İsim verdi, hedef gösterdi, "suikastçı" ilan etti!

Binali Yıldırım-Ekrem İmamoğlu canlı yayını için kendisine gelen moderatörlük teklifini esrarengiz şekilde reddeden Sözcü yazarı Uğur Dündar, İsmail Küçükkaya hakkında bir yazı kaleme aldı.

İsim verdi, hedef gösterdi, "suikastçı" ilan etti!

Yazısında, Küçükkaya'nın Ekrem İmamoğlu ile yayından önce gerçekleştirdiği skandal buluşmadan ziyade, bu görüşmenin nasıl ortaya çıktığına yoğunlaşan Uğur Dündar, geçmişte pek çok kez yaptığı gibi yine hasım olarak gördüğü kişileri hedef gösterdi.

İmamoğlu buluşması nedeniyle okların üzerine çevrildiği İsmail Küçükkaya'yı aklamak için akıl almaz örnekler ortaya atan Uğur Dündar, konuyu, The Marmara Oteli'nin sahibi Oğuz Gürsel ve ailesini kendilerinden tamamen ilgisiz bir olayı ile birlikte anmaya kadar taşıdı.

"The Marmara Oteli!.." başlığını taşıyan yazısına, Bülent Ecevit'in tarihi Taksim mitingine atıfla başlayan Dündar, "Ne düşündürücüdür ki; tam 42 yıl önce ''Ecevit’e suikast yapılacak'' iddiasıyla gözlerin çevrildiği, sahibi Oğuz Gürsel ve aile bireylerine ait şirketlerin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden büyük ihaleler aldığı ortaya çıkan The Marmara Oteli, yine bir suikast girişimiyle seçim gündemine yerleşiyor!.." ifadelerini kullandı.

Gürsel Ailesini hiçbir somut delil bulunmaksızın ve gazetecilik faaliyetlerine taban tabana aykırı şekilde "itibar suikastı" yapmakla suçlayan Dündar sözlerine şöyle devam etti;

"Ancak bu kez yapılan girişim diğerinden farklı: Bu bir itibar suikastı!.. Öldürmüyor!.. Fakat hedef aldığı kişinin hayatını karartabiliyor!.."

UĞUR DÜNDAR HEP HEDEF GÖSTERDİ!

Diğer yandan, bu Uğur Dündar'ın medya sicilindeki ilk hedef gösterme vakası değil.

Medyada tartışmalı bir figür olan ve pekçok duayen gazeteci tarafından "gazeteci" bile sayılmayan Uğur Dündar, kariyeri boyunca birçok ismi kanıtsız ve önyargılı şekilde hedef göstererek, büyük acılar yaşanmasına sebep oldu.

Uğur Dündar'ın medya sicilini Kemal Gümüş geçtiğimiz yıllarda yaptığı bir haberde derleyerek gözler önüne sermişti.

Buna göre, Dündar’ın Arena programında hedef gösterilen Şerafettin Yardımedici adlı 69 yaşındaki vatandaş, onurunun zedelendiğini söyleyerek 25 Eylül 1999’da intihar etti.

Uğur Dündar tarafından 1 Kasım 1996 tarihinde büyücü hoca denilerek hedef gösterilen Şerafettin Yardımedici, kısa bir süre sonra gözaltına alınmış, ancak daha sonra serbest bırakılmıştı.

BAKANIN SAĞLIK RAPORLARINI YAYINLADI

05 Şubat 2009’da İ. Uğur Dündar yönetimindeki Star Haber, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tedavisi süren Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’a ait sağlık raporunu yayınladı. 1998 yılında yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği’ndeki birçok bölüm hastaya ait kişisel bilgilerin gizli kalmasını emrediyor. Daha da ötesi, bu bilgilerin kamuyla paylaşılması da kesinlikle yasak.

SİVAS’TA GİZLİ ÇEKİM REZALETİ

23 Ocak 2000’de Sivas’ın Koyulhisar ilçesi Ortaseki köyü Bostandere mahallesinde yaşayan 100 yaşındaki Bekir Pehlivan’a “komplo” düzenleyerek, kanunlara aykırı olarak “gizli çekim” yaptırdığı gibi, hiç yaşanmayan olayları bile meydana gelmiş gibi gösteren Uğur Dündar ve ekibine yüklü tazminat davası açıldı. Daha sonra Bekir Pehlivan’a iftira atıldığı mahkeme kararıyla kesinleşti.

