Değerli kardeşlerim,

Türkiye’de bazı meseleler vardır; üzerinden yıllar geçer, dönemler kapanır, isimler ve şartlar değişir ama dönüp baktığınızda tartışmanın özünün pek de değişmediğini görürsünüz. İmam hatipler meselesi de bunlardan biri.

Bu ülkenin çocuklarının dinini öğrenerek, kendi tarihiyle, kültürüyle ve millî-manevi değerleriyle bağ kurarak yetişmesi nedense yıllarca birilerini rahatsız etti. İmam hatipler kimi zaman eğitim tartışmalarının, kimi zaman laiklik ve irtica söylemlerinin, kimi zaman da siyasetin tam ortasına çekildi.

Özellikle 28 Şubat sürecini yaşayanlar bunu çok iyi hatırlar.

1997’de sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçildi. Düzenleme yalnızca imam hatipleri kapsamıyordu; ancak imam hatiplerin orta kısımları bu süreçte kapandı. Ardından üniversiteye girişte uygulanan katsayı sistemi, imam hatiplerin de içinde bulunduğu meslek lisesi mezunlarının alanları dışındaki bölümlere girmelerini ciddi biçimde zorlaştırdı.

Gerekçeler hazırdı:

Laiklik denildi, eğitim sistemi denildi, irtica tehlikesi denildi.

Biz ise meseleyi başka türlü okuyorduk.

Bize göre asıl rahatsızlık; dinini bilen, inancıyla barışık, millî ve manevi değerlerine bağlı gençlerin yetişmesi ve hayatın her alanında yer almaya başlamasıydı.
Aradan yıllar geçti.

Türkiye değişti. Rabbimin izniyle bu okullardan mezun liderin öncülüğünde bu yasakların önemli bir kısmı geride kaldı. Dün önlerine engeller konulan gençler bugün üniversitelerde, bilimde, bürokraside ve devletin farklı kurumlarında başarılarıyla yer alıyor.

Fakat anlaşılıyor ki eski tartışmaların tortusu bütünüyle kaybolmuş değil.

Üstelik bu defa ses, Türkiye’nin içinden değil, sınırlarımızın dışından geliyor.

Amasya Türk Telekom Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunu Ahmet Burak Değirmenci, 2026 yılında Kara Harp Okulu’nu dönem birincisi olarak tamamladı ve diplomasını Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden aldı.

Aslında haber bundan ibaret olmalıydı:

Bu ülkenin bir evladı çalıştı, hak etti ve Kara Harp Okulu’nu birincilikle bitirdi.
İmam hatipli olması başarısını ne büyütür ne de küçültür.

Ölçü liyakatse, liyakatiyle oradadır. Ölçü başarıysa, aldığı derece zaten cevabını vermiştir.

Ne var ki Yunan gazeteci ve askerî konular üzerine yayınlar yapan Ioannis Theodoratos, Değirmenci’nin imam hatip mezunu olmasını özellikle gündemine aldı. Türk ordusunun dinî ve tarihî kimliği üzerinden değerlendirmeler yaptı; Türkiye’nin İslam’la ilişkisini de kaygı duyduğu bir gelişme olarak yorumladı.

Buradan Theodoratos’a birkaç cümle söylemek isterim:

Eğer bir imam hatiplinin Kara Harp Okulu’nu birincilikle bitirmesi sizi rahatsız ettiyse, anlaşılan bundan sonra daha çok rahatsız olacaksınız. Türkiye nasıl kendi imkânlarıyla geliştirdiği savunma sanayisiyle yoluna devam ediyorsa; inancıyla barışık, millî ve manevi değerlerine bağlı, iyi eğitimli ve liyakatli gençleriyle de yoluna devam edecektir.

Bizim gayemiz kimseyi rahatsız etmek değil; kendi ayakları üzerinde duran, değerlerinden utanmayan, dünyayı bilen ve ülkesine hizmet eden nesiller yetiştirmektir. Bundan rahatsız olan varsa, Türkiye yine de kendi yolunda yürümeye devam edecektir.

Tam da burada insan şu soruyu sormadan edemiyor:

Size ne oluyor?

Yunanistan’ın askerleri Ortodoks Hristiyan olabilir. Kiliseye gidebilir, dinî törenlere katılabilir, kendi tarihleri ve inançlarıyla güçlü bağlar kurabilirler.

