Açıklık yerini çıplaklığa bıraktı. Nesil çıplaklık sebebiyle ahlak, inanç ve namus kavramını yitirdi.
İnsan yalnızca bedenden ibaret değildir. İnsanı kıymetli kılan; aklı, iradesi, ruhu, inancı, şahsiyeti ve ahlakıdır. Ne var ki çağımızın tüketim kültürü insanı bütün bu değerlerinden uzaklaştırarak yalnızca bedeni üzerinden görünür olmaya zorlamaktadır. Özellikle kadın bedeni; reklamların, dizilerin, müzik kliplerinin, sosyal medyanın ve moda sektörünün en çok kullandığı ticari araçlardan biri hâline getirilmiştir. Buna da “özgürlük”, “öz güven”, “çağdaşlık” ve “bedenini sevme” gibi kulağa hoş gelen isimler verilmiştir. Oysa insanın bedenini teşhir etmesi özgürleşmek değil, tüketim sisteminin bakışlarına ve beğenilerine bağımlı hâle gelmektir.
Bugün gelinen noktada mesele artık basit bir giyim tercihi olmaktan çıkmıştır. Çıplaklık; çocukların ve gençlerin mahremiyet algısını, aile yapısını, kadın-erkek ilişkilerini, sadakat anlayışını ve toplumun ahlak ölçülerini doğrudan etkilemektedir. Sokakta, ekranda ve sosyal medyada sürekli bedensel teşhirle karşılaşan bir neslin zihinsel, duygusal ve ahlaki dünyasının bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Bu sebeple çıplaklığı konuşmak, yalnızca kıyafet konuşmak değildir. Neslin geleceğini, ailenin korunmasını, insan onurunu ve medeniyetimizin devamını konuşmaktır. Bu sebeple susmamak, konuşmak gerekir.
Çıplaklığın Psikolojik Arka Planı
Çıplaklığın psikolojik arka planında çoğu zaman görünür olma, beğenilme, kabul edilme ve dikkat çekme ihtiyacı bulunmaktadır. Modern insan, özellikle sosyal medyanın etkisiyle kendi değerini şahsiyetinde, bilgisinde, ahlakında ve üretkenliğinde değil; aldığı beğeni, yorum ve takipçi sayısında aramaya başlamıştır. Kişi, iç dünyasında yeterli bir değer duygusu geliştiremediğinde dış görünüşünü başkalarının onayına sunarak kendisini değerli hissetmeye çalışabilir. Daha fazla ilgi görmek için daha fazla beden göstermek, zamanla kişinin davranışlarını yöneten bir döngüye dönüşebilir. Başlangıçta tercih gibi görünen bu durum, ilerleyen süreçte sosyal onaya bağımlılığa kadar varabilir.
Elbette çıplak giyinen her insanı tek bir psikolojik sebeple açıklamak doğru değildir. Aile yapısı, arkadaş çevresi, moda anlayışı, medya, kültürel baskılar ve kişinin yetiştiği ortam da giyim tercihlerini etkiler. Fakat özellikle dijital dünyada bedenin teşhir edilmesi, sıradan bir kıyafet tercihinin ötesine geçmiştir. Sosyal medya algoritmaları dikkat çeken görüntüleri daha fazla öne çıkarmakta; daha çok görünür olmak isteyen kişi de sınırlarını giderek genişletebilmektedir. Böylece insan, farkında olmadan kendi bedenini dijital pazarın tüketim malzemesine dönüştürmektedir.
Sağlıklı öz güven, insanın bedenini başkalarının değerlendirmesine sunması değildir. Gerçek öz güven; kişi kimsenin beğenisine ihtiyaç duymadan kendi değerini koruyabiliyorsa vardır. İnsan, “Bana kaç kişi baktı?” sorusuyla değil, “Ben nasıl bir şahsiyet sahibiyim?” sorusuyla kendisini inşa etmelidir. Çocuklarımıza da bedenleri üzerinden ilgi görmeyi değil; akılları, emekleri, ahlakları ve kabiliyetleriyle değerli olduklarını öğretmeliyiz. Aksi hâlde beğeni uğruna mahremiyetini kaybeden, mahremiyetini kaybettikçe de şahsiyetinden uzaklaşan bir nesil yetişir.
