Celal Şengör: Allah'a değil bana şükredeceksin

HaberTürk'te Fatih Altaylı'nın TekeTek programına katılan jeolog Prof. Dr. Celal Şengör, şoförüyle arasında geçen olayı anlatırken şükredilmesi gerekenin kendisi olduğunu vurguladı.

Celal Şengör: Allah'a değil bana şükredeceksin

HaberTürk'te Fatih Altaylı'nın sunduğu Teke Tek programında açıklamalarda bulunan jeolog Prof. Dr. Celal Şengör'in ifadeleri tepki çekti.

DUA EDECEKSEN BANA EDECEKSİN

Ateist olduğunu açıklayan ve dışkı yemekle övünerek gündeme gelen Celal Şengör bir kez daha gündeme gelmeyi başardı. Her fırsatta bilimi öne çıkararak Ateizm propagandası yapan Şengör, ''Eski şoförüm ŞAban'la mağarada kaybolmuştuk. İçeride baktım ŞAban dua etmeye başladı. 'Derhal kes' dedim. 'Dua edeceksen bana edeceksin' dedim. Seni ancak ben çıkarırım. Dışarıya çıktık baktım 'Allah'a çok şükür' diyor. Dedim 'kime şükrediyorsun?', bana şükredeceksin.'' ifadelerini kullandı.

Güncelleme Tarihi: 09 Nisan 2020, 01:29
YORUM EKLE
YORUMLAR
Günel
Günel - 2 ay Önce

Allah Sizi İslah Etsin Allahdan KURANİ Kerim’den Başka Her Şey Yalandı Kendinizi Ne Sanırsınız İnsanlar Getdikçe İblisin Üzün Alır Allah Bele İnsanların Yolun Karanlığ Etsin Allaha Bele Küfür Ediler Küfür Edileçek Çok Yanınız Var Kendinize Bedua Etmek Lazım

mehmet doğar
mehmet doğar - 2 ay Önce

sapkınsın şuursuz beyinsizsen kimsin kendini ne sanıyorsun seni kim yarattı Allah akıl fikir versin sizlerin sayesinde bunca genç dinsiz yetişti.hiç bir toplum seni kabul etmez. seviyesiz adam.

Ertuğrul Tulpar
Ertuğrul Tulpar - 2 ay Önce

Celal Şengör, Barbaros Şansal ve Atakan Kayalar

Psikolog Hüseyin Kaçın

Aile: Mutlu Karı Kocaların Yuvalarında Bilinçli Çocuklar Yetişir

Celal Şengör, Barbaros Şansal ve Atakan Kayalar üç bilinmeyenli denklem olarak medya tarafından topluma ideal ve parlak bireyler, mutlu ve başarılı insanlar olarak sunuldular. Üç bilinmeyenli denklem sistemlerinde yalnız bırakma ve yok etme (sayma) metodu ile çözüme ulaşılır. Sıra dışı kişilikleriyle topluma sunulan bu insanlar, bilim adamı olarak başarılı olurlarsa bilim adamı kimliklerini takdir etmek zorundayız; fakat kültür dünyamıza bitmeyen saldırılarına da dur demek görevimizdir.

1. Denklem Celal Şengör:

“Benim epeyce kitabım vardı ilkokuldayken de. Gökkuşağı kitapları vardı onlardan bir tanesi coğrafya idi. Onun başında da çok güzel jeoloji bölümü vardı. Jules Verne’nin Arzın Merkezine Seyahat’ten jeolojiye ilgim başladı. Annem de zamanında bana bir dinozor kitabı aldı. Oradaki dinozoru hatırlıyorum, ağzında otlar. Karaköy’de hatırlıyorum hayal meyal. Ondan sonra fen ve tabiat ansiklopedisi aldılar. Onun içerisinde çok güzel dinozor resimleri vardı. Ondan sonra bana çeşitli oyuncaklar aldılar. Hazır bir biyoloji laboratuvarı vardı. Mikroskopu vardı sineklere bakardım. Anne babam okumuş bir aile, çok iyi bir aile, zengin bir aile ne istersen var. Ben gençliğimde çok küçük bir çocukken ben bilime merak sardım. Top oynamadım ben sokağa hiç çıkmadım ki mahalleye hiç çıkmadım. Beni sokağa çıkartmazlardı. Kışın laleli de apartmanda otururduk. Yazın Yeşilköy'de idik, koskoca köşk, koca bahçe, sokağa çıkıp ne yapayım? Pek nadiren arkadaşla oynardım. Çok çok nadiren oynadım.

Ben Robert Koleji mezunuyum . Ben jeolojiye hocalarım tarafından yönlendirilmedim. Ben kendi meraklarımı izledim. Ben üniversiteyi mektep diye okumadım keyif için yaptım. Benim bir kız arkadaş edinmeme karar verildi. Hocam bana artık bir kız tavla dedi. Kıza baktım bir içim suydu hakikaten nefis. Gerekli diye bir şey yok benim için ben içimden ne geliyorsa onu yapıyordum. Ben hayata atılmadım. Üniversite bitmeden, daha lise bitmeden İTÜ’de öğretim üyesi olacağımı biliyordum.

