Erkan Baş’ın Gerçek Yüzü Ortaya Çıktı:

Türkiye, ne zaman köklü geçmişinden ve medeniyet tasavvurundan aldığı güçle iç barışını tahkim etmeye, "Büyük Türkiye" ideali etrafında kenetlenmeye çalışsa, statükodan ve krizden beslenen siyasi aktörlerin ezber bozan deşifrasyonlarına şahit oluyoruz. Bunun son ve en çarpıcı örneği, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş’ın, önümüzdeki seçimlere ve muhalefetin cumhurbaşkanı adaylığına dair yaptığı o talihsiz açıklamadır. Baş’ın, "ana dili Kürtçe olan bir adayla ortaklaşmayabileceklerini" ifade etmesi, sadece siyasi bir basiretsizlik değil; yıllarca meydanlarda yürütülen popülist siyasetin, "Sol" maskeli oy devşirme taktiklerinin de iflas belgesidir.

Bu ülkenin gündemi barıştan, birilikten ve beraberlikten yanayken, böylesi bir dönemde bu cümlenin kurulması halkın sinesinde haklı bir öfke ve derin bir yıpranmışlık hissi uyandırmıştır. Sorulması gereken ilk soru şudur: Yıllarca "Kürt halkının hamisi" edasıyla kurulan o fiyakalı cümleler, ezilmişlik edebiyatları ve devleti hedef tahtasına oturtan kışkırtıcı söylemler nereye gitti? Ne zaman ki bu topraklarda gerçek bir kardeşlik iklimi yeşermeye başlasa, ne zaman ki samimi bir barış süreci konuşulsa, bu tür şahsiyetlerin barışı sabote edecek bariyerler örmesi tesadüf müdür?

Elbette değildir. Çünkü bu figürlerin temel felsefesi ve varlık sebebi; çözümsüzlükten, kutuplaşmadan ve halkı devlete karşı kışkırtarak buradan siyasi rant elde etmekten ibarettir.

Ana Dil Farklıdır, Resmi Dil Farklıdır:

Entelektüel ve hukuki bir zeminde meseleyi doğru konumlandırmak gerekir: Resmi dil ile ana dil arasındaki çizgi nettir.

Anayasa’nın 3. maddesi uyarınca bu ülkenin resmi dili Türkçedir; devletin birliği, kamusal düzenin işleyişi ve ortak iletişim ağı bu zemin üzerine kuruludur. Cumhurbaşkanı olacak bir kişinin Türkçe bilmemesi ya da resmi dili reddetmesi elbette kabul edilemez bir durumdur ve bu noktada gösterilecek her refleks makuldür. Ancak Erkan Baş’ın hedef aldığı şey resmi dil değil, bireylerin doğdukları evde annelerinden duydukları "ana dili" olmuştur.

Bu topraklarda ana dili Kürtçe, Ermenice, Arapça, Rusça ya da Süryanice olan milyonlarca insanımız yaşamaktadır. Ana dili Kürtçe olan birinin cumhurbaşkanı adayı olamayacağını ima etmek ya da bunu bir ortaklaşma engeli olarak sunmak, bu ülkenin kadim geçmişini, asırlık harcını ve o insanların kimliğini toptan yok saymaktır. Bu yaklaşım, geçmişte yaşanmış asimilasyonist ve inkârcı zihniyetin "sosyalizm" sosuna batırılmış modern bir tezahüründen başka bir şey değildir. Tam da toplumsal entegrasyonun ve birliğin kutsandığı bir evrede bu ayrımcı dili kullanmak, bu ülkenin bütünlüğüne arkadan vurulmuş tehlikeli bir darbedir.

Solculuk Adı Altında Oy Devşirme Siyaseti:

Yıllarca Kürt seçmenin hassasiyetlerini kaşıyarak, onları "sistem dışı" hissettirmeye çalışarak solculuk adı altında ayaklanma, direniş ve başkaldırı kavramlarını sosyolojik birer aparat olarak kullananların maskesi bu açıklamayla düşmüştür. Düne kadar devleti ceberut olmakla suçlayıp Kürt vatandaşların hak savunuculuğunu kimseye bırakmayanlar, iş ülkenin en tepe makamı için vizyon ortaya koymaya geldiğinde bilinçaltlarındaki dışlayıcı kodlara esir düşmüşlerdir. Buradaki temel amaç, Kürt halkının dertlerine derman olmak değil; acılar ve travmalar üzerinden oy devşirerek marjinal ideolojilerini ayakta tutmaktır.

Bu kirli siyaset mekanizmasının ve Erkan Baş gibi figürlerin arka planındaki ilişkiler ağını anlamak artık zor değildir. Nitekim geçmiş dönemlerde Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici’nin de haklı olarak işaret ettiği ve sorguladığı üzere; Erkan Baş’ın geçmişi, aidiyetleri ve hangi dış yapılardan, hangi uluslararası odaklardan lojistik veya ideolojik su taşıdığı meselesi bugün yeniden ve daha güçlü bir şekilde masaya yatırılmalıdır. Kendi ülkesinin sosyolojisine yabancı, kendi insanının ana diline barikat kuran ama iş devlete saldırmaya geldiğinde en ön safta yer alan bu yapıların, hangi küresel senaryoların taşeronluğunu yaptığı sorusu güncelliğini korumaktadır.

Büyük Türkiye İdealini Engelleyemeyeceksiniz!

Halkımız artık bu bayat oyunları yemiyor. Samimi bir barışın, adaletin ve Büyük Türkiye’nin inşası; ne resmi dili yok sayanların ne de insanların anasından öğrendiği dile ambargo koymaya kalkan sahte solcuların ipoteği altındadır.

Erkan Baş’ın bu ayrıştırıcı ve yaralayıcı hamlesi, kendi siyasi kariyerinde kara bir leke olarak kalacaktır. Anadolu’nun her bir rengi, her bir dili ve her bir ferdi bu ülkenin asli unsurudur. İçerideki tüm kışkırtmalara ve dış destekli siyaset mühendisliklerine rağmen, bu necip millet birliğini koruyacak, kendi iç barışını sabote etmek isteyenlerin gerçek yüzünü görerek onları tarihin sığ sularına gömecektir.