Bildiğimiz yanıldığımıza yetmediğinde... Akıl, fikir, izan... Bilimum enstrüman ahvali izaha kâr etmediğinde... Velhasıl olup-biten yolunda gitmediğinde... Baktığımız yeri değiştirmekte fayda olmalı... Dünyada yoksa izah, ayda olmalı!

Kuzular havlayıp köpekler melerse... Çobanlar el açıp ot yerine kemik dilerse... Ağaçlar sıfat değiştirip balta bilerse... Bil ki Hak nizam terk-i terk eylemiş... Dedem Korkut vaktiyle ne hoş söylemiş: "Sen sen ol ele bakma, el sözüyle yola çıkma."

Yollar uzayıp gidedursun... Bırak yolcular birbirini yorsun... Kadim hakikat değil mi? Dönüp dolaşıp sevdiğine eziyet ediyorsun! Anlayamadım yedi deste... Biraz âheste! Ne diyorsun? Rahmetli Atsız'ın "Z vitamini" eseri geliyor akla... Neyse... Bir kenarda sakla...

Sular tersine akıyor... Bulutsuz göklerde şimşek çakıyor(!) Uzaklardan bir radyonun cılız sesi... "Sabahınan erken çifte giderken... Öküzüm torbadan düştü gördün mü?" Bak şu türkülerin ettiğine... Güldüre güldüre düşündürmeden duramıyor. Artık tezeneler paslı tellere böyle gamsız vuramıyor...

Gam dedim de... Duvarı nem yiğidi gam yıkar sözü düştü önüme... Çizgi roman okunan yıllardan kalma bir de "Gamlı Baykuş" vardı. Kaptan Swing'in yoldaşı, bilge Kızılderili şefi Hibou Lugubre... Adam, yürüyen "Sen önünü kış tut yaz çıkarsa bahtına" sözü gibiydi.

Gam deyince... Lisede okuduğum edebiyat kitabının cinas misali olan şu mısraları anmadan geçmek olmaz:

"Gamzedeler!

Gam vurur, gam zedeler!

Sinemi hakkak delemez,

Delerse gamze deler!"

Malum gamze gülerken yanakta veya çenede beliren çukur manasına gelir. Gamzelerin varlığı tebessümlerin varlığıyla eş... Tebessümler öyle büsbütün hayatımızdan çıkmış değil lâkin... Mahiyeti birazcık değişmiş... Acıyla yahut asabiyet eseri tebessüm... Olunca... Gamzeler de bir miktar gamlı belki...

Mecraını terk eden her oluş, her kavram, her değer... Temelli göçüp giderse eğer... Bilemedim elde ne kalır? Ya yele kalır... Ya ele kalır...

Temel deyince... Eyüpsultanda yatan rahmetli Şeyhülmuharririn Ahmet Kabaklı'nın 'Temellerin Duruşması' isimli eseri hatırıma düştü. Bu kadar tersyüz mevzudan bunalınca, Üstad Kabaklı'nın şu satırlarıyla biraz nefes alalım:

"Yekpâre tarih, yekpâre devlet, yekpâre millet anlayışı milletimize ebediyet huzuru bağışlar."