Türk toplumu cahil, dünyadan bihaber dinamik bir toplum. Türk toplumunun ortalamasını alırsanız Afganistan'dır. Pakistan değildir çünkü Pakistan kendi içinden Nobel almış fizikçi çıkarmıştır.

Türkiye’de tanınmak istiyorsanız televizyona çıkmanız gerekiyor. Medya fevkalade önemli. Televizyonlar çağırdıkça ben de gidiyordum 1999 depreminden sonra. Marjinal demek kenar demek, ben toplumun kenarındayım. Marjinal demek ortalama değil demektir. Her bilim adamı, bilim adamıysa marjinaldir. Her öğretim üyesi bilim adamı değildir, marjinal değildir.

Başörtülü öğrenciler derste benim karşıma geldiğinde; "Benim sana anlatacaklarım başörtüsünün ima ettiği dinle çatışıyor ne yapacaksınız?" diyorum. Kızlar gülüp geçiyorlardı "Bu bizim inancımız" diyorlardı. Ben de daha fazla ne yapayım yazık.

Kendimi bildim bileli ben küçücük çocukluğumdan beri ateistim. Bana saçma geliyordu. Ben çok küçükken masallar okunurdu, o masallarda cadılar falan vardı. Ben çok korkuyordum. Bana korkma bu doğru değil diyorlardı. Bu bir masal. Dini öğrenmeye başlayınca cehennem, melekler var. Bunlar nerede diyordum, bunlar da masal. Peki neredeler dediğimde cevap veremiyorlardı. Rahmetli dedeciğim abisi için her sene mevlit okuturdu. Kani Karaca’lar gelirdi. Onlara da sorardım anlattıkları hava. Anlattıkları annemin anlattıklarına benziyordu.”

2. Denklem Barbaros Şansal:

“Nasıl bir ailede doğdum? Yüksek burjuvada doğdum ben ellili yılların sonunda varlıklı, tanınan, eğitimli, sosyal hayatı çok yüksek, gezmeyi eğlenceyi seven geniş bir çevresi olan cemiyet hayatında öyle bir çevrede doğdum, öyle semtlerde büyüdüm. Öyle okullar da çok okul değiştirdim. Hep okuldan atıldım. Çocuk odam olmadı benim çünkü ben hep yatılı okullarda okudum. Lider kimliklerin ailesi olmamalı. Benim aile bağlarım yok uzun yıllardır. Aile beni çok fazla şekillendiren bir şeydi. Çok fazla kendisine benzetmeye çalışan bir şeydi. Mertebe tutkusuna ulaşmış ailelerdi, dönüşüyorsunuz yani kravat takım elbise, mutlu bir evlilik, çocuklar, kolejler, bahçıvan, şoför en sonunda hepsi uşak. O hayat bana çok hitap eden bir hayat değildir. Protesto sıra dışı bir çocuktum. Her zaman sıra dışıydım. Çok acayip hobilerim vardı. İstanbul telefon defterini ezberlemeye çalışırdım. Kaldırımların taşlarının çizgilerine basmazdım. Yatağın altından canavar çıkacak zannederdim. Çocukken beni Rüyamdaki Sevgili diye bir filme götürmüşlerdi. Adam karısını yakıp öldürmek istiyor. Kadın yanmıyor ama yüzünün yarısı yanık. Yatağın altından hep canavar olarak çıkıyor. Nasıl bir fobi yaptıysa bana, geçtim tabi ben onları çocukken. Yatağa atlayarak girerdim oturarak yatamazdım sanki altından bir şey çıkacak sanırdım. Korkular orda çok tehlikeli şeyler. Bizim ailemizde kim kime dum duma. Kimi gece gezmede. Babam Kulüp 12’de başka kadınla nişanlanıyor. Annem başka yerde. Aileden destek bulamadım. Babaannemden çok şey öğrendim.”

3. Denklem Atakan Kayalar:

“Adım Atakan. Bu kadar. Fazla anlatabilecek hayat hikayem yok. Metafor uzmanıyım desem olmaz, beyin cerrahıyım desem olmaz, cumhurbaşkanıyım desem olmaz. Felsefeyle ilgilisin galiba dedim. Eğitim ve bireysel haklar üzerine konuşuyorduk. O anda Fethi Çağıl bir şey söyledi. Tam olarak hatırlamıyorum. Okuduğum kitaplara bakacak olursak. Kayı serisinin tamamını okudum. Nutuk okudum. Homeros İlyada okudum. Böyle Buyurdu Zerdüşt okudum” şeklinde konuştu.

Okul öncesi felsefe eğitimi verilmesi gerektiğini ifade eden Atakan Kayalar, “Okuldan önce ayrıca bir ahlak eğitimi, ahlak, terbiye ve saygı eğitimi verilmesi gerekiyor. Ondan sonra ise felsefe eğitimi verilmesi gerekiyor. Eskiden felsefe ve psikoloji derdim ama artık sadece felsefe diyorum. Küçük çocuklara psikoloji öğretmekte büyük bir sıkıntı vardır. İnsan hep kendinde bir şeyler arar. Gider şizofreniye bakar. Ben böyle miyim, ben şöyle miyim, ben öyle olacak mıyım, ben böyle olacak mıyım, benim düşüncelerim nasıl, ya ben şizofreniysem diye düşünmeye başlar. O yüzden ilk önce felsefe ondan sonra ise tarih öğretilmelidir” ifadelerini kullandı.

