İnsan neden kandırılır?
Bu sorunun cevabı sadece zekâ ile ilgili değildir. Tarih boyunca çok zeki insanlar, başarılı yöneticiler, akademisyenler, iş insanları ve toplum önderleri de kandırılmıştır. Çünkü kandırılmak çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil; duyguların, aidiyet ihtiyacının ve sorgulama mekanizmasının devre dışı kalmasından kaynaklanır.
Bugün farklı alanlarda bunun örneklerini görüyoruz. Bir yardım kuruluşu hakkında yürütülen soruşturmalar sonrasında yaşanan tartışmalar, siyasi partiler içerisinde birbirini “kandırılmakla” suçlayan açıklamalar, dini duyguların istismar edilmesi, ekonomik vaatlerle insanların aldatılması ya da sosyal medya üzerinden oluşturulan algılar…
Aslında yöntem değişiyor, fakat insan psikolojisi değişmiyor.
Kandırılmanın temelinde iki önemli sebep vardır.
*Birincisi; insanın bilgi merkezli değil, duygu merkezli hareket etmesidir.*
İnsan yalnız kalmaktan hoşlanmaz. Bir gruba ait olmak, kabul görmek, destek almak ister. Bu ihtiyaç son derece doğaldır. Ancak aidiyet duygusu, sorgulamanın önüne geçtiğinde kişi artık doğruları araştırmayı bırakır.
“Benim grubum yanlış yapmaz.”
“Bizim liderimiz hata yapmaz.”
“Bizim taraf doğru söylüyordur.”
Bu düşünce biçimi, insanı gerçeğe değil; rahat hissettiren duyguya teslim eder.
Araştırılmadan kabul edilen her düşünce, zamanla sorgulanamaz bir inanca dönüşür. İşte kandırılmanın en güçlü zemini budur.
*İkinci önemli sebep ise ideolojik veya düşünsel bağlılığın saplantılı bir bağımlılığa dönüşmesidir.*
Bağlılık ile bağımlılık aynı şey değildir.
Bağlı insan gerektiğinde eleştirir.
Bağımlı insan ise sorgulamaz.
Çünkü eleştiriyi ihanet olarak görür.
Bu noktadan sonra kişi artık delillere değil; kim söylediğine bakmaya başlar.
Yanlışı savunur.
Doğruyu reddeder.
Çelişkileri görmez.
Hatta zarar gördüğünü bile fark etmez.
Psikoloji literatüründe buna doğrulama yanlılığı (confirmation bias), grup aidiyeti etkisi ve bilişsel uyumsuzluğu azaltma eğilimi gibi kavramlarla açıklanan süreçler eşlik eder. İnsan, inandığı düşünceyi destekleyen bilgileri kolay kabul ederken; ona ters düşen gerçekleri görmezden gelmeye meyillidir.
Dolayısıyla kandırılmak sadece bireysel bir problem değildir.
Kimi zaman siyasette…
Kimi zaman ticarette…
Kimi zaman dini yapılarda…
Kimi zaman sosyal medyada…
Kimi zaman da günlük ilişkilerde karşımıza çıkar.
Bugün insanlar sadece yalanlarla değil; eksik bilgilerle, manipülatif başlıklarla, duyguları hedef alan söylemlerle ve sürekli tekrar edilen propagandalarla da yönlendirilmektedir.
Bu yüzden sağlıklı toplumların en büyük gücü kör sadakat değil; eleştirel düşüncedir.
Bir insanın inancı olabilir.
Bir dünya görüşü olabilir.
Bir siyasi tercihi olabilir.
Bir cemaati, derneği veya sivil toplum kuruluşu olabilir.
Ancak hiçbir aidiyet, hakikatin önüne geçmemelidir.
Gerçek bağlılık, yanlış karşısında susmak değildir.
Gerçek sadakat, doğruyu savunabilmektir.
Kandırılmamanın yolu ise çok açıktır:
Araştır.
Karşı görüşü de dinle.
Delil iste.
Sorgula.
Duygularınla değil, aklın ve vicdanınla karar ver.
Çünkü sorgulamayan zihinler kolay yönetilir; sorgulayan zihinler ise kolay kolay kandırılamaz.