Değerli Kardeşlerim,
Bazen birbirinden bağımsız hadiseler aynı günlerde karşınıza çıkar ve ister istemez düşünürsünüz:
Bütün bunlar sadece bir tesadüf mü, yoksa dünyada bir şeyler gerçekten değişiyor mu?
Önce dünyaca tanınan, Amerika’da yaşayan Türk YouTuber Ruhi Çenet ’in Amerika’daki Hasidik Yahudileri anlattığı belgeseli gündeme geldi.
New York’un göbeğinde, modern hayatın içinde fakat kendilerine mahsus kıyafetleri, okulları, kalabalık aileleri ve dini kurallarıyla yaşayan bambaşka bir dünya...
Bu belgeselden hareketle geçtiğimiz günlerde bir yazı kaleme almış ve şu soruyu sormuştum:
Gazze’de yaşananlardan sonra Siyonizm dünyanın dört bir yanında ciddi biçimde sorgulanırken, Yahudiliğin dindar yüzünü gösteren bu görüntülerin aynı dönemde böylesine ilgi görmesi bize ne anlatıyor?
Aradan birkaç gün geçti, önümüze iki önemli gelişme daha geldi.
İlki, Gazze’de yaşananları anlatan NAZA belgesiydi.
Filmi yapanlar İsrailli Yuval Abraham ve Rachel Szor. Daha önemlisi, filmde İsrail ordusu ve askerî istihbaratının içinde görev yapmış 24 kişi konuşuyor.
Yani bu defa Gazze’de yaşanan vahşeti anlatanlar Filistinliler, Müslümanlar ya da Türkiye değil.
Bizzat İsrail’in kendi insanları!
NAZA’da anlatılanlar insanın kanını donduracak cinsten.
Bir bina hedef alınıyor. İçeride hedef kabul edilen bir kişi var. Fakat aynı binada kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve komşular da yaşıyor.
Belgeseldeki tanıklıklara göre saldırıdan önce kaç sivilin ölebileceği dahi hesaplanabiliyor. Yapay zekâ destekli sistemlerden telefon sinyallerine, insanların evlerinin belirlenmesinden hedef listelerine kadar son derece ağır anlatımlar var.
İnsan ister istemez soruyor:
Bir çocuğun hayatı ne zamandan beri bilgisayar ekranındaki bir rakama dönüştü?
NAZA belgeseli, Venedik Film Festivali’nde gösterildi. Film bittiğinde salon ayağa kalktı. Alkış yaklaşık 25 dakika sürdü.
Tam bunları konuşurken bu defa CNN Türk ekranlarında dikkat çekici bir röportaj çıktı karşımıza. CNN Türk Özel Haberler Muhabiri Gaye Akverdi Kavak’ın sorularını cevaplayan, Amerika’da yaşayan Siyonizm karşıtı Yahudi din adamı Haham Yisroel Dovid Weiss, söyledikleriyle ezberleri bozacak değerlendirmelerde bulundu.
Geleneksel Yahudi kıyafetleri içindeki bir hahamın söyledikleri son derece dikkat çekiciydi:
“Yahudilik başka şeydir, Siyonizm başka şeydir.”
Weiss, “Siyonizmin bütün Yahudileri temsil etmediğini, İsrail devletinin kendisini bütün dünya Yahudilerinin devleti gibi göstermesine karşı çıktığını” söylüyor. Kendi dinî anlayışına göre “böyle bir devletin kurulmasını doğru bulmadığını, İsrail devletinin bir gün ortadan kalkacağına inandığını ve bunun barışçıl şekilde gerçekleşmesi için dua ettiğini” ifade ediyor.
Düşünebiliyor musunuz?
Siyonizme karşı çıkan bir Yahudi haham, televizyon ekranından kendi inancı gereği meşru görmediği İsrail devletinin sona ermesi için dua ettiğini söylüyor.
Bu söz Müslüman bir din adamından, Filistinli bir siyasetçiden ya da İsrail karşıtı bir ülkeden gelmiyor.
Bizzat Yahudi bir hahamdan geliyor.
O zaman insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
“Yahudi devleti” denildiğinde hangi Yahudilerin devleti?
Çünkü karşımızda, “Bu devlet benim dinimi ve beni temsil etmiyor” diyen Yahudiler de var.
Weiss’ın bir başka dikkat çekici itirazı ise antisemitizm meselesinde.
İsrail’in politikalarını eleştirdiğinizde çok kolay biçimde “Yahudi düşmanlığı” suçlamasıyla karşılaşabiliyorsunuz. Oysa Weiss, “İsrail’in yaptıklarıyla bütün Yahudilerin özdeşleştirilmesinin dünya Yahudilerini de tehlikeye attığını, dolayısıyla Siyonist siyasetin bizzat Yahudilere de zarar verdiğini” savunuyor.
Hatta daha da ileri giderek çok çarpıcı bir ifade kullanıyor: “En büyük antisemitler Siyonistler ve İsrail devletidir.” Yani Weiss’a göre bugün Yahudilere en büyük zararı verenlerden biri, bütün yaptıklarını Yahudilik adına gerçekleştirdiği izlenimini veren bugünkü İsrail devletidir
Gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.
Weiss’ın CNN Türk ekranlarında yaptığı bir başka hatırlatma ise bizim tarihimiz açısından ayrıca kıymetliydi:
Dedemiz Osmanlı...
