Mahalleye son bir kez dönüyoruz.
İlk hafta sokak lambasından söz ettik: Işık yanıyordu, kimseyi caydırmıyordu.
Geçen hafta kuralların asılı olduğu odaya girdik: Kurallar duruyordu, karar verecek sandalye boştu.
Bu hafta mahallenin en pahalı ortak yatırımına bakacağız.
Mahalle bir itfaiye kurmuş.
Her hane, gücüne göre pay koymuş; zengin hane çok, dar gelirli hane az. Araç gerçek, hortum çalışıyor, ekip eğitimli. Yangın çıktığında arayacağınız bir numara var ve bu, hiç küçümsenecek bir şey değil. Yanan evi olan bilir.
Bir ayrıntı var. Garajın anahtarı, en çok pay koyan hanede.
Mahalle şöyle karar vermiş: Önemli kararlar için hanelerin yüzde 85'inin onayı gerekir. Kulağa çok sağlam geliyor.
Ama tersinden okuyun: Yüzde 15'i olan herkes, tek başına her şeyi durdurabilir.
Mahallede bu eşiği tek başına aşan tek bir hane var.
İKİ KARDEŞ
Bu iki kurumun adı Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası.
İkisi de 1944'te, savaş henüz bitmemişken, aynı otelde aynı konferansta kuruldu. İkiz kardeş gibi düşünün.
İşleri farklı.
Para Fonu itfaiyedir: Bir ülkenin dövizi tükendiğinde, borcunu çeviremediğinde, parası çöktüğünde devreye girer.
Acil, kısa vadeli, şartlı.
Dünya Bankası ise inşaat kredisi verir: Yol, baraj, okul, şebeke, enerji hattı. Uzun vadeli, kalkınma amaçlı.
"Dövizin tükenmesi" soyut bir ifade değil.
Şu demek: İlaç ithal edilemez, yakıt gelmez, buğday yüklü gemi, limanda bekler çünkü ödeme yapılamaz. Rafta mal kalmaz, fiyat gecelik ikiye katlanır. Yangın benzetmesini bu yüzden kullanıyorum; bu hâlin ağırlığı gerçekten bir yangın kadardır.
Biri yangını söndürür, öteki binayı yapar. İkisinin de ortak bir özelliği var: Oy hakkı, konulan paraya bağlı. Diğer kurumlarda "bir ülke bir oy" ilkesi tartışılır; burada tartışılmaz bile. Burası bir ortaklık. Hissen kadar sözün var.
YÜZDE 85 Kuralı
Rakamlara bakalım, çünkü bu yazının omurgası orada.
Para Fonu'nun 191 üyesi var.
Önemli kararlar, toplam oyun %85'ini gerektiriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin oy ağırlığı %16,52.
Dünya Bankası'nın 189 üyesi var.
Kurucu sözleşmede değişiklik yapmak yine %85 istiyor. ABD'nin oy ağırlığı %15,98.
Yani her iki kurumda da aynı tablo: Eşiği tek başına bloke edebilen tek bir üye var. Diğer herkes, bir şeyi durdurmak için kalabalık toplamak zorunda.
Burada ahlaki bir iddia kurmuyorum. Elinde durdurma düğmesi olan bir devlet, onu kendi isteğiyle bırakmıyorsa bu olağan devlet davranışıdır. Anormal olan, bırakmasını beklemek. Hakkını da vermek gerekir: Bu ağırlık, keyfi değil. 1944'te en çok parayı o koydu, dünya ticaretinin ödeme birimi, onun parası oldu ve kriz anında son kaynak hâlâ büyük ölçüde o. Sorun, ağırlığın varlığı değil; dünyanın ağırlık merkezi kaydığı hâlde tablonun kaymamış olması.
Dizinin üç durağını yan yana koyun:
Birleşmiş Milletler'de beş ülkenin vetosu var. Dünya Ticaret Örgütü'nde 166 ülkenin, yani herkesin. Para Fonu'nda bir ülkenin.
Üç ayrı mimari, üç ayrı sayı, aynı sonuç. Ve dikkat edin: Sayı değişiyor, durdurma düğmesini tutan eller büyük ölçüde aynı kalıyor.
YAZILI OLMAYAN KURAL
Bir de hiçbir metinde geçmeyen bir kural var.
1944'ten bu yana Para Fonu'nun başına Avrupalı, Dünya Bankası'nın başına Amerikalı geçiyor. Bu bir anlaşma maddesi değil. Bir teamül. Yazılı olmadığı için de değiştirilmesi gerekmiyor; sadece sürdürülüyor.
Seksen yılı aşkın sürede bir kez bozulmadı.
Kurumların en sağlam kuralları, bazen hiç yazılmamış olanlardır.
PARA ARTTI, OY DEĞİŞMEDİ
Şimdi bu yazının en öğretici kısmına geliyoruz. Çünkü reform denemesinin hikâyesi, kurumun kendisinden daha çok şey anlatıyor.
Aralık 2023'te Para Fonu üyeleri bir karar aldı: Kurumun kaynakları, %50 artırılacak. Rakam ciddi — 238,6 milyar Özel Çekme Hakkı, yaklaşık 320 milyar dolar. Toplam kaynak 715,7 milyar Çekme Hakkı'na çıkacak.
Peki oy dağılımı ne oldu?
Değişmedi. Artış, mevcut paylarla aynı oranda dağıtıldı. Yani herkesin koyduğu para büyüdü, kimsenin sözü büyümedi.
Daha ilginci: O para, hâlâ gelmedi.