'ÖĞRETMEN YOK' DE, 50 TL AL

Geçtiğimiz Ekim ayında “Aktütün’de öğretmen olmadığı için eğitim verilmediği” iddiasının altından da Dündar çıkmıştı. 11 yaşındaki bir öğrencinin bu yönde açıklamalarda bulunmaya parayla razı edildiği ortaya çıkmıştı. Dündar ve ekibi, “Öğretmensiz okulunu anlattı” diye ekranlara taşıdığı ilköğretim 5. sınıf öğrencisi Çiçek Aysal’a “öğretmenimiz yok” demesi için 50 TL vermişti.

BAŞÖRTÜSÜ TAKAN DOKTORU HEDEF GÖSTERDİ

18 Aralık 2006’da Hürriyet’te İ. Uğur Dündar imzasıyla yayınlanan haberde, “tesettür”le hiç alâkası olmayan bir olay “tesettür faciası” şeklinde sundu.

Hürriyet gazetesi, manşetinde ‘Tesettür faciası” ifadesini kullandı ve sadece Opr. Dr. Celal Tütüncü’nün ifadelerine yer vererek, Konya Numune Hastanesi’ndeki perukla görev yapan radyoloji uzmanlarının, testislerinden rahatsız olan 16 yaşındaki bir erkek hastanın ultrasonunu çekmediklerini ve hastanın bu yüzden bir testisini kaybettiğini iddia etti.

Hürriyet’in tesettürle uzaktan-yakından ilgisi olmayan bir olayı çarpıtıp, “başörtüsü düşmanlığı”na malzeme yapması, hastane bünyesinde büyük tepkiye yol açtı.

UĞUR DÜNDAR'IN GERÇEK YÜZÜNÜ UFUK GÜLDEMİR YILLAR ÖNCE ORTAYA KOYMUŞTU...

Bu skandal "testis" çarpıtmasını ve Uğur Dündar'ın neden hiçbir zaman mesleğin duayenleri tarafından "gazeteci" sayılmadığını Habertürk'ün kurucusu, gazeteci Ufuk Güldemir o dönem Habertürk internet sitesinde yayınlanan analizinde tane tane anlatmıştı.

İşte Ufuk Güldemir'in o köşe yazısı;

Özür dilemek bir erdemdir.

Son günlerde bunu bir haber dolayısıyla HABERTÜRK, sonra da HÜRRİYET yaptı.
Büyüklüğün, kendine güvenin bir emaresidir özür. Bir zarafettir. Özür sosyal bir alışkanlık değil, sınıfsal bir teamüldür de. Mesela köylüler ve işçiler kolay kolay özür dileyemez. Burjuvalar daha rahat özür diler..

Hatalı olduğunu bilse dahi özür dilemeyi kendine yediremez köylüler. Çünkü özür dilerse küçüleceğini zanneder. Oysa iyi eğitimli burjuvalar bilir ki büyütür insanı özür.

Bu yazının konusu “sınıfsal bir mesele olarak özür” değil, Uğur Dündar’ın “testisleri”...

Bildiğiniz gibi Uğur Dündar imzalı bir manşet haber yayınlandı Hürriyet’te geçenlerde:

“Tesettür Faciası…”

İddiaya göre, tesettürlü iki bayan hekim, bir erkek çocuğun testislerinin tıbbi görüntülemesini, hastanın erkek olması nedeniyle ifadan kaçındığı için, doğan vakit kaybı çocuğun bir testisinin alınmasına yol açmıştı”

Haber yayınlandığı gün, gazeteleri okurken, eşim Gaya’ya gazeteyi gösterdim ve dedim ki, “bak bu haber yalan çıkacak”

“Neden?” diye sordu:

“Çok basit” dedim, “Türkiye’de hiçbir devlet hastanesinde hiçbir kadın hekim böyle bir ayrımcılık yapamaz. Kadın doktor ne kadar tesettürlü olursa olsun, ne kadar dinci olursa olsun, hastanelerimizin tıbbi gelenekleri din, dil, cinsiyet ırk ayrımcılığını aşar. Bazı tesettürlü kadın doktorlar özel muayenede erkek hasta kabul etmeyebilir, buna hakkı da olabilir, ama devlet hastanesinde bunu yapamaz, yapmaz. “

Eşim sordu: “ama doktor raporu varmış”

“O doktorun öbürlerine husumeti vardır, siyaset vardır” diye cevap verdim. “Husumet ve siyaset türbandan çok daha eski bir insanlık fenomenidir”

Peki, “yahu kardeşim sen oturduğun yerden bir bakışta meseleyi çözüyorsun da koca araştırmacı gazeteci, üstelik araştırıyor da nasıl çözemiyor?” sorusunu bekledim, bekledim ama bir türlü sormadı Gaya.