Açıklık Değil Bu, Çıplaklık
Yıllardır toplumda açık ve kapalı giyim üzerinden tartışmalar yapılıyor. Fakat bugün karşılaştığımız görüntülerin önemli bir kısmını yalnızca “açıklık” kelimesiyle ifade etmek mümkün değildir. Vücudun mahrem bölgelerini (göbek vs.) açıkta bırakan, iç çamaşırını andıran veya bedeni bütün hatlarıyla teşhir eden kıyafetlere sadece “açık giyim” demek, yaşanan ahlaki yozlaşmayı hafifletmektir. Çünkü açıklık ile çıplaklık arasında bir sınır vardır ve moda endüstrisi bu sınırı her geçen yıl biraz daha ortadan kaldırmaktadır.
Dün insanların plajda giymeye çekindiği kıyafetler bugün çarşıda, pazarda, alışveriş merkezinde ve toplu taşıma araçlarında günlük kıyafet hâline getirilmeye çalışılıyor. Birkaç yıl önce aşırı kabul edilen görüntüler, sürekli tekrar yoluyla normalleştiriliyor. Toplum önce şaşırıyor, sonra susuyor, ardından alışıyor. Böylece dün ayıp sayılan davranış bugün moda, yarın ise mecburiyet gibi sunuluyor. Özellikle genç kızlar, belli kıyafetleri giymedikleri zaman çağ dışı, öz güvensiz veya baskı altında olduklarını düşünmeye yönlendiriliyor. İnsanların kendi tercihleriyle giyindiği iddia edilirken aslında moda, reklam ve arkadaş çevresi çok güçlü bir psikolojik baskı kuruyor.
Burada asıl mesele herhangi bir insana hakaret etmek veya insanların bedenleri üzerinden onları aşağılamak değildir. Biz insanın şahsiyetine değil, toplumda normalleştirilen teşhir kültürüne karşı çıkıyoruz. Günahı ve yanlışı eleştirmek başka, insanın onurunu çiğnemek başkadır. Ancak “Kimseyi incitmeyelim” düşüncesiyle yanlışa yanlış demekten de vazgeçemeyiz. Çıplaklığın yaygınlaştırılması bireysel bir tercih olmaktan çıkarak ortak alanları, çocukların zihinlerini ve toplumun ahlak iklimini etkilemektedir. Bu sebeple meseleyi doğru isimlendirmeliyiz: Her beden teşhirini “açıklık” diyerek masumlaştıramayız. Bazı görüntüler artık açıkça çıplaklıktır.
Çıplaklık Açıkça Sapıklıktır
“Sapma” kelimesi, bir insanın bütünüyle değersiz olduğunu söylemek için değil; yaratılışın, mahremiyetin ve ahlakın belirlediği sınırdan uzaklaşmayı ifade etmek için kullanılmalıdır. İnsanın mahrem yerlerini örtmesi, utanma duygusuna sahip olması ve bedenini herkesin bakışına açmaması, insanlık tarihi boyunca temel ahlaki ölçülerden biri olmuştur. Çıplaklığın sistemli biçimde teşvik edilmesi, insanın fıtratındaki hayâ duygusundan ve toplumun ortak edep anlayışından bir sapmadır. Yanlış olan yalnızca bedenin açılması değil; teşhirin özgürlük, ilericilik ve cesaret adı altında yüceltilmesidir.
Özellikle sosyal medyada bazı insanlar, dikkat çekmek ve takipçi kazanmak için bedenlerini sürekli daha fazla göstermeye yönelmektedir. Bunu izleyen gençler de görünür olmanın yolunun bilgi, emek ve başarıdan değil, bedensel teşhirden geçtiğini zannetmektedir. Bu anlayış insanı şahsiyetinden koparır; kadını ve erkeği bir bakış nesnesine indirger. İnsanın değeri beden ölçülerine, fiziksel görünüşüne ve başkalarında uyandırdığı arzuya bağlandığında hem insan onuru hem de sağlıklı ilişki anlayışı zarar görür.
Ancak davranışı eleştirirken kişileri aşağılamak, taciz etmek veya şiddeti meşrulaştırmak asla doğru değildir. Bir insanın yanlış giyinmesi, başka birine kötü söz söyleme, rahatsız etme ya da saldırma hakkı vermez. Herkes kendi bakışından, dilinden ve davranışından sorumludur. Bizim mücadelemiz insanlarla değil, insanı değersizleştiren bu yanlış kültür(süzlük)ledir.
Çıplaklık Dinimizce Haramdır
İslam dini insanı bedeni, ruhu ve şahsiyetiyle birlikte korumayı amaçlar. Bu sebeple mahremiyet, tesettür, hayâ ve iffet, namus, ahlak, inanç yalnızca geleneksel kabuller değil; dinimizin açık ölçüleridir. Kur’an-ı Kerim’de hem erkeklere hem kadınlara gözlerini haramdan sakınmaları ve iffetlerini korumaları emredilir. Kadınların örtünmesine dair ölçüler bildirildiği gibi erkeklerin de avret sınırlarını koruması, edepli giyinmesi ve bakışlarına hâkim olması istenir. Dolayısıyla tesettürü yalnızca kadın üzerinden konuşmak eksik ve haksız bir yaklaşımdır. İffet, kadın ve erkek bütün müminlerin sorumluluğudur. Yani erkek de kadın da giyiminden sorumludur. Lakin bu gün ifsat komitesi kadınlar üzerinden bir medeniyeti yıkmaya çalışmaktadır.
Bugün bazıları “Kalbim temiz”, “Önemli olan niyet” veya “Allah kalbe bakar” diyerek ilahî ölçüleri önemsizleştirmeye çalışmaktadır. Elbette kalp temizliği önemlidir; ancak kalbin temizliği davranışlara da yansır. Namazın, orucun, helal kazancın ve güzel ahlakın insan hayatında karşılığı olduğu gibi tesettürün de bir karşılığı vardır. İnsan kendi isteğine göre dini hükümleri seçip diğerlerini yok sayamaz. Mümin, zorlandığı bir emri inkâr etmez; eksiğini kabul eder, tövbe eder ve daha iyisini yapmaya gayret gösterir. Günah işlemek başka, günahı doğru ve normal göstermeye çalışmak başkadır.
Tesettür insanı hayattan koparmak değil, onun bedenini başkalarının tüketimine kapatmaktır. Kadının veya erkeğin şahsiyetinin fiziksel görünüşünün önüne geçmesini sağlar. Müslüman, giyiminde temiz, düzenli, estetik ve zarif olabilir; fakat teşhir edici olamaz. Dinimizin koyduğu sınırlar insanı değersizleştirmek için değil, insan onurunu muhafaza etmek içindir. Bu sebeple aileler tesettürü çocuklarına yalnızca “yasak” diliyle değil, hikmetiyle anlatmalıdır. Çocuk, örtünmenin Allah’ın emri olmasının yanında kendisine, bedenine ve şahsiyetine duyduğu saygının da bir göstergesi olduğunu öğrenmelidir.
Çıplaklık Ahlak Sorunudur
Çıplaklık yalnızca bireysel zevk veya kıyafet seçimi değildir; toplumun ahlak anlayışıyla doğrudan ilişkilidir. Çünkü ahlak, insanın sadece kendi başına kaldığında ne yaptığıyla değil, başkalarıyla birlikte yaşarken hangi sınırlara riayet ettiğiyle de ilgilidir. Sokaklar, parklar, toplu taşıma araçları, okullar ve alışveriş merkezleri herkesin ortak alanıdır. Bu alanlarda çocuklar, gençler, yaşlılar ve farklı hassasiyetlere sahip aileler birlikte bulunmaktadır. Bireysel özgürlük, ortak hayatın mahremiyet ve edep sınırlarını tamamen ortadan kaldırma hakkı değildir.
Ahlakın en önemli dayanaklarından biri hayâdır. Hayâ, insanın kendisine yakışmayan bir davranıştan kalben ve ruhen rahatsızlık duymasıdır. İnsanı başkalarının zorlamasına gerek kalmadan kötülükten uzaklaştıran vicdani bir kalkandır. Hayâ duygusu zayıfladığında kişi “İnsanlar ne düşünür?” sorusundan önce “Bu davranış bana yakışır mı?” sorusunu da sormamaya başlar. Ardından teşhir, gösteriş, sınır ihlali ve cinselliğin ticarileştirilmesi sıradanlaşır. Bir toplumun ayıp ve mahremiyet anlayışı ortadan kalktığında yalnızca kıyafetler değişmez; konuşma biçimi, ilişkiler, sadakat, aile hayatı ve çocuk yetiştirme anlayışı da değişir.
Ahlaklı giyim, yalnızca belirli bir kumaş uzunluğundan ibaret değildir. Kıyafetin şeffaf, aşırı dar, dikkat çekmeye ve bedeni teşhir etmeye yönelik olmaması gerekir. Bu ölçü kadın kadar erkek için de geçerlidir. Erkeklerin de bedenlerini sergileyen, mahremiyet sınırlarını yok sayan kıyafetleri normalleştirmesi doğru değildir. Ayrıca ahlakı savunan kişinin dili ve bakışı da ahlaklı olmalıdır. Bizim görevimiz kimseyi teşhir etmek değil, teşhir kültürünün zararlarını anlatmak; iyiliği hikmetle tavsiye ederek nesli muhafaza etmektir.
Sosyal Medya Çıplaklığı ve Zinayı Özendiriyor
Sosyal medya artık yalnızca insanların haberleştiği bir alan değildir. Duyguların, düşüncelerin, ilişkilerin ve hatta bedenlerin pazarlandığı devasa bir ticari ekonomiye dönüşmüştür. Algoritmalar insanın zaaflarını tanımakta; daha fazla tıklanan, daha uzun izlenen ve daha çok etkileşim alan içerikleri öne çıkarmaktadır. Cinsellik ve çıplaklık dikkat çektiği için bu görüntüler sürekli çoğaltılmakta ve kullanıcıların önüne getirilmektedir. Böylece kişi aramadığı hâlde bile mahremiyet sınırlarını ihlal eden içeriklerle karşılaşabilmektedir.
Sürekli bedensel teşhire maruz kalmak, insan zihninde ciddi bir normalleşme meydana getirir. İlk görüldüğünde rahatsızlık veren görüntü, defalarca tekrarlandığında sıradanlaşır. Daha sonra aynı etkiyi oluşturmak için daha ileri içeriklere ihtiyaç duyulur. Bu durum bakışların kontrolünü zorlaştırabilir, eşler arasındaki kıyaslamayı artırabilir, gerçek dışı beden beklentileri meydana getirebilir ve sadakat duygusunu zedeleyebilir. Sosyal medya üzerinden başlayan mahrem yazışmaların, duygusal aldatmaların ve gayrimeşru ilişkilerin bir kısmı da bu sınırsız görünürlük ve erişilebilirlik kültüründen beslenmektedir.
Kur’an-ı Kerim yalnızca zinayı yasaklamaz, “zinaya yaklaşmayın” buyurarak ona götüren yolların da kapatılmasını ister. Çünkü büyük yanlışlar çoğu zaman küçük görülen adımlarla başlar: Kontrolsüz bir bakış, bir beğeni, gizli bir takip, mahrem bir mesajlaşma ve ardından sınırların aşılması… Bu sebeple sosyal medya kullanımında dijital tesettür anlayışı geliştirilmelidir. İnsan sadece sokağa çıkarken değil, fotoğraf ve video paylaşırken de mahremiyetini korumalıdır. Aileler çocuklarının takip ettiği hesapları, izlediği videoları ve kullandığı platformları yaşlarına uygun biçimde takip etmelidir. Telefonu çocuğun eline verip sınırsız bir dünyaya terk etmek, onu dijital sokakta korumasız bırakmaktır.
Tesettürlü Annelerin Göbeği Dışarıda Kızları
Bugün yaşadığımız en büyük çelişkilerden biri, tesettürlü bazı annelerin kızlarının giyimi konusunda hiçbir ölçü ve irade ortaya koymamasıdır. Anne başını örtmekte, tesettürün Allah’ın emri olduğunu kabul etmekte; fakat kızının göbeği, beli ve mahrem bölgeleri açıkta kalacak biçimde giyinmesine sessiz kalabilmektedir. “Gençtir”, “Arkadaşlarından geri kalmasın”, “Bana tepki göstermesin” veya “Büyüyünce kapanır” gibi düşüncelerle sorumluluk ertelenmektedir. Oysa çocuk büyüdüğünde bir anda kazanmasını beklediğimiz değerleri ona küçük yaşlardan itibaren vermek gerekir.
Burada yalnızca kız çocuklarını sorumlu tutmak da doğru değildir. Çocuklar yaşadıkları çağın, arkadaş çevresinin, sosyal medyanın ve moda kültürünün yoğun baskısı altındadır. Eğer anne ve baba çocuğuyla güçlü bir bağ kurmamış, ona tesettürün anlamını anlatmamış ve evde örnek bir hayat ortaya koymamışsa çocuk doğal olarak dış dünyanın ölçülerini benimseyecektir. Ergenlik dönemine kadar giyim konusunda hiçbir sınır koymayıp bir gün aniden “Artık örtünmelisin” demek, çocukta baskı ve çatışma duygusu oluşturabilir. Tesettür eğitimi korkutarak değil; sevdirerek, açıklayarak ve yaşayarak verilmelidir.
Anneler kadar babalar da bu eğitimden sorumludur. Bazı babalar evladının yalnızca okul notuyla, yemeğiyle ve maddi ihtiyaçlarıyla ilgilenmekte; ahlaki gelişimini tamamen anneye bırakmaktadır. Oysa baba, kızına ve oğluna değer ölçülerini kazandırmalı, onlarla konuşmalı ve kendi bakışlarına da dikkat ederek örnek olmalıdır. Anne tesettürlü olduğu hâlde evde sürekli uygunsuz diziler izleniyorsa, baba sosyal medyada teşhir içeriklerini takip ediyorsa çocuğa verilen sözlü öğüt tesirli olmaz. Çocuk nasihatten önce örneğe bakar. Ailenin sözleriyle hayatı birbiriyle uyumlu olmadıkça giyim ahlakı kalıcı hâle gelmez. Nitekim, “lisan-ı hâl lisan-ı kâlden tesirlidir.
Sokaklar Gezilmez Hâle Geldi
Özellikle yaz aylarında sokaklarda, alışveriş merkezlerinde ve toplu taşıma araçlarında karşılaşılan bazı görüntüler, toplumun önemli bir kesiminde ciddi bir rahatsızlık oluşturmaktadır. İnsanlar aileleri ve çocuklarıyla dışarı çıktığında mahremiyet sınırlarının bütünüyle ortadan kaldırıldığı kıyafetlerle karşılaşabilmektedir. Bu durum “Bakma, geç” denilerek küçümsenemez. Çünkü insan gözü ve zihni çevresindeki görüntülerden etkilenir. Özellikle çocuklar gördüklerini anlamlandırmaya, taklit etmeye ve normal kabul etmeye yatkındır.
Bununla birlikte ortak alanlarda edep ve ölçü talep etmek en meşru haktır. Her toplumun çıplaklık, mahremiyet ve kamusal düzen konusunda sınırları vardır. Nasıl ki insanın istediği yerde istediği davranışı yapması özgürlük olarak kabul edilmiyorsa, bedensel teşhirin de sınırsız özgürlük adı altında sunulması doğru değildir. Çözüm insanları birbirine düşürmek değil, toplumun ortak mahremiyet bilincini güçlendirmektir. Eğitim kurumları, medya, aileler, din görevlileri ve kanaat önderleri hayâ, iffet ve giyim ahlakını gündemde tutmalıdır. Sokaklarımız korkunun, tacizin veya çıplaklığın değil; güvenin, saygının ve edebin hâkim olduğu ortak hayat alanları olmalıdır.
Çıplaklık Modernlik Değil, Tarih Boyunca Kölelikti
Çıplaklık bugün modernlik, özgürlük ve ilericilik şeklinde sunulmaktadır. Oysa tarih boyunca örtünmek çoğu medeniyette vakar, statü ve saygınlık göstergesi olmuştur. Bedenin teşhir edilmesi ise kimi toplumlarda kölelerle, aşağı sınıflarla, arenalarda sergilenen insanlarla veya ticari eğlence unsuru hâline getirilen kişilerle ilişkilendirilmiştir. Efendiler ve soylular örtülü, gösterişli ve vakarlı kıyafetler kullanırken; bedeni emek, haz veya seyir nesnesine dönüştürülen insanlar daha az kıyafetle dolaştırılabilmiştir. Bu sebeple çıplaklığın doğrudan ilericilik, örtünmenin ise gericilik olduğu iddiası tarihsel olarak da son derece yalan ve yanlıştır.
Günümüzde köleliğin biçimi değişmiştir. İnsanlar zincirlerle pazara çıkarılmıyor olabilir; fakat beğeni, takipçi, reklam geliri ve görünürlük uğruna bedenlerini dijital pazara sunmaktadır. Moda endüstrisi neyin giyileceğini belirliyor, reklamlar hangi bedenin güzel kabul edileceğini söylüyor, sosyal medya ise bu standartlara uymayan insanlara kendilerini yetersiz hissettiriyor. Kadına “Bedenini gösterirsen özgürsün” mesajı veriliyor; ancak aynı kadın, göstermediğinde görünmez ve değersiz hissettiriliyor. Bu nasıl bir özgürlüktür?
Modernlik, daha fazla soyunmak değildir. Modernlik; bilimde, sanatta, eğitimde, adalette, üretimde ve insan haklarında ilerlemektir. Bir milletin kalkınmışlığı kadınlarının veya erkeklerinin ne kadar beden gösterdiğiyle ölçülemez. Asıl ilericilik, insanı bedeni ile teşhir etmemek; kadını reklamlarda tüketim nesnesi yapmamak; çocuğu erken yaşta cinselleştirmemek ve herkesin şahsiyetini korumaktır. Örtünmek kölelik değil, tüketim sisteminin dayattığı teşhire karşı iradeli bir duruş olabilir. Bugünün insanı zincirlerini yalnızca bileklerinde aramamalıdır. Beğenilme arzusu, moda baskısı ve görünür olma bağımlılığı da insanı esir alabilir. Ve en büyük kölelik çıplaklıktır.
Anne Babalar Çocukluktan Tesettür ve Giyim Ahlakı Vermeli
Tesettür ve giyim ahlakı eğitimi, çocuk ergenliğe girdikten sonra birdenbire başlatılacak bir süreç değildir. Mahremiyet bilinci erken çocukluk döneminden itibaren yaşına uygun biçimde kazandırılmalıdır. Çocuğa bedeninin özel olduğu, herkesin onun bedenine dokunamayacağı, mahrem bölgelerini koruması gerektiği ve başkalarının mahremiyetine saygı göstermesi öğretilmelidir. Bu eğitim hem tesettür bilincinin hem de çocuğu istismardan korumanın temelidir. Çocuk mahremiyet sınırlarını öğrenirse gerektiğinde “hayır” diyebilir ve rahatsız olduğu davranışları ailesine anlatabilir.
Aileler giyim eğitimini yalnızca kız çocuklarına vermemelidir. Erkek çocukları da avret sınırlarını, edepli giyinmeyi, bakışlarını kontrol etmeyi ve kız çocuklarına saygı göstermeyi öğrenmelidir. Kız çocuğuna sürekli “Kapan, örtün” denilirken erkek çocuğunun izlediği görüntüler, sosyal medya hesapları ve konuşma biçimi görmezden gelinirse doğru bir eğitim verilmiş olmaz. İffet karşılıklı bir sorumluluktur. Kız bedenini koruyacak, erkek de gözünü, dilini ve davranışını koruyacaktır.
Bu eğitimde yasak kadar gerekçe, söz kadar örneklik önemlidir. Anne tesettürüyle, baba bakışlarıyla ve bütün aile medya tercihleriyle çocuğa örnek olmalıdır. Evde izlenen dizilerde çıplaklık normalleştirilirken çocuğa giyim ahlakı anlatılamaz. Çocuklara yaşlarına uygun, şık, temiz ve rahat yani tesettüre uygun kıyafet seçenekleri sunulmalı; tesettür çirkinlik veya hayattan kopuş gibi gösterilmemelidir. Ergenlerle çatışmadan konuşulmalı, moda baskısı ve arkadaş çevresinin etkisi birlikte değerlendirilmelidir. Sevgi-saygı bağı güçlü olmayan bir ailede emirler isyana dönüşebilir. Önce gönle girilmeli, sonra değer verilmelidir. Ailenin amacı yalnızca çocuğun kıyafetini değiştirmek değil, onun içinde Allah’a karşı sorumluluk ve mahremiyet şuuru oluşturmaktır.
Ahlak ve Maneviyat Tek Çözümdür
Çıplaklığı yalnızca yasaklarla, cezalarla veya toplumsal baskıyla ortadan kaldırmak mümkün değildir. İnsan davranışını kalıcı biçimde değiştiren asıl güç, kalben inançtan gelen ahlak ve maneviyat bilincidir. Kişi Allah’ın kendisini gördüğüne inanır, bedenini bir emanet kabul eder ve yaptığı davranışların hesabını vereceğini bilirse kimse görmediğinde de sınırlarını korur. Dış denetim insanı bir yere kadar durdurur; vicdan ve iman ise insanı yalnızken de muhafaza eder.
Bugün yaşadığımız sorun yalnızca kıyafet sorunu değildir. Bu, bir anlam, kimlik ve medeniyet sorunudur. Gençlerimize kim olduklarını, hangi inancın ve medeniyetin evlatları olduklarını öğretemezsek sosyal medya fenomenleri onların rol modeli olur. Ailede Allah sevgisi, Peygamber ahlakı, hayâ, iffet ve sorumluluk şuuru verilmezse boşluğu tüketim kültürü doldurur. Maneviyattan uzak kalan insan kendisini bedeniyle göstermeye, eşyasıyla değer kazanmaya ve başkalarının beğenisiyle mutlu olmaya çalışır. Fakat bu yolun sonunda huzur değil, daha fazla tatminsizlik vardır.
Çözüm yeniden aileye, ahlaka, inanca ve medeniyet değerlerimize dönmektir. Okullarda akademik bilgi kadar değerler eğitimi de verilmelidir. Camiler, medya kuruluşları, eğitimciler ve kanaat önderleri mahremiyet konusunu hikmetli bir dille anlatmalıdır. Sanat ve moda dünyası, insan bedenini teşhir etmeden de estetik ve zarafet ortaya konulabileceğini göstermelidir. Anne babalar ise önce kendi hayatlarını düzeltmeli, çocuklarına yaşayarak örnek olmalıdır.
Nesli korumak istiyorsak açıkça söylemeliyiz: Çıplaklık özgürlük değil, insanın şahsiyetini bedenine indirgeyen bir esarettir. Ahlak ve maneviyat ise hem insanı hem aileyi hem de toplumu yeniden ayağa kaldıracak en güçlü çözümdür.
Uzm. Adnan Kalkan
Psikoloji Bilimi Uzmanı
Aile Danışmanı