Yüz yıldır yönünü batıya dönen ve kendi medeniyet değerlerini değersiz gören bir müfredattan, kendi medeniyet köklerini merkeze alan bir maarif modeli ve cesaretli bir bakana...

Bir milletin geleceği yalnızca sınırlarında değil; okullarında, sınıflarında ve yetiştirdiği neslin zihninde korunur. Çünkü vatanı savunacak asker de adaleti tesis edecek hâkim de millete hizmet edecek bürokrat da ülkenin geleceğine yön verecek öğretmen, mühendis ve devlet adamı da eğitim sisteminin içinden yetişir.

Eğitim, yalnızca bilgi aktarma işi değildir. Eğitim; bir nesle kim olduğunu, nereden geldiğini, hangi değerlere mensup olduğunu ve hangi istikamete yürümesi gerektiğini öğretme meselesidir. Kendi medeniyetini, tarihini, inancını ve milletini tanımayan bir neslin eline verilen bilgi, makam ve teknoloji; milletin hizmetinde kullanılabileceği gibi millete karşı bir silaha da dönüşebilir.

Yakın tarihimiz bunun acı örnekleriyle doludur.

Kendi Milletine Silah Doğrultan Nesil Nasıl Yetişti?
1960 Darbesi’nde, 1980 Darbesi’nde, 28 Şubat Postmodern Darbesi’nde ve 15 Temmuz hain darbe girişiminde bu ülkenin imkânlarıyla yetişen, milletin vergileriyle maaş alan Fetöcüler, yine milletin parasıyla alınmış silahları kendi halkına doğrultmuştur, üzerlerine bomba yağdırmıştır.

15 Temmuz gecesi bu milletin uçakları, helikopterleri ve tankları milletimize karşı kullanılmış; Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalanmış, vatanını savunan masum insanlar şehit edilmiştir. İsimleri, kimlikleri ve doğum yerleri bu topraklara ait olsa da zihinleri ve sadakatleri başka merkezlerin emrine girmiş kişiler, kendi milletine silah sıkabilmiştir.

Öyleyse kendimize şu ağır soruyu sormamız gerekir:

Bir insan nasıl olur da ekmeğini yediği, suyunu içtiği, imkânlarıyla yetiştiği ve kendisine emanet edilen silahı taşıdığı kendi devletine ihanet edebilir?

Bunun cevabı yalnızca güvenlik politikalarında aranamaz. Meselenin temelinde bir eğitim ve şahsiyet problemi vardır. Aidiyet duygusu verilmeyen, millî ve manevi değerlerle buluşturulmayan, tarihini ve medeniyetini tanımayan insan; makam sahibi olabilir fakat şahsiyet sahibi olamayabilir. Diploma alabilir fakat vicdan kazanamayabilir. Bilgi sahibi olabilir fakat irfan sahibi olamayabilir.

İşte bu sebeple eğitim meselesi aynı zamanda bir millî güvenlik meselesidir.

Bilgi Yetmez, Şahsiyet de İnşa Edilmelidir
Yıllarca çocuklarımızı sınavlara hazırladık fakat hayata hazırlamakta eksik kaldık. Matematik öğrettik fakat adaleti yeterince öğretemedik. Fen öğrettik fakat merhameti ihmal ettik. Yabancı dil öğrettik fakat kendi medeniyetimizin dilini, kavramlarını ve mefkûresini unutturduk. Meslek sahibi yaptık fakat mesuliyet sahibi yapmakta zorlandık.

Neticede bazı insanlar büyük makamlara ulaştı ancak mensubu olduğu millete karşı sorumluluk hissedemedi. Bazıları akademik başarı kazandı fakat vatan, millet, bayrak, aile, ahlak ve inanç karşısındaki vazifesini ve sorumluluğunu kavrayamadı.

Hâlbuki eğitimin asli gayesi yalnızca başarılı insan değil; iyi, doğru, adaletli, vicdanlı ve merhametli insan yetiştirmektir. Akıl ile kalbi, bilgi ile hikmeti, bilim ile ahlakı ve meslek ile mesuliyeti bir araya getirmeyen eğitim sistemi eksik kalır.

Bu hakikati gören ve eğitim sistemini yeniden kendi medeniyet değerlerimiz üzerine inşa etmeye çalışan isimlerin başında Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin gelmektedir.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Bir Uyanış Hamlesidir
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni yalnızca yeni bir müfredat değişikliği olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Bu model, yüzlerce yıllık medeniyet birikimimiz ile çağın bilimsel ve teknolojik imkânlarını buluşturmayı hedefleyen bir nesil ve şahsiyet inşası hamlesidir.