Belli ki zamana bırakmıştı cevabı. Eğer haber yalanlanmazsa ilerde her gün beni taciz edebileceği bir koz yakalamıştı.

Fazla beklemedik. Ertesi gün raporda suçlanan doktorlardan ikisinin de o gün görevde olmadıkları ortaya çıktı. Ardından çoban çocuğun, kadın müstahdem, kadın hemşire ve kadın doktorların tümüne birden “doktor” dediği ortaya çıktı.

Ve tam bir gazetecilik faciası. Uğur Dündar, bırakın araştırmacı gazeteciliğin, sıradan gazeteciliğin dahi temel kurallarını yerine getirmeden büyük bir skandala imza atmıştı.

Şimdi yaptığı yanlışları sıralayayım:

Bir gazeteci önüne böyle bir iddia geldiğinde ona “inanarak” değil, “inanmayarak” işe koyulursa doğruya daha çabuk ulaşır. İşin ta başında “tesettürlü kadın doktorların erkek hastaya bakmamaları nedeniyle erkeğin testissiz kalması” haberi Uğur Dündar’a o kadar cazip gelmiş ki, gerekli “double check” mekanizmaları işletilmemiş. Bir araştırmacı gazeteci, elindeki rapora dayanarak imza atmaz o habere. Rapor husumete, iç çekişmelere dayalı olabileceğinden başlı başına bir veri değildir gazetecilikte. Rapor ilgili haberi kuvvetlendiren bir veri olabilir ancak. Bu yüzden de bir gazetecinin ilk yapacağı iş, “haber doğru mu” yerine “rapor doğru mu “ fenomenini şu sıralamayla araştırmak olmalıydı.

1) raporun varlığı doğru mu

2)raporun vaaz ettiği doğru mu?

Belli ki doktorun raporunun varlığını araştırmışlardı ama vaaz ettiğini araştırmamışlardı.

Tıpki dinimiz gibi, mesleğimizin de bir ''şartları'' bir de'' farzları'' vardır. Mesela ''acurracy'' bir şarttır mesleğimizde. Eğer yaptığın gazetecilik ''accurate'' değilse, kötü gazetecilik yapmışsın demektir. Buna karşılık ''tüyü bitmemiş yetimin hakkını kötülere karşı korumak'' mesleğimizin olmazsa olmaz şartlarından biri değildir, ama farzdır. Sadece gazeteciliğin değil, insanlığın farzlarından birisidir. ''İyi gazeteci'' olmak için ''kötülere karşı mücadele'' gerekmez, ama ''accurate'' olmak mutlaka gerekir. Eğer ''kötülere karşı mücadele, tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmak, testisi giden çobanın hakkını aramak'' tek başına ''iyi gazeteciliğin'' şartlarından sayılsaydı, o zaman Robin Hood da araştırmacı gazeteci olurdu. O halde neymiş? Araştırmacı gazetecilik yaparken ''accurate reporting'' yapmak mutlaka gerekiyormuş.

Uğur Dündar şimdi ağlıyor: “efendim bırakın ayrıntıyı, ihmal nedeniyle çocuğun testisleri gitmiş, siz ona bakın"

Yok öyle…

Senin “bırakın ayrıntıyı” dediğin şey, gazeteciliğin anasıdır..

Zavallı çocuğun testisleri gitti ama sen de testislerinden yakalandın.

Bu gazetecilik skandalından sonra sevgili dostum Ertuğrul Özkök ile birçok defa çeşitli yerlerde bir araya geldik. Ne ben açtım bu konuyu, ne de o.

Ertuğrul, o keskin zekâsıyla mutlaka fark etmişti benim bu konudaki sessizliğimin sırrını: Yoksa Uğur Dündar konusundaki tezlerimi doğrulayan böyle bir fırsatı yakalamışken Dündar’ı nasıl testislerinden tutup duvardan duvara çarpacağımı bilirdi. Bu olayı rahatça televizyona taşıyıp Dündar’ı adam içine çıkamaz hale getirebilirdim. O çobanı özel bir uçakla getirtip TV’ye çıkarmak hiç de zor değildi benim için. Peki, neden yapmadım? Çünkü eğer yapsam Özkök ve Hürriyet’in itibarı da Uğur Dündar’ın yanında tartışılmak zorunda kalacaktı. Bence bunlar asla bir arada anılmamalıydı. Böyle adamlar mesleğimizden gelip geçiyor ama HÜRRİYET gibi bir gazete kolay kolay abideleşmiyordu.

