Bazı insanlar vardır, geldiği yeri unutur, kibre kapılır. Ayetleri ve hadisleri ciddiye almaz. En yakınındaki dostlarının bile uyarılarına kulak asmaz. Ne zaman ki, kendisinin de bildiği halde gizlediği hatalarını hiç sevmediği, hatta nefret ettiği biri söylediğinde aniden ciddiye alır. Yabancı kökenli bir bilim adamı olsaydım buna "kabakulak sendromu" derdim. Aklını kullanmayan, burnunun dikine giden ve yaşadıklarından hiç ders almayan kişilerin sevmediği insanların sözlerini üst düzey bir algıyla ciddiye alması bana bunu hatırlatırdı.
Son yıllarda gündeme dair birçok konuda birilerinin sürekli ünlülere yönelik "hadi konuşsana, bunu da açıklasana" diye avazı çıktığı kadar bağırması size de garip gelmiyor mu? Ehil, dürüst ve çalışkan insanların ciddiye alınmadığı bir dönemde cahil, ikiyüzlü ve şahsiyetsiz tiplerin ciddiye alınması gerçekten ibretlik bir durumdur. Biraz tuhaf olacak ama ben de naçizane nokta atışı denilebilecek tespitlerimi tavsiye edeyim de, bari başkaları söylesin. Belki birilerinin kulağına gider de, güzel bir şeye vesile oluruz.
"Şimdi nasıl desem bilemiyorum, siyasi partilerin çoğu Adnan Menderes gibi iktidara gelmek ama İsmet İnönü gibi ülkeyi yönetmek istiyor, şaka yapmıyorum"... Bunu Fatih Altaylı'nın söylemesi lazım...
"Hollywood sinemasında Pentagon'un onayı olmadan film çekilemiyor. Türkiye'de de TSK ile RTÜK ortak bir çalışma yapsın"... Böyle bir öneriyi Müjdat Gezen söylerse acayip etkili olur.
"Devletimiz ünsüz sanatçılara da destek olmalıdır. Sanatın ve sanatçının yaşaması ve ayakta kalması için gerekirse simit yeriz"... Bu sözleri Hülya Avşar söylerse fikirlerimiz de iktidara gelebilir.
"Yerli ve milli geçinen medya mensupları var ya, hı hı, acilen saha haberciliğine yönelmeli, bakın buradan söylüyorum. Asrın liderimizin önderliğinde hayata geçirilen devasa yatırımlar böyle mi anlatılır?"... Yılmaz Özdil böyle bir söz söylerse medyadaki vasatlığımız kabak gibi ortaya çıkar.
"Türkiye'nin yarınlarını kesinlikle ama kesinlikle bize emanet etmelisiniz. Çünkü biz yenile yenile yenilenmedik"... Bu cümleyi söylemek en çok da Özgür Özel'e yakışır.
"Muhafazakâr siyasetçilerin acilen arınması gerekiyor bence"... İşte bu, tam isabet... Bunu Kemal Kılıçdaroğlu söylerse müthiş olur.
"Yeryüzündeki bütün Müslümanlar bir araya gelip İslam Birliği kurmalı"... Bu sözü Netanyahu söylerse Müslümanlar İslam coğrafyasında yıllardır yapılan katliamları daha iyi anlar.
"Size bir şey diyeceğim, bilin bakalım, ne diyeceğim? Ailelerin yıkılmasına, boşanmaların artmasına gerçekten çok üzülüyoruz. Yürürlükteki kanunların bunlara çanak tutacağı belliydi. Biz her gün karanlığa sürüklenmek istemiyoruz, sadece huzur istiyoruz"... Tarkan bunu söylerse emin olun, çok ciddiye alınır.
"Yıllardır bu işi yapıyorum, kimseye eyvallahım yok, ben böyle bir adamım. Devlet şunu diyecek, sen de bunu diyeceksin, neyse o"... Kim olduğunu tahmin etmişsinizdir. Tabii ki de Hakan Ural...
"Kim kime ne diyor, ne yapıyor, ne anlatmaya çalışıyor? Herkes şucu bucu olmuş. Ne oluyoruz ya, polis molis yok mu, kim bunlar abi?"... Demet Akalın'ın böyle bir tepkisi binlerce insanın tepkisinden daha muteber olur.
"Siz var ya bu kafayla bir yere varamazsınız"... Cem Yılmaz bunu söylese ilk önce espri zannederler ama sonra işin ciddiyetini anlarlar.
"Aklın yolu birdir. Doğru söze ne denir?"... Bunu da kim söylesin, Gülben Ergen söylesin.
"Hasan sen niye bir şey söylemiyorsun peki?" dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız ama bizi kim ciddiye alır ki... Vay be, ne hallere düştük? Akl-ı selim ve nevi şahsına münhasır insanlar için değil de, konularla uzaktan yakından alakası olmayan kişiler için söylem tavsiye eder hale geldik. Çünkü yukarıdaki sözleri alanında uzman kişiler söylese maalesef dinlenmez. İçinde bulunduğumuz trajikomik durum ne yazık ki budur.