Kararın yürürlüğe girmesi için üyelerin tek tek onay vermesi gerekiyor. İlk tarih 15 Kasım 2024'tü. Geçti. Süre uzatıldı. 8 Mayıs 2026'da bir kez daha uzatıldı; yeni tarih 15 Kasım 2026. Yani neredeyse üç yıl önce alınmış bir karar, hâlâ kâğıt üzerinde.
Oy dağılımını gerçekten değiştirecek olan kısım — kotaların yeniden hesaplanması — 17. Gözden Geçirme'ye bırakılmıştı. O gözden geçirme sonuçsuz kapandı ve 2028'e ötelendi.
Özetleyelim: Paranın artması karara bağlandı, karar yürürlüğe girmedi. Gücün yeniden dağılması ise hiç karara bağlanmadı, ileri bir tarihe atıldı.
Geçen hafta ne demiştik?
Kurumlar kapatılmıyor, boşaltılıyor. Burada bir adım daha var: reform da iptal edilmiyor, erteleniyor. Erteleme, reddetmenin kibar hâlidir.
VE BU HAFTA BANGKOK'TA TOPLANIYORLAR
12–18 Ekim'de bu iki kurumun yıllık toplantıları Bangkok'ta yapılıyor.
Tayland 1991'den bu yana ilk kez ev sahibi. Salonlar dolu olacak, oturumlar yapılacak, açılış konuşmaları iddialı olacak.
Toplantı, kaçıncı kez uzatılmış onay tarihinden tam bir ay önce başlıyor.
DÖRT SORU
Hangi soruna karşı kuruldular, o sorun hâlâ var mı? İki savaş arası dönemde ülkeler, krize tek başına yakalandı; kur çöktü, borç çevrilemedi, herkes komşusunu batırarak kurtulmaya çalıştı. Bugün finansal bulaşma, 1944'tekinden çok daha hızlı. Sorun büyüdü.
Kim ödüyor, kim karar veriyor?
Ödeyen herkes, karar veren hissedarlar. Bu, kurumun kusuru değil tasarımı. Kusur, tasarımın seksen yıl boyunca dünyanın değişmesine rağmen neredeyse hiç güncellenmemesi.
Neyi emredebiliyor?
Çok şeyi. Diziye konu olan üç kurumdan en gerçek yaptırım gücü, bunlarda.
Para Fonu kredi verirken şart koyar: Bütçe, kur, sübvansiyon, kamu istihdamı.
Şart koymak şu demek: Kredi şu kadar, ama şu kalemdeki harcamayı şu kadar kısacaksın, şu fiyatı serbest bırakacaksın, şu kurumu şöyle kuracaksın. Bu, bir ülkenin bütçesinin bir bölümünün dışarıda şekillenmesidir. Lambanın caydırıcılığı yok, boş sandalyenin hükmü yok ama itfaiyenin hortumu var ve suyu kime, hangi şartla vereceğini kendisi söylüyor.
Yarın kapansalar ne kırılır?
Çok şey. Kriz anında başvurulacak bir merci kalmaz; kalkınma kredisi, piyasa faiziyle bulunur ya da hiç bulunmaz. En çok zararı, en kırılgan ülkeler görür. Bu kurumların en güçlü savunması, eleştirilerinin değil ihtiyacın tarafında.
TÜRKİYE'NİN YERİ
Türkiye, üyeliğinden bu yana Para Fonu ile 19 kez anlaşma yaptı. On yılı aşkın süredir yeni bir program yok. Bu, hakkıyla kazanılmış bir mesafedir; itfaiyeyi aramak zorunda kalmamak iyi bir şeydir.
Ama iki şeyi birbirine karıştırmamak gerekiyor. İtfaiyeye gitmemek, itfaiyenin iyi çalıştığının kanıtı değildir. Sadece o evde yangın çıkmadığının kanıtıdır.
Söz hakkına gelince: Türkiye'nin Para Fonu'ndaki kotası yüzde 1'in biraz altında, Dünya Bankası'nda oy ağırlığı yüzde 1,08. İlişki ise sürüyor. Aralık 2025'te Dünya Bankası, Türkiye'de finansmana erişim için 750 milyon euroluk bir garanti verdi. 1,5 milyar euroya kadar ticari kaynağı harekete geçirmek üzere.
Yani Türkiye bu masadan fayda görüyor, masanın kuruluna neredeyse hiç etki edemiyor. Bu, suçlanacak bir durum değil; ölçülmesi gereken bir konum.
İtfaiye gerçek. Araç çalışıyor, ekip eğitimli, su var.
Ama yangının nerede olduğuna, ne zaman yangın sayılacağına ve hortumun hangi şartla açılacağına itfaiye, karar vermiyor. Garajın anahtarını tutan hane karar veriyor.
Üç hafta boyunca aynı deseni gördük. Bir kurumun kaç üyesi olduğu değil, kaç üyesinin "hayır"ının yettiği önemli. Beş, 166, bir. Sayı değişti, cevap değişmedi.
Ve dizinin açılış sorusu artık netleşiyor. Bu yapılar gereksiz değil. Asıl mesele şu: Gerekli oldukları için onları elinde tutanlar, değişmelerine izin vermiyor.
Gelecek durakta adını hiç duymadığınız kurullara bakacağız. Oyları yok, bütçeleri küçük, binaları mütevazı. Ama bir ülkenin bankacılık sistemine en doğrudan dokunan, Türkiye'ye de dokunmuş olan kurumlar onlar.
Bazen en çok bağlayan masa, en sessiz olanıdır.