Bu üç bilinmeyenli denklem çocuklar:

1- Onlar dünyaya bir asalet duygusuyla gelirler ve öyle davranırlar.

2- Burada olmayı hak ettiklerini hisseder ve başkalarının bu hissi paylaşmadıklarını görünce çok şaşırırlar.

3- Kendi değerlerini bilmek onlar için bir sorun değildir.

4- Mutlak otorite karşısında zorluk yaşarlar.

5- Belli şeyleri kesinlikle yapmazlar. Örneğin; kuyruğa girmek gibi.

6- Ritüel, yönelimli ve yaratıcılık gerektirmeyen sistemler karşısında düş kırıklığı yaşarlar.

7- Herhangi bir sisteme uyum sağlamazlar ve sistem yıkıcılar gibi görünürler.

8- Kendi türleriyle birlikte olmadıklarında anti-sosyal görünürler.

9- Suçluluk duygusu verilerek disipline edilemezler.

10- İhtiyaçlarını bildirmekten çekinmezler.

Celal Şengör ateist, Barbaros Şansal eşcinsel, Atakan Kayalar nihilist olarak medya gündeminde yer aldıkça, Türk toplumunun dinamiklerinde bomba etkisi yaratmış oldular. Çocuklukları irdelenirse, ortak paydaları sosyal bir hayatlarının olmaması bakımından, mutlu bir çocukluk yaşamadıklarını ifade edebiliriz. Böyle çocukların yetişmesinde anneler duygusal olarak daha baskın, babalar ise işlerinden güçlerinden arta kalan zamanlarda işlevsiz diyebileceğimiz bir babalık performansı göstermektedirler. Preödipal dönemde kalmış, ödipal sorunlarını aşamamış, yani çözümleyememiş çocuklardır. Büyüdüklerinde toplumsal hayatta düşünceleriyle fayda da sağlayabilirler, toplumun iç dinamiklerinde yıkım da yaratabilirler.

“Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Okul” eylem planı hazırlıklarını eleştirdiğimiz ve bunun sonucunda “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Etkinlikleri”ni askıya alan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bilim adamı kimliği ve pedagojik formasyonunun tecrübesi ile çok yerinde ve doğru bir kararla Atakan Kayalar’ı medya ve şöhret budalalarının istilasından korumuştur. Atakan Kayalar’ı, Barbaros Şansal olmaktan kurtarmıştır; eğitim hayatında her şey yolunda giderse yeni bir Celal Şengör kazanmamız ise ihtimal dahilindedir.

Koronavirüslü günler bugün yarın bittiğinde, Türk Milleti kadına şiddeti çözmek adına; bilimselliği olmayan “Toplumsal Cinsiyete Eşitliği” zırvalıklarına son vermek zorunda kalacaktır. Koronavirüs sayesinde mecburen evde kaldık ama ister istemez aile olmak zorunda kaldık. Amerika ve Avrupa’nın da sağlık alanında bilimsel ve teknolojik olarak çöküşlerini ya da sarsılmışlıklarını gördükçe, kendi bilim ve teknoloji yani aslında medeniyet köklerimizin imkanlarının gücünü de ister istemez idrak etmeye başladık sanırım. Evde kaldıkça, anladıkça; gördük ki aile demek medeniyetin temeli demekmiş aslında. Tanzimat’tan bu yana bitmeyen Batılılaşma serüvenimizin dayatmalarıyla, milli ve manevi değerlerimizi yitirdiğimiz oranda Müslümanlık ve Türklük bilincimiz büyük yaralar aldıkça, aile kurumumuz da çökmenin eşiğine gelmiştir. Sağlık Bakanlığı, Bilim Kurulu’nda bulunan “bilim insanlarımızın” değil, kadınıyla erkeğiyle “bilim adamlarımızın” yerinde kararları ile salgını büyük oranda önlemeyi başarmıştır. Bu sürecin sonunda hiçbir şey eskisi gibi olmayacağı için, Sayın Cumhurbaşkanımızın da Ev’de kalmayı başaran Aile’mizin dinamiklerinin ve bağlarının güçlenmesine yönelik yeni çalışmalar başlatacağını umuyoruz. Sağlıklı ailelerde, mutlu karı koca ilişkileri yaşandıkça bilinçli çocuklar yetişir. Bilinçli çocuklar büyüdüklerinde kişilikli gençler olarak Güçlü ve Büyük Türkiye Rüyasının temellerini birlikte inşa edeceklerdir. Necip Fazıl’ın Büyük Doğusu, Sezai Karakoç’un Diriliş Neslinin Amentüsü, Mehmet Kaplan’ın Büyük Türkiye Rüyası ve Nurettin Topçu’nun Yarınki Türkiyesi…

SIRADAKİ HABER

banner5