Bundan bize ne?

Türkiye’de kimse kalkıp “Yunan ordusu Hristiyanlaşıyor” diye telaşa kapılıyor mu?

Niçin kapılsın?

Yunanistan ağırlıklı olarak Ortodoks Hristiyan bir toplumdur. Ordusunda bu inanca mensup insanların bulunması son derece tabiidir.

Öyleyse Müslüman bir toplumda imam hatip mezunu bir gencin askerî okulda başarı göstermesi neden dışarıda birilerini kaygılandırıyor?

Üstelik ortada ayrıcalıkla elde edilmiş bir makam değil, çalışılarak kazanılmış bir birincilik var.

İşte bu noktada yakın tarihimiz ister istemez gözümüzün önüne geliyor.

Bir dönem imam hatip mezunlarının askerî okullara girişinin önünde engeller vardı. Üniversite yolları katsayı uygulamasıyla daraltıldı. Başörtülü genç kızların üniversite kapılarında yaşadıkları da hâlâ hafızalarımızda.
Bugün ise imam hatip mezunu bir genç, Kara Harp Okulu’nu bitirmekle kalmıyor, okulunun birincisi oluyor.

Çok şükür…

Doğrusu, bir imam hatipli olarak bu başarıdan büyük bir gurur duydum. Çünkü burada yalnızca bir gencimizin aldığı dereceyi değil; bir zamanlar önlerine engeller konulan imam hatipli gençlerin bugün hiçbir ayrıcalık beklemeden, çalışarak ve hak ederek ülkemizin önemli kurumlarında yer alabilmesini görüyorum.

Ahmet Burak Değirmenci’nin başarısı, benim için Türkiye’nin nereden nereye geldiğini anlatan anlamlı bir fotoğraftır.

Fakat bu fotoğrafın karşısında, geçmişte içeride duyduğumuz bazı itirazlara benzeyen bir sesin şimdi dışarıdan yükselmesi de düşündürücüdür.

İşte tam burada kendi kanaatimi açıkça ifade ediyorum:

İçeridekiler başaramadı, dışarıdaki efendileri devreye girdi.

Bu, benim yaşananlara bakarak yaptığım siyasi değerlendirmedir.

Bütün bu tartışmanın bize hatırlattığı daha temel bir mesele var:

Türkiye kendi değerleriyle kavga etmeden yoluna devam edebilmelidir.

Bir insan dindar olduğu için devlet kapısından çevrilmemeli; dindar olduğu için ayrıcalık da görmemelidir. Mezun olduğu okul, kıyafeti, inancı veya hayat tarzı hiç kimsenin önüne engel olarak konulmamalıdır.

Çünkü bu devlet hepimizindir.

İmam hatip mezunu da bu milletin evladıdır; fen lisesi mezunu da, Anadolu lisesi mezunu da…

Devletin kapısındaki ölçü; liyakat, ehliyet, ahlak, başarı ve millete sadakat olmalıdır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı da herhangi bir hayat tarzının tekelindeki insanlar değil; vatanını seven, iyi eğitim görmüş, disiplinli, ehliyetli ve milletine sadakatle hizmet edecek subaylardır.

Bunun imam hatiplisi de olur, fen liselisi de, Anadolu liselisi de…

Yeter ki hak ederek gelsin.

Yeter ki görevini hakkıyla yapsın.

Bazen tarih uzun uzun konuşmaz.
Ahmet Burak Değirmenci’nin Kara Harp Okulu’nun yaş kütüğüne çaktığı birincilik yıldızı, benim için yalnızca bir öğrencinin başarısını değil; Türkiye’nin geride bıraktığı bir dönemi ve önünde açılan yeni bir sayfayı simgeliyor.

Ve geriye tek bir soru kalıyor:

Dün Türkiye’de imam hatiplinin önünün açılmasından rahatsız olanlarla, bugün sınırlarımızın dışından bir imam hatip mezununun Kara Harp Okulu birinciliğini mesele edenlerin itirazları neden birbirine bu kadar benziyor?

Belki de artık imam hatipleri değil, şu soruyu tartışmanın zamanı gelmiştir:

İmam hatiplerden kim, neden bu kadar rahatsız?

Selam ve dualarımla