznünü yansıtamadığı için iş başa düşüyor. Ne yazalım, nasıl yazalım diye düşünürken çok şükür 17/02/2021 tarihli eskimez bir yazım önüme düştü. Anlayana sivrisinek saz, diyerek aktaralım.
***
Cumhuriyet dönemi eğitim sisteminin en başarısız yönlerinden biri; sorgulayıcı, yürekli insan tipini yetiştirememesidir. Yakinen tanıdığım için Diyanet ve İlahiyat camiasını bu yönden yetersiz bulurdum ama üç aşağı beş yukarı bütün kurumlarımız ve üniversite mezunlarımız da böyledir.
Neredeyse “Kurucu iradenin temellerini attığı laik düzen bize yeter” diyecek konuma gelen yarı ölü camiamız içinde yürekli bir ses çıktı.
Ayasofya baş imam hatibi Prof. Dr. Mehmet Boynukalın aynen benimsediğimiz ifadelerinde şöyle dedi:
“… Anayasa’da var olan vesayetin en büyüğü, bazı kanunların değiştirilmesinin teklif dahi edilememesidir. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletinse milletin anayasasını istediği zaman değiştirme hakkına sahip olması gerekir. Milletin böyle bir hakkı yoksa o zaman hakimiyet milletin değil.”
“1921 ve 24 anayasalarında devletin dini İslam’dı ve laiklik yoktu. Cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün.”
Kardeşimizi Tebrik Ederim
Lamı cimi yok, kardeşimizi tebrik ederim. Tebrik ederim de söyleyeceklerim var.
Aziz Kardeşim Mehmet Boynukalın,
Muhalif medya, modern yobazlar ve bizim mahallenin yüreksizleri üzerine gelirlerse, “Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Dekanı” Mehmet Karali gibi seni de istifa ettirirler. Sakın ha, istifa etme. Diyanet’e de güvenme. Seni bir kalemde silerler.
Ayasofya baş imamı olan senin konumundaki bir kişiden gelecek sistem eleştiresi Hubel’e, Lat’a, Menat’a balta göstermektir. Bırak, görevden alacaklarsa, alma zilletini karar alabilecekler ve siyasi kadrolar üstlensin.
A kardeşim! Önce tebrik ettiğim için, şimdi de eleştiri hakkımı kullanayım. Diyelim ki fabrika ayarlarına döndük ve Anayasa’ya İslâm maddesini yazdık. Birileri, senin bu talebinin gerçekleşmesiyle pek çok şeyin hal yoluna gireceği hayallerine kapılabilirler. Oysa ki olabilecek hiçbir şey yoktur. Soralım:
a) Anayasa’ya İslâm maddesi yazılmakla çoğu Avrupalı gavurlardan mülhem ve tercüme yasalar, İslam’a uygun hale getirilmiş olur mu?
b) Milli Eğitim sistemi ve üniversite düzeni, materyalist temellerinden koparılır, yaratılan ve indirilen ayetlerin birlikte tedris ve talim edileceği vahyî, aklî, ilmî ve ahlakî temellere mi oturtulur?
c) Ülkemizin kanını emen borca ve faize dayalı ekonomik düzen değiştirilir, adil ve merhametli bir yapıya mı kavuşturulur.
d) Yazılı, görsel ve sosyal medyamız hakka çağırıcı ve batıllardan sakındırıcı erdemler ortamına mı dönüşür.
e) Değişik ekollere bağlı Tağutlar, insanlaşır da değerlerimize düşman olmaktan mı çıkar?
f) Diyanet, ilahiyatlar, cemaatler ve tarikatlar korkuları ve hurafelerinden arınır, Kuran ve Sünnet’ten hareketle gerçek İslâm’la tanışır, kültürel bir devrim mi başlatır?
Soruları çoğaltabiliriz. Ama hiç birisine müsbet cevap alamayız.
İslâm Söz Konusu Olunca Laiklik Dinsizlik midir?
50 yıldır sistemle mücadele halindeyim. İslâm’ın bir bütün halinde uygulanması gereğine ve insanlığı mutlu edeceğine inanan insanım.
Egemen dünya düzeninden gafil, kamplaşan cahil Müslümanları gördükçe gelecekten ümidimi keser gibi oluyorum. Hiç şüphemiz olmasın, İslam söz konusu olduğunda laiklik tam bir din karşıtlığıdır. İnsanı, insan üzerinde ilahlaştırdığı ve İslam’la çelişip insan doğasıyla çatıştığı için de insanlığın felaketidir.
Demokratik bir hamleyle “Anayasa’ya devletin dini İslam’dır” elbette yazılabilir, ama değinildiği üzere bir faydası da olmaz. 1921 ve 1924 anayasalarında yazılıydı da ne oldu?
Demem odur ki İslam’ın omurgasını oluşturan Kur’ân’ın 23 senelik nüzul süreci iyi değerlendirilmeli, sloganların ardına düşülmemelidir.
Biz, İslam’ı bütünlüğü içerisinde anlayıp insanlığın demokratik tercihlerine sunacak ilim ve düşünce insanlarımızı yetiştirecek özgün ve özgür şartlara muhtacız. Hudeybiye antlaşması sonrasının hür ortamı gibi koşullara ihtiyaçlıyız.
Geldiğim Nokta ve Nisa 77
Yarım asırlık mücadele insanı olarak geldiğim nokta, Kâfirun sûresinin “ Sizin laik inançlarınız ve yaşantınız sizin olsun, benim dinim bana yeter.” anlamındaki son âyetini haykırmak ve gücüm ölçüsünde İslam’ı yaşamak ve Nisa sûresinin 77. âyetini hatırlatarak yaşanması gereğini duyurmak olmuştur.
Biz maddi anlamda işkence görmedik, ailelerimizi ve mallarımızı terk etmedik ve henüz Kurân ile terbiye edilip bilgili ve bilinçli adalet ve merhamet insanı haline dönüşemedik. Bu sebeple bizden; siyasiler ve ilahiyatçılardan adalet, barış ve erdem devrimcileri çıkmaz.
***
Ha ne diyorduk, “Azerbaycan’dan Pek Bir Farkımız Yok, BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINI KALDIRDIK DA NE OLDU?”
Bizde bir asırdır İslam karşıtlığı çok çetindi. Hâlâ daha devam ediyor. Bu sebeple başörtüsü yasağını kaldırabilmemiz de bir başarı olmuştur. Hafife almayalım. Ama eğitim dahil hayatın hiçbir alanında gerçek İslam’a açılamadığımız da bir gerçektir. Yani Azerbaycan’dan pek bir farkımız yok.