Tasarımın, tasavvuru döve döve sakatlayıp kötürüm ettiği bir çığırdır solumakta olduğumuz. Her ikisi de aynı gibi gelse de... Kıldan ince kılıçtan keskin bir başkalık var. Tasarımda, tasavvurda olmayan bir laçkalık var! Tasarım kokadursun oldu-bittiler... Tasavvurun emzirdiği bir avuç cılız ses, haykırsa yeridir: Usandık gayrı cana yettiler!

Tasarımın toksik bir gaz bulutu gibi sardığı âfâkı... Günbatımı romantizminden esintilerle güzellemek... Altı boş kavramlarla nefaset üzere yürüdüğünü bellemek... İş midir? Bahane çadırının içi bu kadar geniş midir? Hâl ve gidiş demiş eskiler... Tasarım değirmeninde öğütüle öğütüle hâl kalmamışsa... Elde kalan nihayete gidiş midir?

Tasarımın mekanik sesiyle sağırlaşan kulaklar duyar ama işitmezmiş... Tasarım kafesinde piksel piksel dağlanmış gözler bakar ama görmezmiş... Tasarım suyunda yıkanan akıl(!) idrakin saçlarını belki tarar ama örmezmiş...

Tasarımın, 'tanrıcılık' ve 'sanrıcılık' üzere kurgulandığı milimetrik kağıttan yükselen ateşler... Yakarak dondururken... Buzdan heykelleri tasarım harikası nâmıyla alelhusus kondururken... Bükülen dudaklarda asılı kalan heceler de şaşkın imiş! Velev ki niceler de...

Tasarım labirentinde kaybolmanın; kitlesel yalnızlıkla, güdüsel aymazlıkla ve dipsizleşen bir vurdumduymazlıkla alakası varsa da... Afazikleşmekten ötürü tortulaşan bir izahı da mevcut... Elhak tasarımın taslayıcı güruhu herdem yumuştadır. Hisseli harikalar kumpanyasından devşirdiğimiz bir tutam muştadır. Rikkat ve dikkat, gökte uçan kuştadır.

Tasarım bedevileştirmekten haz alırken... Hadari telakkilerle sarmaş dolaş tasavvurun derdi haz değildir! Tasavvurun, tasarım heyulasından çektiği az değildir! Tasarımın lâf ü güzaf gürültüsüne rağmen tasavvurun sükûtu bir kabul yahut naz değildir. Tasavvur şerh düşse de yere düşmez.

Tasavvur... Turnaların kanadında... Kopuzun tellerinde... Bir Türkmen kızının kınalı ellerinde... Tasavvur... Balbal taşlarının şahitliğinde... Kadim zamanlardan beri göveren törenin aitliğinde... Ve su katılmamış yiğitlerin yiğitliğinde... Tasavvur... Yesevi'den Yunus'a... Dede Korkut'tan Pir Sultan Abdal'a... Tevarüs edip gider en yaşlı kökten en taze dala... Tasarım mı? Sırılsıklam budala!

Tasarımın kavurucu sıcağından bezdiğimiz şu demde... Tasavvurun gölgesine sığınıp, rahmetli Arif Nihat Asya'nın mısralarıyla sayıklayalım... Zira şuur, üstüne beton dökülse de patlatıp fışkıran incir misali... Şiirler halka halka inşa edermiş şuuru... Zincir misali...

"Yoksa şu yaprakta Yavuz

Yoksa şu sayfada Oğuz

Bizde yoğuz bizde yoğuz

Elimizden siz tutunuz

İmdadımıza koşunuz

Daha çoğuz daha çoğuz

Kervanımız dizi dizi

Bırakma Yarabbim bizi

Bizler yalnız sana kuluz...."