Bekledim, Özkök’ün zekâsına güvendim. Dedim ki Özkök gibi akıllı bir adam böylesine büyük bir skandalın altına yatmaz. Dediğim de çıktı. Özkök kamuoyu önünde adam gibi özür diledi.

Hem yazanın hem de yazı işlerinin uyarıldığını da vurguladı.

Bu konuda bir deneyimi aktarmak isterim:

Gazete yazı işleri zaman zaman, ünlü muhabir ve yazarlardan gaz yer. Uğur Dündar da özellikle Pazar günleri Gazete yazı işlerindeki zafiyet nedeniyle manşet sıkıntısı çekildiğini bildiğinden Pazar gününe sakladığı bazı haberleri manşete sokmak için lobi yapar. Bu lobi Uğur Dündar gibi meşhur bir şahsiyetten gelince, yazı işleri tutuklaşır, normal mekanizmalar işlemez. O haber rutin editoryal süzgeçten de geçirilmeden sayfaya girer. Bunu nerden biliyorsun? Başıma geldi de ondan.

Milliyet’in Genel Yayın Müdürüydüm. Bir gün Uğur Dündar’ın yanında çalışan Haluk Şahin bizim yazı işleri müdürlerinden birisini aramış, Uğur Dündar’ın büyük bir haber yakaladığını, şöyle ortalığı sarsılacağını böyle sarsılacağını falan söylemiş. Tabii ben de SHOW TV’den geldiğim ve Uğur Dündar’ın yardığı kafa gözü bildiğimden hemen bir başka müdürü çağırıp, Uğur Dündar’ın haberini check etmesini istedim. İkinci müdür bizim Cumhuriyet ekolünden geldiğinden kılı kırk yarardı. Bir baktık ki, haberi yayınlarsak tekzip yiyeceğiz çünkü haber tamamen retorik.

Haluk Şahin ile konuşan eski Yazı İşleri müdürünü çağırdım ve dedim ki bu haberde iş yok yayınlamayacağız. “Nasıl olur” dedi, biz hep yayınlarız Uğur Dündar’dan gelen haberleri.”

Ben de “biliyorum, Milliyet o yüzden bu halde” diye cevap verdim. Düşünün Yazı işleri, dışardan kendisine empoze edilecek haberleri sorgusuz sualsiz yayınlayacak kadar pasifleşmiş. Sanki büyük bir gazetenin ağır toplardan oluşan astığı astık, kestiği kestik güçlü yazı işleri kadrosu değil, İkitelli noteri. Telefon eden manşet oluyor.

Anılara değinmişken biraz da size Uğur Dündar’ın kendi grubu içinde nasıl algılandığını anlatayım ki o haberin nasıl Hürriyet’te manşet olduğunu daha iyi anlayın.

Uğur Dündar, AB grubundan rating alsa bile temel olarak C grubuna dönük bir consomedir . Zaten dikkat edin onun için kullanılan “araştırmacı gazeteci, usta gazeteci “palavrası sadece iç tüketim için kullanılır. Mesela “usta gazeteci Uğur Dündar kokoreççide fare yakaladı” falan. Ama dış tüketimde kullanılmaz. Mesela Doğan grubu son aylarda birisi Medya Davos’u olmak üzere İstanbul'da iki büyük etkinlik yaptı. Buralarda Uğur Dündar’ın hiçbir aktif rolü olmadı. Madem “usta gazeteci, madem İngilizceye hâkim araştırmacı gazeteci” neden buralarda konuşmacı olarak yok? Çünkü kendi grubunun içinde öyle algılanmıyor. Uğur Dündar kendi grubu içinde biraz çekinilen, “biz atarsak gider karşı grupta aleyhimize yazar” diye bakılan, patron ve onların yeryüzündeki gölgeleri genel yayın müdürleri tarafından dirsek mesafesinde tutulan bir şahıs. Yani, “Türk'e Türk propagandası” gibi bir şey. Halka gelince “araştırmacı gazeteci” , grup içi ciddi tüketime gelince “aman karıştırmayın onu” Tabii bunun vebali var. Çünkü bu kadar tartışmalı bir konsomeyi Türk halkına “araştırmacı gazeteci, usta gazeteci” diye satmanın sıkıntısı ilerde çok daha büyük olacak.

Sonuç olarak Uğur Dündar geldi duvara tosladı.

Ben belki göremem diyordum, ama ben de gördüm.

Güncelleme Tarihi: 21 Haziran 2019, 15:54
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner5