Değerli kardeşlerim,

Bazen sosyal medyada karşımıza çıkan tek bir fotoğraf, uzun uzun yazılmış nice yazıdan daha fazla şey anlatır. Geçtiğimiz günlerde Ümraniye Belediye Başkanımız Değerli İsmet Yıldırım'ın, 15 Temmuz şehidimiz İbrahim Yılmaz'ın kıymetli emaneti Hatice Hifa yavrumuzu ziyaretine dair yaptığı sosyal medya paylaşımına rastladım. Paylaşımında, Hatice Hifa'nın babasına yazdığı mektubun fotoğrafı da vardı.

Merak edip satırlarını okumaya başladım.

Daha ilk cümleden itibaren boğazım düğümlendi.

Çünkü okuduğum şey sadece bir mektup değildi. Henüz sekiz aylıkken babasını şehadete uğurlayan bir evladın, yıllardır yüreğinde büyüttüğü hasretin satırlara dökülmüş hâliydi.

Bazı yazılar okunmaz, hissedilir. Bazı satırlar ise mürekkeple değil, gözyaşıyla yazılır.

Hatice Hifa, babasının sesini hiç duymamıştı.

Elini hiç tutamamıştı.

Omzuna yaslanıp "Babacığım." diyememişti.

Ama mektubundaki her cümle, yıllardır içinde büyüttüğü özlemin sessiz bir haykırışıydı.

Annesi ona babasını anlatmıştı.

Merhametini...

Güzel ahlakını...

Kur'an sevgisini...

Allah yolundaki mücadelesini...

Ve belli ki o fedakâr anne, evladına sadece bir babayı değil, aynı zamanda bir şahsiyeti, bir duruşu ve bir davayı miras bırakmıştı.

Mektuptaki bazı cümleler uzun süre zihnimden çıkmadı.

Babasına, "Seni çok özledim babacığım." diye sesleniyordu.

Ardından, "İnşallah ben de senin gibi Kur'an hafızı olacağım." diyerek söz veriyordu.

Ve mektubunu, "Cennette seni göreceğim günü sabırsızlıkla bekliyorum." duasıyla tamamlıyordu.

Dikkat edin...

Bir çocuk babasından ev istemiyor.

Araba istemiyor.

Servet istemiyor.

Onun en büyük arzusu, babasının yürüdüğü yolda yürüyebilmek.

Çünkü gerçek miras, geride bırakılan mal değil; uğruna yaşanmış güzel bir hayattır.

Mektubu bitirdiğimde uzun süre elimden bırakamadım.

Sonra kendi kendime şu soruyu sordum.

Acaba biz, evlatlarımıza nasıl bir miras bırakacağız?

Daha büyük evler edinmenin...

Bir arsa daha almanın...

Bankadaki hesabı biraz daha büyütmenin hesabını yapıyoruz.

Çocuklarımız için iyi okullar, iyi meslekler ve rahat bir gelecek hayal ediyoruz.

Peki, onların gönlüne ne bırakıyoruz?

Arkamızdan hayırla yâd edecekleri nasıl bir isim bırakıyoruz?

Onlara sadece mal mülk bırakmak yetmez.

Rahat bir hayat hazırlamak da yetmez.

Asıl mesele; geriye nasıl bir karakter, nasıl bir iz ve nasıl bir dava bıraktığımızdır.

Çocuklarımız bizi hatırladığında akıllarına ne gelecek?

Doğruluğumuz mu?

Merhametimiz mi?

Vatan sevgimiz mi?

Kur'an'a olan muhabbetimiz mi?

Namaza gösterdiğimiz hassasiyet mi?

Mazlumun yanında duran vicdanımız mı?

Tabiiyi ki, tüm bu güzel özelliklerin her biriyle anılmamız en büyük duamızdır.

Yoksa sadece dünya telaşı içinde ömrünü tüketmiş bir anne ya da baba mı?

Hatice Hifa'nın babası, kızına büyük servetler bırakamadı.

Okulunun ilk gününde elinden tutamadı.

Omzuna alıp birlikte yürüyemedi.

Ama öyle bir miras bıraktı ki, yıllar sonra kızı mektubunda en büyük hayalini, "Babam gibi bir Kur'an hafızı olmak." diye ifade ediyordu.

İşte insanın geride bırakabileceği en büyük zenginlik budur.

Mal paylaşılır.

Makam unutulur.

Şöhret zamanla silinir.

Fakat güzel bir isim, sağlam bir iman, örnek bir ahlak ve uğruna yaşanmış kutlu bir dava, evlatların gönlünde nesiller boyunca yaşamaya devam eder.

15 Temmuz'un üzerinden yıllar geçti.

Kimileri için o gece, takvim yapraklarında kalan bir tarihten ibaret olabilir.

Ama bazı evlerde zaman hâlâ o gecede duruyor.

Çünkü o evlerde eksilen sadece bir insan değildi.

Bir baba...

Bir eş...

Bir evladın başını yaslayacağı güvenli bir omuz...

İşte bu yüzden şehitlik, sadece toprağa düşen bir canın hikâyesi değildir.

Şehitlik, geride bırakılan emanetlerde yaşamaya devam eden kutlu bir mirastır.

Hatice Hifa'nın mektubunda öfke yoktu.

İsyan yoktu.

Sitem yoktu.

Onun yerine iman vardı.

Sabır vardı.

Vefa vardı.

Ve babasının izinden yürüyebilme arzusu vardı.

İşte şehitler aslında böyle yaşamaya devam ediyor.

Sadece mezar taşlarında değil...

Geride bıraktıkları evlatların ahlakında...

Dualarında...

Hayallerinde...

Ve ideallerinde...

Bugün bizlere düşen görev, şehitlerimizi sadece yıldönümlerinde rahmetle anmak değildir.

Asıl görevimiz; onların emanetlerine sahip çıkmak, uğruna can verdikleri değerlere sahip çıkmak ve çocuklarımıza bu vatanın hangi bedeller ödenerek bizlere emanet edildiğini anlatmaktır.

Belki de Hatice Hifa'nın mektubu bize yalnızca bir evladın babasına duyduğu özlemi anlatmıyor.

Aynı zamanda her anneye ve her babaya şu soruyu soruyor.

"Yarın çocuklarımız bizi hangi yönümüzle hatırlayacak?"

İşte bu sorunun cevabı, bugün nasıl yaşadığımızda gizlidir.

Rabbim, başta 15 Temmuz şehitlerimiz olmak üzere, vatanı, bayrağı, ezanı ve mukaddesatı uğruna can veren bütün şehitlerimize bu vesileyle tekrar gani gani rahmet eylesin.

Makamlarını âli, mekânlarını cennet eylesin.

Geride bıraktıkları emanetleri aziz, hatıralarını ise daima diri eylesin.

Bizlere de evlatlarımıza bırakacağımız en büyük mirasın mal değil iman, servet değil şahsiyet, makam değil güzel bir dava olduğunu unutmayan kullarından olmayı nasip eylesin.

Çünkü bazı çocuklar babalarının elini tutarak büyür. Bazıları ise babalarının davasına tutunarak...