Modelin merkezinde yalnızca sınavlarda yüksek puan alan öğrenci değil; erdemli, üretken, çalışkan, sorumluluk sahibi ve milletine faydalı insan bulunmaktadır. “Erdem-Değer-Eylem” çerçevesinde adalet, saygı ve sorumluluk çatı değerler olarak belirlenmiş; aile bütünlüğü, vatanseverlik, merhamet, mahremiyet, dürüstlük, çalışkanlık, sabır, yardımseverlik ve dayanışma gibi değerler eğitim sürecinin asli unsurları hâline getirilmiştir.

Bu yaklaşım, değerleri hayatın dışına iten küresel dayatma müfredat anlayışlarına karşı açık bir medeniyet iradesidir. Çünkü değerlerden arındırılmış eğitim tarafsız değildir. Kendi değerlerinizi öğretmezseniz başkalarının değerleri çocuklarınızın zihnini ve şahsiyetini şekillendirir.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin hedefi ezberci ve taklitçi bir nesil değil; düşünen, üreten, sorgulayan fakat kendi medeniyet köklerinden kopmayan bir nesildir. Millî kimliğini muhafaza ederken insanlığın ortak birikiminden yararlanabilen; bilimde, sanatta ve teknolojide ilerlerken ahlakını kaybetmeyen bir gençliktir.

Yusuf Tekin’i “Yüzyılın Bakanı” Yapan Cesaret
Yusuf Tekin’i son yüz yılın en cesur Millî Eğitim Bakanlarından biri yapan husus, yalnızca bazı idarî düzenlemeler gerçekleştirmesi değildir. Onu farklı kılan, eğitime dair temel meseleleri cesaretle gündeme getirmesi ve yıllardır dokunulmayan alanlara dokunabilmesi iradesidir.

Yusuf Tekin;

  • Eğitimi köksüz ve kimliksiz bir bilgi aktarımından kurtarmaya çalışmıştır.
  • “İyi insan” yetiştirme hedefini eğitim sisteminin merkezine yerleştirmiştir.
  • Millî ve manevi değerleri müfredatın kenarında bırakmayıp programların içine taşımıştır.
  • Aileyi, öğretmeni ve okulu aynı eğitim hedefinde buluşturmaya gayret etmiştir.
  • Yabancı okulların Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukuna ve eğitim mevzuatına uyması konusunda kararlı bir irade ortaya koymuştur.
  • FETÖ’nün eğitim ve bürokrasi içerisindeki kalıntılarıyla mücadele konusunda hassasiyet göstermiştir. En güçlü dönemlerinde mücadele eden ender bürokratlardan biridir.
  • Mesleki eğitimi ülkenin üretim, istihdam ve kalkınma hedefleriyle buluşturmayı önemsemiştir.
  • Öğrencilerin yalnızca akademik başarısını değil; sosyal, duygusal, ahlaki ve şahsiyet gelişimini de esas alan bütüncül bir yaklaşım benimsemiştir.

Bunları yapabilmek yalnızca makam değil; cesaret, kararlılık ve gelecek mefkûresi ister. Çünkü yıllardır devam eden kalıpları değiştirmeye çalışan herkes, mevcut düzenden beslenen çevrelerin tepkisini üzerine çeker.

Mesleki Eğitim Memleket Meselesidir
Türkiye’nin yeniden şahlanması için yalnızca diploma sahibi gençlere değil; üreten, çalışan, meslek sahibi olan ve alın teriyle ülkesine değer katan ahlaklı gençlere ihtiyacı vardır.

Mesleki eğitim, algı operasyonlarında gösterdikleri gibi öğrenciyi değersizleştiren bir alan değil; kabiliyetini keşfetmesini, üretim hayatına hazırlanmasını ve geleceğini kurmasını sağlayan stratejik bir imkândır. Her genci üniversite kapısına yığan ve sonunda yüz binlerce diplomalı işsiz meydana getiren anlayış sürdürülebilir değildir.

Türkiye’nin sanayide, tarımda, teknolojide ve savunma alanında güçlenmesi; nitelikli teknisyenlere, ustalara, zanaatkârlara ve girişimcilere bağlıdır. Ahilik geleneğimizde meslek yalnızca para kazanma vasıtası değil; ahlak, liyakat ve hizmet yoluydu. El ile kalp, sanat ile ahlak, kazanç ile helal hassasiyeti birlikte öğretilirdi.

Bugün mesleki eğitim de bu anlayışla yeniden ele alınmalıdır. Gençlerimiz hem bir meslek edinmeli hem de iş ahlakını, dürüstlüğü, sorumluluğu, üretmenin şerefini ve ülkesine faydalı olmanın kıymetini öğrenmelidir.

Birlikte Yaşama İradesi ve Terörsüz Türkiye
Millî ve manevi değerler eğitimi, toplumu ayrıştırmanın değil; milletimizi ortak değerler etrafında birleştirmenin yoludur. Bu topraklarda yaşayan insanları birbirine bağlayan tarih, bayrak, vatan, inanç, acı ve umut birlikteliğidir.

Türkiye’nin ihtiyacı; farklılıklarını çatışma sebebi hâline getirmeyen, birbirinin hukukuna riayet eden, kardeşlik şuuruyla hareket eden ve ortak geleceğine sahip çıkan bir nesildir. Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Çerkez’i, Zaza’sı ve diğer bütün unsurlarıyla milletimiz; adalet, merhamet ve kardeşlik temelinde birlikte yaşama iradesini güçlendirmelidir.

“Terörsüz Türkiye” hedefi yalnızca güvenlik güçlerinin mücadelesiyle gerçekleşemez. Terörün zeminini kurutacak en önemli güçlerden biri eğitimdir. Kendini milletine ait hisseden, hakkını meşru yollarla arayan, farklı görüşlere tahammül edebilen ve kardeşlik hukukunu bilen gençler yetiştirildiğinde terör örgütleri insan kaynağı bulamayacaktır.

Kardeşlik, slogandan önce bir eğitim meselesidir. Aidiyet, kendiliğinden ortaya çıkmaz; ailede başlar, okulda güçlenir ve toplumda yaşatılır.

Neden Sürekli Hedef Alınıyor?
Yusuf Tekin’e yönelik tartışmaların önemli bir kısmı yalnızca eğitim uygulamalarından kaynaklanmamaktadır. Asıl rahatsızlık, Türkiye’nin kendi eğitim felsefesini kurmaya başlamasından duyulmaktadır.

Kendi tarihine yabancı, medeniyetinden utanan ve Batı’dan gelen her düşünceyi sorgulamadan doğru kabul eden bir nesil istenmektedir. Yusuf Tekin ise taklit eden değil üreten, aşağılık kompleksine kapılan değil kendi kimliğiyle dünyaya söz söyleyen bir gençlik hedeflemektedir.

Elbette bir bakanın uygulamaları eleştirilebilir. Demokratik toplumlarda eleştiri meşrudur ve gereklidir. Ancak eleştiri ile sistematik itibarsızlaştırma aynı şey değildir. Eğitim politikalarını ilmî veriler üzerinden tartışmak başka, millî ve manevi değerlere yönelik her adımı peşinen “gericilik” olarak yaftalamak başkadır.

Bazı ideolojik medya çevrelerinin ve sosyal medya hesaplarının meseleyi eğitim zemininden çıkarıp şahıs itibarsızlaştırmasına dönüştürmesi düşündürücüdür. Çünkü hedef alınan yalnızca bir bakan değil; Türkiye’nin kendi medeniyet değerleriyle yeniden ayağa kalkma iradesidir.

Tarihî Hatalardan Ders Almak Zorundayız
Osmanlı Devleti’nin son döneminde özgürlük, eşitlik ve ilerleme gibi kavramlarla ortaya çıkan bazı Jön Türk ve İttihatçı çevreler; dış güçlerin yönlendirmelerini, içerideki ayrışmaları ve dönemin büyük siyasî hesaplarını yeterince okuyamadılar. Osmanlı’nın çözülüşünü yalnızca bu yapılara bağlamak tarihî bakımdan eksik olsa da onların tercihlerinin yıkılışa giden süreçte ciddi bir payı olduğu inkâr edilemez.

Tarih bize şunu öğretmektedir: Dışarıdan gelen her kavram, proje ve model masum değildir. Özgürlük söylemiyle milletler parçalanabilir, çağdaşlaşma iddiasıyla toplumlar köklerinden koparılabilir, eğitim reformu görüntüsü altında nesiller kimliksizleştirilebilir.

Dün Osmanlı Devleti üzerinde oynanan oyunları doğru okuyamayanlar büyük bedeller ödediler. Bugün bizim vazifemiz, aynı hatalara yeniden düşmemektir. Bunun yolu dünyaya kapanmak değil; dünyayı tanırken kendi kimliğini korumaktır.

Neslin İhyası Meselesi Yusuf Tekin’den Daha Ötedir
Bugün mesele yalnızca bir bakanı desteklemek veya bir müfredatı savunmak değildir. Mesele, nasıl bir insan ve nasıl bir gelecek istediğimizdir. Nitekim, Baki ve ulvî davalar fani şahısların omuzlarına bina edilmez. Yusuf Tekin de Maarif Modeli ile baki ve ulvi nesil yetiştirme davamıza hizmet ediyor.

Biz; kendi milletine silah doğrultan değil, milletine hizmet eden bir nesil istiyoruz.

Biz; makamını kişisel menfaat için değil, devletine ve insanlığa hizmet için kullanan idareciler istiyoruz.

Biz; bilimde ilerleyen fakat ahlakından taviz vermeyen gençler istiyoruz.

Biz; farklılıkları çatışmaya değil zenginliğe dönüştüren, birlik, beraberlik ve kardeşlik hukukuna sahip çıkan bir toplum istiyoruz.

Biz; ailesini koruyan, mazlumun yanında duran, zalime karşı hakkı söyleyen, vatanını seven ve inancıyla barışık bir gençlik istiyoruz.

Biz; meslek sahibi, üretken, girişimci, gayretli ve ülkesinin geleceğini başka ülkelerde değil kendi toprağında kurmak isteyen aidiyeti olan bir nesil istiyoruz.

Bu sebeple vatanını, milletini, ailesini ve medeniyet değerlerini seven yazarlar, akademisyenler, öğretmenler, veliler, kanaat önderleri ve sivil toplum kuruluşları Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne sahip çıkmalıdır. Bakan Yusuf Tekin’e destek vermelidir.

Nesli İhyâ, Medeniyeti İnşâ Mefkûremiz
Türkiye’nin yeniden şahlanması ekonomik büyümeden önce insanın ve şahsiyetin inşasıyla mümkündür. Çünkü güçlü devlet, güçlü şahsiyetlerin omuzlarında yükselir. Şahsiyeti zayıflamış bir toplumun ordusu büyük, ekonomisi güçlü ve teknolojisi ileri olsa bile geleceği güven altında değildir.

Bugün bölgemizde yaşanan gelişmeler, İsrail’in saldırgan politikaları ve küresel güçlerin İslam coğrafyası üzerindeki hesapları göstermektedir ki çocuklarımızı kimliksiz yetiştirme lüksümüz yoktur. Hiçbir maaş, makam veya dünyevi menfaat; din, vatan, millet ve insanlık sorumluluğunun önüne geçmemelidir.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, bu bakımdan yalnızca bir eğitim programı değil; yeniden uyanışın ve dirilişin önemli bir adımıdır. Yusuf Tekin’in öncülük ettiği bu mücadele, bir şahsın siyasi geleceğinden çok daha büyük bir anlam taşımaktadır.

Bugün Yusuf Tekin’e destek vermek; eğitimin eksiklerini görmezden gelmek veya yapılan her uygulamayı sorgusuz kabul etmek değildir. Ona destek vermek; millî eğitim iradesine, kendi medeniyet değerlerimize ve ahlaklı nesil yetiştirme gayesine sahip çıkmaktır.

Çünkü biliyoruz ki nesil ihyâ edilmeden medeniyet inşâ edilemez. İnsan yetiştirilmeden devlet güçlenemez. Aidiyet kazandırılmadan vatan korunamaz, medeniyet inşa edilmez.

Dün kendi milletine silah doğrultan insanların bir daha ortaya çıkmasını istemiyorsak bugün çocuklarımızın yalnızca zihnini değil; kalbini, vicdanını ve şahsiyetini de eğitmek zorundayız. Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinde aklıselim, kalbiselim ve zevkiselim kavramları, erdemli, bilge ve medeniyet kurucusu nesiller yetiştirmeyi amaçlayan temel felsefi dayanaklardır.

Yusuf Tekin’in mücadelesi tam da bunun mücadelesidir:

Köklerinden kopmadan dünyaya açılan, bilimle ilerleyen, ahlakla yükselen, vatanına ve milletine sadakatle hizmet eden bir nesil yetiştirmek…

Bu mücadele yalnızca Millî Eğitim Bakanının değil, hepimizin mücadelesidir.

Yusuf Tekin’e destek vermek; neslimize, geleceğimize ve Türkiye’nin yeniden şahlanma mefkûresine sahip çıkmaktır. Nasip et Ya Rabb!

Adnan Kalkan
Psikoloji Bilimi Uzmanı
Aile Danışmanı – Eğitimci Yazar
[email protected]