Türkiye yine siyasetin çok konuşulduğu, çok tartışıldığı bir dönemden geçiyor.
Bir tarafta iktidar…
Bir tarafta muhalefet…
Bir tarafta yıllardır çözülemeyen meseleler…
Diğer tarafta ise artık toplumun “Yeter artık!” dediği sorunlar.
Ama bu kez farklı bir şey var.
Türkiye, yıllardır konuştuğu “Terörsüz Türkiye” meselesinde yeni bir aşamaya geldi.
Meclis’te önemli bir düzenleme kabul edildi. Üstelik farklı siyasi partilerin destek verdiği bir tablo ortaya çıktı…
Ben bunu sadece bir yasa meselesi olarak görmüyorum.
Bu mesele Türkiye’nin geleceği açısından çok daha büyük bir anlam taşıyor.
Çünkü yıllardır aynı şeyleri konuşuyoruz.
Şehitlerimizi konuşuyoruz.
Annelerin gözyaşlarını konuşuyoruz.
Dağa giden gençleri konuşuyoruz.
Terörü konuşuyoruz.
Bölgeyi konuşuyoruz.
Dış güçleri konuşuyoruz.
Ama artık bir noktada şunu sormamız gerekiyor:
Peki bundan sonra ne olacak?
Siyaset sadece geçmişin hesabını mı konuşacak?
Yoksa geleceğin Türkiye’sini mi kuracak?
Benim beklentim çok açık.
Bu ülkenin çocukları artık terör haberleriyle büyümesin.
Bir anne çocuğunu askere gönderirken “Acaba?” diye korkmasın.
Bir genç doğduğu şehirden dolayı kendisini dışlanmış hissetmesin.
Ama aynı zamanda bu ülkenin şehitlerinin, gazilerinin ve yıllarca terörle mücadele etmiş insanların hatırası da asla yok sayılmasın.
Çünkü barış başka şeydir, hafıza başka şey.
Kardeşlik başka şeydir, geçmişi unutmak başka şey.
Bence Türkiye’nin en büyük sınavı tam da burada.
Hem geleceğe yürümek hem de geçmişe haksızlık etmemek.
Siyaset bunu başarabilirse gerçekten tarihî bir iş yapmış olur.
Başaramazsa?
Yine birbirimizi suçlamaya başlarız.
“Sen şusun…”
“Sen busun…”
“Sen destekledin…”
“Sen karşı çıktın…”
Ve Türkiye yine aynı kısır döngünün içerisinde kalır.
Ben artık siyasetin biraz daha olgunlaşmasını istiyorum.
İktidarın da muhalefetin de birbirine her gün düşmanmış gibi bakmasını istemiyorum.
Eleştiri elbette olacak.
Muhalefet elbette muhalefet yapacak.
İktidar elbette hesabını verecek.
Ama bir ülkenin temel meselelerinde ortak akıl üretmek de siyasetin görevidir.
Bugün Meclis’te oluşan geniş destek bunun mümkün olduğunu gösteriyor. Farklı siyasi aktörlerin aynı düzenleme etrafında buluşabilmesi, Türkiye’nin bazı meselelerde parti sınırlarını aşan bir zemine ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor…
Ama burada iktidara da muhalefete de bir görev düşüyor.
Bu süreç siyasi hesaplaşmanın malzemesi yapılmamalı.
Kimse bunu kendi partisinin seçim propagandasına çevirmemeli.
Çünkü mesele Erdoğan’ın meselesi değil.
Mesele Bahçeli’nin meselesi değil.
Mesele Özel’in meselesi değil.
Mesele DEM’in meselesi değil.
Mesele Türkiye’nin meselesi.
Ve Türkiye’nin meselesi olduğu için de herkesin sorumluluğu var.
Ben siyasetçilerin artık vatandaşa şunu söylemesini istiyorum:
“Biz birbirimizle kavga edebiliriz ama Türkiye’nin geleceği söz konusu olduğunda aynı masada oturabiliriz.”
Bunu başarabilirsek işte o zaman siyasetin gerçek anlamını göstermiş oluruz.
Çünkü siyaset sadece iktidar olmak değildir.
Siyaset bazen kendi seçmenine rağmen doğru bildiğini yapabilmektir.
Bazen alkış beklemeden adım atmaktır.
Bazen de yıllardır söylediğin bir sözün yanlış olduğunu kabul edebilmektir.
En önemlisi de…
Kendi siyasi çıkarını ülkenin çıkarının önüne koymamaktır.
Türkiye’nin artık buna ihtiyacı var.
Çünkü vatandaş yoruldu.
Kavgadan yoruldu.
Hakaretten yoruldu.
Sürekli birbirini suçlayan siyasetten yoruldu.
İnsanlar artık çocuklarının geleceğini konuşmak istiyor.
Evladının işini konuşmak istiyor.
Evladının güvenliğini konuşmak istiyor.
Ekmeğini konuşmak istiyor.
Ve huzur istiyor.
Bence bugün siyasetin önündeki en büyük sınav budur.
Terörsüz Türkiye hedefi gerçekten başarıya ulaşırsa bunun siyasi bir tarafı elbette olacaktır.
Ama bundan daha önemlisi, bunun insani bir tarafı olacaktır.
Bir annenin gece rahat uyuması…
Bir çocuğun babasını kaybetme korkusu yaşamaması…
Bir gencin geleceğe umutla bakması…
Bunların siyasi karşılığı olmaz.
Bunların karşılığı insan hayatıdır.
O yüzden bugün herkese düşen görev belli:
Daha az bağırmak.
Daha çok dinlemek.
Daha az suçlamak.
Daha çok düşünmek.
Daha az hesap yapmak.
Daha çok Türkiye’yi düşünmek.
Çünkü siyasetçinin de muhalefetin de iktidarın da bir gün değişeceği gerçeğini hepimiz biliyoruz.
Ama Türkiye kalacak.
İşte mesele tam da bu.
Biz siyaseti değil, Türkiye’yi büyütmek zorundayız.
Ve belki de yıllardır aradığımız en büyük ortak payda budur.
*Önce Türkiye.*