Sosyal medya bizi dinlemekten, konuşmaktan ve okumaktan uzaklaştırdı.
Sözlü iletişimden görsel iletişime doğru geçtikçe insanların "hakikat" ile olan bağları koptu.
İnsanlar maalesef görselliğe çok önem veriyor ve hemen aldanıyor.
Hiç düşündünüz mü, ummadığınız birileri tarafından kaç defa kandırıldınız, kaç defa dolandırıldınız, kaç defa hakkınız yenildi, kaç defa duygularınızla alay edildi, kaç defa ekmeğinizle oynandı? Benden ağdalı cümleler veya afili sloganlar beklemeyin. Ben yüksek müsaadenizle sizi "size" anlatacağım.

Zahmet etmeden rahmet bekliyorsunuz. Hareketin olmadığı yerde bereketin de olmayacağını hiç mi düşünmüyorsunuz?

Tarihinizden bihaber yaşıyorsunuz. Asırlardır kardeşçe yaşadığımızı unutup kendi aranızda 40 parçaya bölünüyorsunuz, sonra da "bizim aramızda niye birlik beraberlik olmuyor ki?" diyorsunuz. Düşmana gerek kalmayacak şekilde birbirinizi tüketiyorsunuz, aşk olsun!

Maddiyatta yükseldikçe maneviyatta alçalıyorsunuz. Malınızla ve mülkünüzle övünüyorsunuz, rakamlarla avunuyorsunuz. Kullandığınız bilgisayarların, telefonların, arabaların ve teknolojik ürünlerin nerede üretildiğini hiç düşünmüyorsunuz, aşk olsun!

Kolay yoldan para kazanmaya bayılıyorsunuz. Sürekli dolandırılıyorsunuz, yine de akıllanmıyorsunuz. Kendine hayrı olmayan tiplere bel bağlıyorsunuz. "Bana güvenmeyin, hepinizi satarım" diyen bir adamın "güvenilmez" olduğunu öğrenince de çok şaşırıyorsunuz, aşk olsun!

Hakkı ve hakikati yücelteceğiniz yerde yalanı ve iftirayı baştacı ediyorsunuz. Efendiliği acziyet, pervasızlığı marifet zannediyorsunuz. Ne zaman ki, uzaktan hoş gelen davulun sesi kulağınızın dibinde patlayınca hemen mağduriyetten dem vuruyorsunuz, aşk olsun!

İlim, irfan, mukaddesat gibi konularla pek ilgilenmiyorsunuz. Sanatı küçümsüyorsunuz, taklitle övünüyorsunuz. Dilinize ve dininize sahip çıkmıyorsunuz. Bütün işlek caddelerde yabancı kökenli isimlerle açılan alışveriş, eğlence ve güzellik merkezlerini görünce de "vatan elden gidiyor" diye hamaset yapıyorsunuz, aşk olsun!

Yurtdışında daha önce çekilen öpücüklü dizilerin bire bir taklit edilerek Türkiye'de çekildiğini bildiğiniz halde o televizyon dizilerini hiç sıkılmadan izliyorsunuz. Sayenizde reyting rekorları kırarak "taklit" edilmiş dizilerin Ortadoğu ülkelerine ihraç edilmesinden de memnun oluyorsunuz, aşk olsun!

"İnfluencer" dediğiniz fenomenler bile resmen aklınızla alay ediyor. Ancak siz onları ağzı açık ayran delisi gibi takip ediyorsunuz. Fenomenlerin milyon takipçisi olan hesapları mahkeme kararıyla kapatılsa bile onlara özenmekten vazgeçmiyorsunuz, aşk olsun!

Cehaleti çok seviyorsunuz. Deprem gibi olası bir felaketi günlerce sosyal medyada, kahvelerde, televizyonlarda tartışıyorsunuz ama felaket başınıza gelmeden önce hiçbir önlem almıyorsunuz. Çünkü uzman görüşüne değil, akraba görüşüne daha çok değer veriyorsunuz, aşk olsun!

Sosyal medyanın zihninizden mahremiyet bilincini söke söke aldığını ve sizi adeta sahte bir mutluluğun içine hapsettiğini bir türlü anlamıyorsunuz. Allah size hakiki zekâ nasip ettiği halde zekânıza da hükmetmeye çalışan yapay zekâ ile her işinizi halledeceğinize inanıyorsunuz, aşk olsun!

İsrail Gazze'de katliam yapmaya devam etse de siz halen boykot adı altında markasavarcılık oynuyorsunuz. "Ey İsrail" dediğiniz anda İsrail'in korkudan tir tir titrediğini zannediyorsunuz. Binlerce Fetih Suresi okuyorsunuz ama cihat yapamıyorsunuz. Beyoğlu'ndaki Nur-u Ziya Sokağı'nın bile adını değiştiremiyorsunuz, aşk olsun!

Aslında sizler de "sosyal medya" gibisiniz. Hemen etkileşime geçiyorsunuz, çabuk aldanıyorsunuz, çabuk güveniyorsunuz, çabuk inanıyorsunuz, çabuk ağlıyorsunuz, çabuk gülüyorsunuz, çabuk sinirleniyorsunuz. Elimden geldiğince dile getirdiğim bu acı gerçeklerin de ne zaman farkına varırsınız, inanın bilmiyorum. Uzun lafın kısası, bu köşe yazımı okuyana değil de, okuyup da anlayamayana aşk olsun.