Değerli Kardeşlerim,
Dünya yeni bir dönemin kapısından geçiyor.
Adına yapay zekâ diyoruz ama mesele sadece bilgisayara soru sormak ya da birkaç saniyede resim hazırlatmak değil. Yapay zekâ bugün görüntüden tercümeye; sağlıktan eğitime, sanayiden savunmaya, metinden sese, ticaretten ulaşıma kadar hayatın hemen her alanına giriyor.
Mesele, geleceğin dünyasında kimin üreten, kimin tüketen olacağı meselesidir.
Son zamanlarda dikkatimi çeken bir şey var. Yapay zekâ artık sadece bilim insanlarının, mühendislerin veya teknoloji şirketlerinin konuştuğu bir konu değil. Dost meclislerinde, iş yerlerinde, kahvehanelerde; toplumun hemen her kesiminde konuşuluyor. Ben de bu mesele üzerine düşüncelerimi paylaşma ihtiyacı hissettim.
Sanayi Devrimi başladığında dedelerimiz bu büyük dönüşüme zamanında ayak uyduramadı. Avrupa makineleşti, üretim gücünü artırdı. Aradaki fark zamanla ekonomiden savunmaya kadar birçok alanda kendisini gösterdi.
Bugün önümüzde yeni bir dönüm noktası var: Yapay zekâ.
Tam da bu düşüncelerle yazımı hazırlarken, dün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın 21.MÜSİAD EXPO Uluslararası İş Forumu kapanış programında söyledikleri dikkatimi çekti:
“Yapay zekâyı geliştirirken insan faktörüne gerekli önemi vermezseniz arzu ettiğinizin tam tersi neticelerle karşılaşabilirsiniz.”
Cumhurbaşkanımız devamında insanı insan yapan değerlerin, ailenin, toplumun, millî ve manevi hasletlerimizin ve iş ahlakının korunması gerektiğini vurguladı.
Aslında üzerinde durmaya çalıştığım mesele de bu: Teknolojiye teslim olmak değil, teknolojiyi kendi değerlerimizle buluşturmak.
Kur'an-ı Kerim'in insana ve bilgiye bakışı da önümüze geniş bir ufuk açıyor. Rabbimiz Bakara Suresi'nin 31. ayetinde, “Allah Âdem'e bütün isimleri öğretti” buyuruyor.
İnsana öğrenme, düşünme, bilgi üretme ve keşfetme kabiliyeti verilmiş. İnsan yoktan var edemez; yaratmak Allah'a mahsustur. İnsan, Allah'ın yarattığı kâinattaki kanunları araştırır, öğrenir ve keşfeder.
Kur'an'da Hz. Süleyman ile Sebe Melikesi Belkıs arasında geçen hadise de dikkat çekicidir. Neml Suresi'nin 39. ayetinde, “kitaptan bilgisi olan” birinin Belkıs'ın tahtını “gözünü açıp kapamadan önce” Hz. Süleyman'ın yanına getirebileceğini söylediği ve tahtın onun yanında görüldüğü anlatılır.
Kur'an bunun nasıl gerçekleştiğini teknik olarak anlatmıyor. Dolayısıyla buna bugünkü anlamıyla “ışınlama” demek doğru olmaz. Ancak bu hadise, bugün imkânsız gördüğümüz nice şeyin yarın ilim ve keşifle önümüze çıkabileceğini düşündürüyor.
Yapay zekâya da biraz böyle bakmak gerektiği kanaatindeyim.
Elbette tehlikelerini konuşacağız. Her teknolojinin faydaları olduğu gibi riskleri de vardır. Fakat benim asıl sorum şu:
Biz yapay zekânın tehlikelerini konuşurken, başkaları bu teknolojinin sahibi mi olacak?
Bugün kullandığımız birçok yapay zekâ uygulaması başka ülkelerde geliştiriliyor.
Türkiye bu teknolojinin müşterisi mi olacak, yoksa kendi modelini, insan kaynağını, veri altyapısını ve teknolojisini üreten ülkelerden biri mi olacak?
Hakkını teslim edelim; Türkiye bu konuda seyirci değil. Devletin, üniversitelerin, TÜBİTAK'ın ve özel sektörün çalışmaları var. Fakat bunları yeterli görüp rahatlama lüksümüz de yok.
Bir dönem bazı teknolojilere daha ne olduğunu anlamadan “gavur icadı” deyip mesafeli duranlarımız oldu. Sonra dönüp o teknolojilerin müşterisi hâline geldik.
Mesele yeni olan her şeye teslim olmak da değildir, bütünüyle karşı çıkmak da. Mesele teknolojiyi kendi değer ölçülerimizle buluşturup insanlığın hayrına kullanabilmektir.
Tam da burada güzel örnekleri görüp teşvik etmek gerekiyor.
Değerli dostum, genç girişimci Cüneyt Bahadır'ın kurucu ortakları arasında yer aldığı Folio AI'ın özellikle KOBİ'lerin yapay zekânın imkânlarından yararlanmasına yönelik çalışmalarını bu bakımdan kıymetli buluyorum. Cüneyt kardeşimi ve emeği geçenleri tebrik ediyor, yollarının açık olmasını diliyorum.
Sanayi Devrimi'ne zamanında ayak uyduramamanın bedelini bu coğrafya yıllarca ödedi.
Aynı hatayı dijital çağda tekrarlamamalıyız.
Bir noktaya daha temas ederek yazımı bitirmek istiyorum.
Yeni bir bilimsel gelişme veya keşif gündeme geldiğinde, Müslüman toplumlarda zaman zaman “Bu zaten Kur'an'da vardı” denilerek geçmişten ona bir karşılık bulma gayretine giriliyor. Bu yaklaşımdan kurtulmamız gerektiğini düşünüyorum.
Asıl vazifemiz, başkalarının ortaya koyduğu her yeni gelişmenin ardından “Bu bizde zaten vardı” demek değil; Kur'an'ın ilme, düşünmeye ve araştırmaya yaptığı çağrıdan hareketle yeniden ilimde öncü olmaktır.
Geçmişte Müslüman âlimler yaptıkları çalışmalar ve keşiflerle insanlığın bilgi birikimine önemli katkılar sundular. Bugün bize düşen de yapay zekâ dâhil yeni teknolojileri uzaktan seyretmek değil; araştırmak, geliştirmek ve üretmektir.
Artık “Bu zaten bizde vardı” deme kolaycılığını bırakıp, geçmişte olduğu gibi bugünde ilimde öncü olarak “Bunu insanlığın hizmetine biz sunduk” diyebilmenin zamanıdır.
Selam ve dualarımla