Yahudilerle Müslümanların asırlar boyunca birlikte yaşayabildiğini anlatırken Osmanlı dönemini hatırlattı. “Avrupa’da zulüm gören Yahudilerin Müslüman ülkelerde sığınacak yer bulduğunu, Yahudilerle Müslümanların yan yana yaşayabildiğini” söyledi.
Tarih de bunun şahididir.
1492’de İspanya’dan sürülen Yahudilere Osmanlı kapılarını açtı. İstanbul’da, Selanik’te, İzmir’de ve imparatorluğun nice şehrinde Yahudiler Müslümanlarla asırlar boyunca yan yana yaşadılar.
Demek ki Yahudi ile Müslüman ezelden beri birbirinin düşmanı değildir.
Mesele dinlerin savaşı değildir.
Asıl mesele, bir siyasi anlayışın bir halkın güvenliğini başka bir halkın toprağı, özgürlüğü ve hayatı üzerinden kurmaya kalkmasıdır.
Üstelik Weiss’a, günlerdir konuşulan Ruhi Çenet’in Hasidik Yahudilerle ilgili belgeseli de soruldu. O da “Hasidiklerin tek bir siyasi çizgide olmadığını anlatarak Siyonizme karşı duran Yahudi toplulukların da bulunduğuna” dikkat çekti.
İşte başlangıçta sözünü ettiğim tablo burada tamamlanıyor.
Bir tarafta Ruhi Çenet’in dünyaya gösterdiği Hasidik Yahudiler...
Bir tarafta CNN Türk ekranlarında Siyonizme itiraz eden Yahudi bir haham...
Öte tarafta İsrail ordusu ve istihbaratının içinden 24 kişinin tanıklıklarını dünyaya taşıyan NAZA belgeseli...
Bunların arasında kurulmuş bir bağ olduğunu söyleyemeyiz. Ama aynı dönemde böylesine ilgi görmeleri önemli bir gerçeğe işaret ediyor:
Gazze, Siyonizmin dünya kamuoyundaki dokunulmazlığını sarsıyor.
Yıllarca Filistin için konuşan Müslümanlara “taraflısınız” denildi.
Şimdi İsrail’in kendi içinden insanlar konuşuyor. Yahudi din adamları itiraz ediyor. Batılı gençler meydanlara çıkıyor. Sanatçılar seslerini yükseltiyor. Venedik’te bir salon yaklaşık 25 dakika ayakta alkışlıyor.
Çünkü Gazze’de yaşananlar artık yalnız Müslümanların meselesi değildir.
Bu, insanlığın meselesidir.
Asıl soru da çok açıktır:
Bir siyasi ideoloji uğruna çocukların, kadınların ve masum insanların hayatı nasıl bu kadar kolay gözden çıkarılabilir? Dünya buna daha ne kadar seyirci kalacak?
Belki Gazze’den sonra değişen en önemli şeylerden biri budur.
İnsanlar artık önlerine konulan her anlatıyı olduğu gibi kabul etmiyor. Soruyor, sorguluyor, itiraz ediyor. Filistin topraklarında yıllardır kan ve gözyaşı üreten Siyonist siyasetin insanlığa ne getirdiği artık daha yüksek sesle tartışılıyor.
Önceki yazılarımda da dile getirmiştim. Bugün Siyonizme karşı çıkan bir Yahudi hahamın CNN Türk ekranlarında İsrail devletinin bir gün sona ereceğini söylemesi, bana o kanaatimi bir kez daha hatırlattı.
Ben hala aynı yerdeyim.
Gazze’de yaşananlardan sonra Siyonist İsrail siyasetinin yalnız Filistin ve Orta Doğu için değil, dünya barışı ve insanlığın vicdanı için nasıl büyük bir probleme dönüştüğünü artık çok daha geniş kitleler görüyor. Zulüm büyüdükçe tepki de büyüyor; yıllarca sorgulanamayanlar bugün dünyanın dört bir yanında sorgulanıyor.
Bu sebeple daha önce dile getirdiğim öngörümü bugün bir kez daha tekrar ediyorum:
Ben, önümüzdeki beş-on yıl içerisinde bugünkü işgal ve zulüm düzenine dayanan Siyonist İsrail devletinin bu haliyle ayakta kalamayacağına inanıyorum. Siyonist İsrail devleti Allah’ın izniyle yıkılacak, Filistin halkının ve bütün bölge halklarının özgürce yaşayabileceği yeni bir dönem başlayacaktır.
Bunun nasıl ve ne zaman gerçekleşeceğini elbette zaman gösterecek. Temennimiz ve duamız en kısa zamanda gerçekleşmesidir.
Gazze’nin çocukları bütün bunların bedelini canlarıyla ödedi. Oysa onların istediği sadece yaşamak, büyümek ve hayal kurmaktı.
Yaşadıkları büyük acı bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanın gözündeki perdeyi kaldırıyor, vicdanları harekete geçiriyorsa, insanlığın o çocuklara karşı ödenmesi kolay olmayan büyük bir borcu vardır.
O borcun ilk şartı da kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın haksızlık ve zulüm karşısında susmamaktır. Çünkü insanlığını ve vicdanını kaybetmemiş hiç kimse, zulmün karşısında sessiz kalamaz ve kalmamalıdır.
Selam ve dualarımla